Meşrutiyet’in 23 Temmuz 1908’de yeniden ilan edilmesinin ardından halk, Osmanlı topraklarının pek çok yerinde olduğu gibi Antep’te de Abdülhamit’in istibdad rejiminden kurtulmanın sevincini sokaklarda kutladı. Reformları uygulamak konusunda ayak direyen Kaymakam Necmeddin Bey feci bir şekilde dövülüp, şehirden kovulacak; fakat sonra Kilis’e kaymakam tayin edilecekti. İttihatçılar, olayın sorumluları hakkında ise tahkikat başlatacaktı. 

Meşrutiyet 23 Temmuz 1908’de yeniden ilan edildiğinde halk, ülkenin pek çok yerinde kutlama mitingleri yapmış; eski rejimin memurları işlerinin başından alınıp kapı dışarı edilmeye başlanmıştı. Bu mitinglerden biri de Antep’te gerçekleştirilmişti. Meşrutiyet’in ilan edildiği sırada, kentin kaymakamı Necmeddin Bey’di. Lübnan’ın başkenti Beyrut’un 86 kilometre doğusundaki Baalbek bölgesinde doğan ve Arap bir aileden gelen Necmeddin Bey sevilen, örnek bir memur olarak ün kazanmıştı. Göreve başladığı günden itibaren caddeler temizlenir, genişletilir, işinin ehli memurlar çalıştırılır, liyakat önplanda tutulur olmuştu. Antep’in ve civar köylerin güvenliğiyle yakından ilgilenen Necmeddin Bey akşamları şehri bizzat teftiş ediyordu. Fakat Kaymakam bey, Anayasa’nın getirmiş olduğu yeni koşullara uyum sağlayamamıştı. Abdülhamit döneminde Antep’e tayin edilen bürokrat, Anayasa yeniden ilan edilip yürürlüğe girdikten ve İttihatçılar iktidarı fiilen de olsa ele geçirdikten sonra, Anayasa’nın gerektirdiği reformları uygulamak konusunda ayak diriyordu. Kendisini Antep’in tek resmî idarecisi ve otoritesi olarak görüp kendisine karşı gelen Meşrutiyet yanlılarının varlığını kabul etmiyordu. Dünya görüşü siyaseten İttihatçılıktan oldukça uzak olan kaymakam, kaza’nın idare meclisini seçmek için ricada bulunanların başvurularını da cevapsız bırakıyordu. 

Şehrin önde gelenlerinden Şakir Sabri Yener, bizzat şahit olduğu Kaymakam Necmeddin Bey olayını, Gaziantep Kültür Dergisi’nde neşretmişti. 

Bunun üzerine Antep’teki İttihatçı yöneticiler kendi aralarında örgütlenerek kaymakamın bulunduğu idare binasına gitmeye karar verdi. Niyetleri, Necmeddin Bey’den Anayasa’nın gerektirdiği yenilikleri uygulamasını talep etmekti. Eylül 1908’de 100 kişiye yakın bir grup şehrin dışında toplandı. Öğleden sonra saatlerinde, davul ve zurna eşliğinde şehre doğru yola çıktılar. Kaymakam bu güruhun bir nümayiş yapmak niyetinde olduğunu anladı ve zabitlerine temkinli olmaları emrini verdi. Topluluk, kaymakamın bulunduğu binaya varıp da güvenlik güçlerinin mukavemetiyle karşılaşınca kapıları kırıp içeriye girerek kaymakamlık binasının avlusunu işgal etti. 

1920’lerin başından bir Antep panoraması (Violette Cebeciyan Kütüphanesi Arşivi, Halep) 

Müslümanlardan ve Ermenilerden müteşekkil kalabalık grubu temsilen koyu bir İttihatçı olan Ali Rıza Bey, iki arkadaşıyla birlikte kaymakamın yanına çıkarak, Necmeddin Bey’den taleplerinin yerine getirilmesini istedi. Kaymakamın bunu reddetmesi üzerine ise balkona çıkarak aşağıdakilere hitaben yaptığı kısa konuşmada kaymakamın olumsuz cevap verdiğini bildirdi. Nümayişe iştirak edenlerden 10-15 kişiyi yukarı çıkararak kaymakamı yaka paça aşağı indirtti. Necmeddin Bey’i feci şekilde dövüp, elbiselerini parçaladıktan sonra yalınayak Emirali Hanı olarak bilinen hanın ahırına hapsettiler. Büyük bir hakarete maruz kalan kaymakam, aynı gece Antep’ten Halep’e kaçırıldı. 

Necmeddin Bey’in dövülmesi olayından sonra, kazaya birkaç hafta sakin ve huzurlu bir hava hâkim oldu. Ancak bu uzun sürmedi. Birkaç gün geçtikten sonra, halkın heyecanı ve coşkusu sönümlendi. Zira İstanbul’daki merkezî hükümet tarafından gönderilen üç müfettiş, olayı soruşturmak üzere Antep’e vasıl olmuştu. Yetkililer hemen işe koyuldular. Yaptıkları tahkikatta göstericilerden Ali Rıza’nın ve diğer beş kişinin gözaltına alınıp, ilgili mahkemece yargılanmaları gerektiğini rapor ettiler. Sonraki gün de bu kişiler Halep hapishanesine gönderildi. Oradan da yargılanmak üzere Bağdat’a nakledileceklerdi. 

Tutuklulardan üçü Türk’tü. Bunlardan biri Antep’in İttihatçı yöneticilerden Ali Rıza, bir diğeri genç bir hoca olan Mennanzade Mustafa ve sonuncusu ise bir berberdi. Kalan iki kişi de Ermeni’ydi. Bunlardan biri boyacılık işi yapan Corci Barsumyan, diğeri ise vergi memuru olan Robert Taşçıyan’dı. 

Bu sırada Taşnaksutyun’nun (Ermeni Devrimci Federasyonu) örgütlenme faaliyetleri için Kilikya’daki bölgeleri (Zeytun, Elbistan, vs.) gezen Antepli Taşnaksutyun yöneticileri geri döndüklerinde, tutuklanan iki Ermeni’yle ilgili olarak, hemen yerel İttihatçı üyelerin yanına giderek bu kişilerin serbest bırakılmasını talep ettiler. Ancak soruşturmayı başlatan idareciler oldukça kararlıydı. Taşnaksutyun idarecileri bir sonuç alamadı. Birkaç toplantı yaparak arkadaşlarının özgür kalması için harekete geçtiler; üç kopya dilekçe hazırlayarak imzalar toplamaya başladılar. 300 Ermeni’den toplanan imzalar Dersaadet’teki merkezî hükümete, İttihat ve Terakki (İT) Merkezi’ne ve Halep Valiliği’ne birer kopya halinde gönderildi. 

İmzalar sonuç verdi. Kısa bir süre sonra Bağdat’tan gönderilen kararın tanınmayacağı, mahkemenin yeniden soruşturma başlatacağı ve nihayetinde de hapishanede tutuklu bulunanların Antep’e geri döneceği haberi geldi. Öğleden sonra, mahkumlarla birlikte, kalabalık bir grup kaymakamlık binasına (Sera) vardı. Yeni kaymakam, ahalinin talebini kabul ederek üç kişinin kefil olması ve gerekli koşulun sağlanması halinde Antep’e gönderilen tutukluları serbest bırakacağını garanti etti. Topluluğun bu 2. gösterisi olaysız geçmiştir. 

Kaymakamlık binası  Halk tarafından basılıp Necmeddin Bey’in yaka paça derdest edildiği Kaymakamlığın bulunduğu bina. Ali Rıza Bey, bu balkondan kalabalığa seslenmişti. 

Resmî tarih yazımında ‘Necmeddin Bey Vakası’ 

Şehrin ileri gelen ailelerinden birine mensup olan Şakir Sabri Yener’in bizzat tanıklık ettiği Antep Kaymakamı Necmeddin Bey’in “dayak olayı”na yönelik hatıralarından burada bahsetmek gerekir. Yener, bu olayla ilgili yaşadıklarını ve görüşlerini Gaziantep Kültür Dergisi’nde neşreder. Yener, 23 Temmuz 1908’deki Jön Türk devriminin hemen akabinde meydana gelen bu olayı hürriyet karşıtı bir memurun başlattığı bir “ayaklanma” olarak tasvir eder. Antep, Abdülhamit’in istibdadından kurtulmanın sevincini aylarca yaşamıştır. Şakir Sabri Yener anılarında şehirdeki atmosferi şöyle tarif eder: “Hürriyete susamış halk ve aydınlar, ülkenin her tarafında mitingler yapıyor, halk hareketleriyle, müstebit memurlar iş başından, hükümet kapısından atılıyorlardı”. 

Yener, mitingi düzenleyenlerin Antep’e sonradan gelip yerleşen Avukat Ali Rıza Bey ile Antep’in yerli ve ileri gelen ailelerinden Mennanzade Mustafa Bey olduğunu belirtir. Bu mitinge Antep’teki Ermenilerin de iştirak ettiğini yazar. Yener’e göre, bir tellal eşliğinde mitinge davet edilen halk, kısa süre içinde Zerdalilik Mevkii’ne ulaşmış ve muazzam bir kalabalık toplanmıştır. Mitinge katılanlar “inkılap yapılmasına rağmen hâlâ koltuklarından ayrılmak istemeyen eski memur ve meclis-i idare azalarından istifanameler almışlardı” ve Necmeddin Bey’den bu istifaların işleme koyulmasını talep ediyorlardı. Yener, Avukat Ali Rıza Bey’in ateşli bir hatip olup simaca Namık Kemal’e benzediğini anımsar. Ali Rıza Bey kalabalığın toplandığı Zerdalilik’te bir kürsüye çıkarak topluluğa hitap eder ve Meşrutiyet’in bir halk idaresi olduğunu ateşli bir biçimde vurgular. Akabinde “(…) Topluluk (yaşasın hürriyet, yaşasın adalet, yaşasın müsavat, yaşasın uhuvvet) avazeleriyle coşkun bir sel gibi, bugünkü Atatürk Bulvarı yolu ile şehre doğru yol almaya başlar”. 

Bu sırada Necmeddin Bey’in talimatıyla Atatürk Bulvarı yolu üzerinde güvenlik görevlileri kalabalık grubu durdurmaya çalışır. Ancak kalabalık, bu görevlileri bertaraf ederek hükümet konağına kadar gelir. Grup, içlerinden seçtikleri bir heyeti kaymakamın odasına gönderir. Bu ekip, Yener’in tasviriyle “İstibdadın mücessem bir timsali olan ve devrinde birçok Anteplinin canını yakan Kaymakam Necmeddin Bey’i koltuğundan aldı ve topluluğun eline teslim etti”. Grup da kaymakamı döve döve, karga tulumba Emirali Hanı’na kadar sürükledi. Necmeddin Bey’in linç edileceğini anlayan, Emirali Hanı kiracısı Hancı Ali Efendi adındaki merhametli bir vatandaş kaymakamı zorla kalabalığın elinden aldı, hana tıkadı ve kapıyı kapadı. Bu olayın vuku bulduğu günün gecesi Avukat Ali Rıza Bey ile Mustafa Mennanzade, Halep Valisi’nin bir telgrafıyla evlerinden alındı. İhtilal çıkarmak suçuyla elleri kelepçeli olarak Halep’e sevk edildiler. 10 gün kadar hapiste kaldıktan sonra, Yener’in anlatımına göre Antep İttihat ve Terakki Kulübü İdare Kurulu’nun teşebbüsü ile kurtarılıp Antep’e getirildiler. İstibdadın temsilci olarak görülüp görevinden azledilen Necmeddin Bey, Antep’ten ayrıldıktan sonra İT’ye rağmen Kilis’e kaymakam tayin edildi. 

‘Özgürlük, eşitlik, kardeşlik için’  Meşrutiyetin yeniden ilanı, tüm yurtta halk ve aydınlar tarafından kutlanmıştı. İstanbul’daki Meşrutiyet kutlamaları, 1908. 

Son söz yerine 

Burada ilginç olan, Abdülhamit rejiminin ve zihniyetinin temsilcisi olarak görülen; Meşrutiyet ve İttihatçılık karşıtı olan bir bürokratın hakkında yapılan şikayetlere ve tahkikata rağmen, görevinde kalmaya ve başka kazalarda kaymakamlık yapmaya devam etmesidir. Bunun önemli nedenlerinden biri Necmeddin Bey’in Mülkiyeli bir Arap olmasıdır. Zira İT, bilhassa Araplarla olan ilişkilerinde siyaseten dikkatli ve özenli davranmaya, onları küstürmemeye gayret eder. Zaten sayıları az olan Arap idarecileri meslekten tard etmeye bir anlamda kimsenin cesareti yoktur diyebiliriz. 

Bunun yanında her ne olursa olsun Necmeddin Bey, devleti ve hükümeti temsil etmekte, dolayısıyla kendisine yönelik herhangi bir hakaret ve saldırı, otoritesine karşı yapılan herhangi bir saygısızlık, İttihatçılar tarafından merkezî hükümete ve devlete yapılmış kabul edilir. Karşımızda otorite zaafı göstermemek isteyen bir siyasi yapı vardır. Bu zaafın toplum nazarında yaratacağı olumsuz sonuçlardan kaçınmak için merkezî otoritenin yerel temsilcisi olan Necmeddin Bey, görevinde kalmaya devam eder. 

Bir diğer neden ise Abdülhamid iktidarını ciddi biçimde sarsan Jön Türkler’in, devrimin ilk coşku ve heyecanı geçtikten sonra Anadolu vilayetlerinde somut bir siyasal ve toplumsal örgütlenmeden yoksun oldukları gerçeğiyle karşılaşmasıdır. İttihatçılar kendi bürokratik ve idari kadrolarına sahip değillerdi. Meşrutiyet yeniden ilan edildikten sonra bile Anadolu’da birçok vilayette ve kazada halen Abdülhamid rejimine bağlı bürokratlar iş başındaydı. Otorite zaafına uğramamak adına anayasa ve Meşrutiyet karşıtı da olsa Necmeddin Bey gibi işini layıkıyla yapan idarecileri görevlerinde tutmak zorunda kalmışlardır. Bu durum o dönemde İT’nin ne derece kırılgan bir iktidar bloğuna yaslanmak zorunda kaldığının somut bir tezahürüdür. İlaveten, bu mesele aynı zamanda İttihatçıların “Hürriyet devrimi” dedikleri Meşrutiyet’in ve Anayasa’nın yeniden yürürlüğe girmesinden ne kastettikleriyle de ilintilidir. 

İT “özgürlük, adalet, kardeşlik ve eşitlik” idealleriyle yola çıkmış, ancak bu ideallerin kuvveden fiile çıkarılması hususunda eli sıkı hareket etmiştir. Adem-i merkeziyetçilik yerine merkeziyetçiliği temel almış; devletin bekasını ve İmparatorluk’un varlığını bütün bu değerlerin üzerinde tutmuştur. Devletin birliği, 1908 Devrimi’ni gerçekleştiren siyasi kadroların her daim temel amacı olmuştur. Dolayısıyla, iktidarın otoritesini temsil eden bir devlet görevlisinin Antep’te böyle bir hakarete uğramasını, devletin kaymakamının bu şekilde derdest edilmesini kendi otorite ve iktidarlarına yönelik bir tehdit olarak değerlendirmişlerdir. Her ne kadar Necmeddin Bey, istibdat taraftarı biri de olsa, her ne kadar ona bu muameleyi reva gören kalabalıklar bunu 1908 Devrimi’nin getirdiği reformların hayata geçirilmesi saikiyle de yapsa, İT için esas olan kendi iktidarının bölünmezliği ve devletin mutlak otoritesidir. 

Tam da bu noktada 1908 Devrimi’nin, Fransız İhtilali’nden ilhamla benimsediği “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” idealleri sadece kağıt üzerinde kalmıştır.