Şut gibi kurşunlar gol gibi bombalar…

 Yıl 1969. Futbolda Dünya Kupası eleme maçı. Ancak taraftarları taşıyan otobüslere ateş açılan, dükkanların yağmalandığı, arabaların ateşe verildiği, futbolcuların evlerine ölmeden dönebildikleri için sevindikleri bir maç… Hemen ardından çıkan bir savaş… Yağan bombalar, kurşunlarla başlayıp palalarla devam eden 2 bin kişinin öldüğü, en az 10 bin kişinin yaralandığı bir meydan muharebesi… 

El Salvador yoluna devam etti İlk iki maçın karşılıklı galibiyetlerle sona ermesi üzerine 26 Haziran’da Meksika’da oynanan üçüncü maçta uzatmalarda golü bulan El Salvador, Honduras’ı geçerek yoluna devam etmişti. 

 Futbol, milyarları peşinden sürüklüyor. 90 dakika boyunca yeryüzünün birçok köşesinde hayat duruyor, tüm dertler unutuluyor. Dünya Kupası elemelerinde bundan 50 yıl önce yaşanan El Salvador-Honduras buluşması sadece bu oyunun değil, siyaset tarihi kitaplarında da uzun uzun anlatılıyor. 

1960’ların sonlarına yaklaşırken Orta Amerika’nın yüzölçümü bakımından en küçüğü El Salvador, tüm Amerika kıtasının en yoğun nüfusuna sahip bir tarım ülkesiydi. Ülke geneline hakim olan toprak ağaları yüzünden köylülerin üçte ikisinin kendilerine ait işleyebilecekleri arazileri yoktu. Bu topraksız köylüler, kurtuluşu El Salvador’un altı katı büyüklüğünde ve yarı nüfusa sahip, verimli tarım arazileriyle Amerikan meyve şirketlerinin gözdesi durumundaki Honduras’a göç etmekte bulmuşlardı. 

Sahada başladı, cephede son buldu Sahada futbolla başlayıp çatışmalara ve nihayetinde savaşa dönen El Salvador-Honduras gerginliği için o dönem gazetelerde “Futbol Savaşı” başlığı kullanılmış, başlık daha sonra Ryszard Kapuscinski’nin kitabının da ismi olmuştu. El Salvador, Honduras arasındaki savaş 100 saat sürdüğünden bu isimle de anılmaktadır. 

Ünlü yazar O, Henry, Honduras’ta geçirdiği altı ayın sonunda 1904’te Cabbages and Kings (Krallar ve Lahanalar) romanını kaleme almış ve daha da önemlisi bu kitap “muz cumhuriyeti” ifadesini siyasi literatüre kazandırmıştı. Ekonomik olarak zorluk çeken yerel halk, yaşadıkları sorunların sebebi olarak gördükleri Salvadorluları ülkelerinde istemiyordu. 

1960’larda Honduraslı köylüler arasında çıkan bir huzursuzluk neticesinde hükümet bir toprak reformuna kalkışıp Salvadorluların yerleştiği toprakları Honduraslı köylülere dağıtmayı planlayınca dananın kuyruğu koptu. Bu, Salvadorluların yurtlarına geri dönmeleri anlamına geliyordu. 

İki ülke arasındaki gerginlik en üst seviyeye ulaşmıştı. Gerek Honduras gerekse El Salvador basını diğer taraf aleyhine bitmek bilmeyen kışkırtıcı yayınlarına ara vermeksizin devam ediyordu. İki ülkenin yolu, işte böyle bir ahval ve şerait içinde 1970 Dünya Kupası elemelerinde kesişiyordu… 

Kuzey ve Orta Amerika ile Karayipler Futbol Konfederasyonu’ndan (CONCACAF) turnuvaya evsahibi Meksika dışında bir ekip daha katılacaktı. 12 ülke üçerli dört gruba ayrılacak, liderler yarı finalde iki maç eleme usulüyle kozlarını paylaşacaktı. O turu geçenler de Dünya Kupası bileti için kapışacaktı… 

“Muz cumhuriyeti”, grup aşamasında komşusuna göre daha çok zorlanıyordu. Öyle ki Honduras 29 Aralık 1968’de Kosta Rika’da kaybetse, futbol savaşı hiç yaşanmayacaktı. Güç bela yoluna devam edebilen Honduras, böylece El Salvador’un rakibi olmuştu. 

Stadyum değil adeta askeri üs! 

İlk maç 8 Haziran 1969’da Honduras’ın başkenti Tegucigalpa’da yapılacaktı. 30 Nisan’da Salvadorlulara ülkelerine dönmeleri için 1 ay mühlet veren Arellano hükümeti, 2 Haziran’da silah zoruyla 500 Salvadorlu aileyi sınırdışı etmişti. Tansiyon iyiden iyiye yükselmişti. 

Karşılaşmadan bir önceki gece El Salvador kafilesi uyutulmuyordu. Binlerce insan otelin pencerelerine taş atıyor, sokaklarda çatapat patlatıyordu. Kornalar saatlerce susmamıştı. 

Ertesi gün çimlere yorgun argın çıkan El Salvadorlu futbolcular ellerinden geleni yapmış, ancak son dakikalarda gelen gole teslim olmuştu. Polonyalı yazar Ryszard Kapuscinski’nin kaleme aldığı popüler futbol kitabı Futbol Savaşı’na göre, deplasmandaki bu maçı El Salvador’da televizyondan izleyen 18 yaşındaki Amelia Bolanos mağlubiyete dayanamamış ve babasının tabancasıyla hayatına son vermişti. Ertesi gün Salvador gazetesi El Nacional “Genç kız, vatanının yıkılışını görmeye tahammül edemedi” başlığını atıyordu. Adeta azize ilan edilen Bolanos, televizyondan naklen yayınlanan devlet töreniyle toprağa verilmişti. 

Birçok kaynakta yer alan bu bilgiler aslında gerçeği yansıtmıyor. O tarihte El Salvador’da ne böyle bir gazete vardı ne de canına bu şekilde ve bu nedenle kıyan bir insan. Rodrigo Arias adındaki eski bir gazeteci, tam iki yıl Bolanos’un ailesini bulmaya çalışmış, incelediği yüzlerce ölüm belgesinde genç kadının izine rastlayamamıştı. Salvadorlu tarihçi Carlos Canas-Dinarte de bu dramın aslında hayal ürünü olduğunu anlatmıştı. Kuvvetle muhtemel, Kapuscinski bu satırları kitabını sattırmak için kaleme almıştı. 

Pencereden içeriye ölü fare yağmuru 

Kaptan Mariona El Salvador kaptanı Salvador Mariona 1970 Dünya Kupası’na katılan kadronun fotoğrafıyla birlikte poz veriyor. 

Rövanş bir hafta sonraydı. Bu defa maç öncesi uyuyamayan Honduraslılardı. Otelde cam çerçeve kalmamış, iddialara göre pencerelerden içeri çürük yumurtalarla ölü fareler yağmıştı. Stadyuma zırhlı araçlarla götürülen kafilenin can güvenliği de yoktu. Konuk taraftarları maça taşıyan otobüslere ateş açıldı. Devamında olaylar stadyuma taşındı; tribünde kavgaların ve olayların sonu gelmek bilmedi. 

Honduras takımına ve taraftarlarına yapılanlar sonrasında olaylar Honduras’a da taşındı. Evlerinden zorla çıkarılan Salvadorlular sokaklarda sürüklendi, dövüldü, işlerinden atıldı. Salvadorluların işlettikleri dükkanlar yağmalandı. 

Barışmaları 11 yıl sürdü 100 saatte son bulan savaşta 2 binden fazla kişi ölmüş, 10 binden fazla kişi yaralanmıştı. Savaş arabulucuların müdahalesiyle hızla sona ermesine karşın barış antlaşmasının imzalanması 11 yıl sürmüştü. 

Flor Blanca Stadyumu adeta bir askerî üsse dönmüştü. Sahanın kenarında yerini alan silahlı askerler de cabasıydı. Honduras bayrağının yakılmasından sonra santra yapılıyordu. El Salvador’un bu şartlar altında zorlanmadığı maçın son düdüğü çaldığında, tabelada evsahibinin 3-0’lık üstünlüğü vardı. Bir bakıma herkes mutluydu. Kazananlar zaferi kutluyordu, kaybedenler ise canlarını kurtarmış olmayı! 

Honduras’ın hocası Mario Griffin, mücadeleden sonra “Kaybettiğimiz için çok şanslıyız” diyordu. Kafile binbir güçlükle de olsa mücadelenin ardından evlerine sağ-salim dönmeyi başarmıştı. Onları desteklemeye giden taraftarlar ise o kadar şanslı değildi. İki kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı. Honduras plakalı 150 araç da yakılmıştı. 

O günlerde iki maçın toplamında hangi takımın daha çok gol attığının bir anlamı yoktu; iki ekibin de birer galibiyeti olduğundan, yoluna devam edecek ülke, tarafsız sahada oynanacak üçüncü bir maçla ortaya çıkacaktı. 

O mücadeleye kadar Honduras’ta Salvadorlulara tacizler artıyordu. Hükümet olanlara seyirci kalırken, 10 binden fazla kişi çareyi kaçmakta bulmuştu. 

26 Haziran günü takımlar üçüncü maç için Meksika’da buluşmaya hazırlanırken, El Salvador Honduras’la tüm ilişkilerini kesiyor, sınır kapatılıyordu. Geniş önlemler alan polis, stadyumda iki takımın taraftarlarının arasında oturuyordu. Gol düellosu şeklinde geçen müsabakanın normal süresi 2-2 bitmiş, uzatmalarda ağları bir kez daha bulan El Salvador yoluna devam etmişti. 

Grupta gol bile atamadılar Honduras’ı devre dışı bırakan El Salvador daha sonra Haiti’yi geçerek Dünya Kupası’na katılma hakkını elde etmiş fakat kupada Sovyetler Birliği ve Belçika’nın yer aldığı grupta gol bile atamamıştı. 

Otomatik silahlar, tüfekler ve palalar 

Günler geçiyor, ortam durulmuyordu. Taraflar birbirini suçlamaya devam ediyordu. Dünya Kupası yolunda havlu atan Honduras’ta Salvadorlulara tacizler bitmek bilmiyordu. 14 Temmuz’da El Salvador savaş uçakları, ilk maçın oynandığı Tegucigalpa kentini bombalayarak savaşın başlangıcını ilan ediyordu. Nikaragualı diktatör Anastasio Somoza savaşa kendi katkısını “muz cumhuriyeti”ne silah yardımı yaparak sağlıyordu. 

Meksika’daki üçüncü maçta son düdüğün çalmasından tam 18 gün sonra kıyamet kopmuştu. Honduras hemen cevap vermiş, görece daha güçlü olan Salvador ordusu sınırı geçerek işgale başlamıştı. Salvador birlikleri düşman ülke sınırının 20-30 kilometre içerisine girmiş, askerî açıdan zayıf durumdaki Honduras birlikleri palalar ve eski model tüfeklerle karşı koymaya çalışmıştı. Benzinleri bittiği için daha fazla ilerleyemeyen Salvador askerleri, buna rağmen ellerindeki son model Belçika yapımı otomatik silahları ve zırhlı araçlarıyla düşmanlarına kıyasla çok daha avantajlı bir durumdaydı. Fakat disiplinsizlikleri ve kötü taktikleri nedeniyle bu avantajlarını başarılı bir istilaya çeviremediler. Gördükleri her şeye ateş eden Salvador askerleri tüm mühimmatını savaşın ilk saatlerinde harcamış, cephedeki kapışma çok kısa süre içerisinde iki tarafın da karşılıklı olarak palalarını çektikleri eski usül bir meydan muharebesine dönüşmüştü. 

Binlerce göçmen geri döndü San Miguel’de bir Kızılhaç Binası’na sığınan Salvadorlular. Tarih 7 Temmuz 1969. Savaşta 14 bin göçmen Honduras’ı terkederek El Salvador’a dönmek zorunda kaldı. 

Dört günden (100 saat) fazla süren çatışmalar, araya giren Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) sayesinde 18 Temmuz’da durdu. 2 Ağustos’ta da Salvador birlikleri çekilmeye başladı. 150 kilometreye ulaşan mesafeleri yaralı bir biçimde yürüyerek anayurtlarına ulaşmaya çalışan binlerce Salvadorlu, yıllar önce terketmek zorunda kaldıkları ülkelerinde hiç de hoş karşılanmamıştı. 10 yıl sonra El Salvador tekrar kaosa sürüklenecek ve senelerce süren içsavaş ülkeyi yine kana boğacaktı. 

Tarihteki tek gerçek “futbol savaşı”nın bilançosu ağırdı. 100 saatte ölü sayısı 2 bini, yaralı sayısı 10 bini aşmıştı. 1969’da ateşkes çabuk ilan edilse de, iki tarafın masaya oturup barış imzalaması 11 yıllarını alacaktı. 

Kıvılcımı meşin yuvarlak çaksa da, komşuların gerginliği çok daha öncesine dayanıyordu. Bu nedenle kimi tarihçiler Honduras-El Salvador arasındaki çatışmaya futbol savaşı yerine “100 Saat Savaşı” demeyi tercih ediyor. Kazananı olmayan, hattâ berabere biten bir harpti onlarınkisi. Futbolun asla sadece futbol olmadığı onlarca örnekten sadece biri. Belki de en vahimi!