1. Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletleri tarafında yer alan Çin, savaştan sonra yine aynı tarafta yer alan Japonya’nın emperyalist girişimlerine maruz kaldı. Batılı galiplerin yeni ortaya çıkan “Bolşevik tehdidi”ne karşı Japonya’ya destek vermesi Çin’deki komünist hareketi ateşleyecek, 4 Mayıs 1919’da başlayan ve ülke çapında yayılan büyük gösteriler ülkenin kaderini ve geleceğini belirleyecekti. 

Bugün dünyanın en büyük ekonomik gücü olma yolunda ilerleyen Çin, 18. yüzyıl sonunda dünyanın en büyük ülkesiyken, “utanç yüzyılı” olarak adlandırılabilecek 19. yüzyılda büyük çöküntüye uğrayınca, başta İngiltere olmak üzere Rusya, Japonya, Almanya, Fransa gibi ülkelerin tahakkümü altına girmişti. 

1911’de Sun Yat-sen önderliğinde, son İmparator Pu Yi’nin tahttan indirilmesiyle Birinci Çin Devrimi gerçekleşmiş ve geçici cumhuriyet hükümeti kurulmuştu. Ancak Sun Yat-sen’in halk desteği yoktu. 1912’de iktidar, Batılıların desteklediği geçici başkan general Yuan Shikai’ye geçti; o da Cumhuriyetçilere karşı çıkıp kendisi bir hanedan kurmaya niyetlendiyse de 1916’da öldü ve Çin birbirine hasım ve her birinin kendi ordusu olan ‘savaş ağaları’nın at oynattığı bir ülke haline geldi. Nihayetinde diğerlerini ortadan kaldırarak yeni bir hanedan kurma peşindeki bu savaş ağaları arasında, seyyar satıcılıktan, çalgıcılıktan, haydutluktan gelenler de vardı. 

Tutukluların gururu Beijing Üniversitesi’nden 4 Mayıs Hareketi’ne katılıp hükümet tarafından tutuklanan öğrenciler, serbest bırakıldıklarında omuzlara alınıyorlar. 

Tam 130 savaş kaydedildi bu dönemde! Devlet neredeyse kayboldu. İngiltere, Japonya ve Rusya bu savaş beylerinden bazılarını destekledi. Aslında Sun Yat-sen de bu savaş ağaları kliğinden bazılarının desteğiyle diğerlerine karşı mücadele ediyordu. Merkezî bir otoritenin yokluğu yerel insiyatiflerin önünü açmıştı. 

1. Dünya Savaşı’nın başında Japonya, Batılı emperyalistlerin aralarındaki kapışmadan istifade ederek Çin’deki hakimiyetini artırdı. Öte yandan böylesi karmaşık bir dönemde Çin’in kıyı bölgeleri aynı zamanda ekonomik bir patlama ve kültürel bir modernleşmeye sahne oluyordu. Bu da siyaset sahnesine liberalinden anarşistine, geleneklerine bağlı kalsa da modernleşmeden yana olandan marksizme kadar uzanan yeni unsurların sahneye çıkmasına zemin hazırlıyordu. 

Versailles Antlaşması ve Çin’deki gelişmeler 

Ocak 1919’da Cihan Harbi’nin galipleri Versailles Konferansı’nda Almanya, Avusturya ve Osmanlı İmpatorluğu’nun kaderini belirlemek için toplanırken Almanya’nın Çin’de 20 yıldır hâkim olduğu egemenlik bölgeleri de masaya yatırılıyordu. 

Çin 1917’de daha henüz 1. Dünya Savaşı sürerken, İtilaf Devletleri’nin yanında Almanya’ya savaş ilan etmişti. Almanya daha önce Çin’in Şandong bölgesini denetimi altında tutmuş, Japonya ise hemen savaşın başında Almanları buradan çıkarmıştı. Japonya Versailles’da 21 maddelik taleplerini ağır hükümlerle dayatmış ve Şandong ve Mançurya’da varlığını pekiştirmişti. İtilaf Devletleri’nin yanında yer alan Çin, Amerikan Başkanı Woodrow Wilson’un savaş sonrasında “ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı”nı savunmasına güvenerek, bu bölgeyi devralacağını düşünüyordu. Ancak Başbakan Duan Qirui’nin gizli bir anlaşmayla bölgeyi Japonlara bıraktığı ve karşılığında kredi aldığı ortaya çıktı. 30 Nisan 1919’da ‘Kutsal Üçlü’ ABD, İngiltere ve Fransa, Versailles Antlaşması’yla sonuçlanacak olan 1919 Paris Barış Konferansı’nda bölgeyi Japonya’nın denetimine bıraktı. Japonya Uzak Doğu’nun jandarmalığına atanmıştı ve artık Sibirya’daki Bolşevik Rusya’ya karşı bir güç olarak görülüyordu. 

‘Kahrolsun Konfüçyus ve şürekası…’ 

Çin’deki 4 Mayıs 1919 hadiseleri, 1915-21 arasında ülkede önemli bir rol oynayan Yeni Kültür Hareketi’nden etkilenmişti. 4 Mayıs’ın iki sloganından biri “Antlaşmaları imzalamayı reddedelim”, diğeri de “Kahrolsun Konfüçyus ve şürekası” idi. Ne de olsa Konfüsyusçuluk, imparatorluk yönetimlerinin ve Yuan Shikai’nin esinlendiği hiyerarşik saygıya dayalı bir düşünceydi. 

19. yüzyılda modernleşmeciler, Batı’nın teknolojisini alıp Çin kültürünü muhafaza etmeyi düşünüyorlardı. Çin’i emperyalist tahakkümden kurtarıp modern bir ülke haline getirmek isteyen çevreler, birbirlerinden çok farklı disiplinlerden geliyordu. Marksist olmayan sosyalistler, anarşistler, liberaller bu çevrelerin önde gelenleriydi. 

4 Mayıs 1919 hareketinde, eylemde öne çıkanlar anarşistlerdi. Öte yandan feminizm de bu muhalefetin yabancısı değildi. 1907’de Çin’in ilk feministlerinden Qiu Jin, Mançulara karşı bir komplo iddiasıyla idam edilmişti. 1910’da Wang Jingwei, bir terör eylemine katılmakla itham edilmişti. Çin anarşizmi, sigara ve içki kullanmamak, et yememek, hizmetçi kullanmamak, siyasal mevki kabul etmemek gibi ciddi bir etik boyuta sahipti. 

Fransa’da yetişmiş ve Fransız Devrimi’ne hayran, 1921’de Çin Komünist Partisi’nin kurucusu ve genel sekreteri olacak olan Çen Dusiu, 1915’te ülkeye dönüşünde Şanghay’da Yeni Gençlik dergisini çıkararak bilim ve demokrasi mücadelesine girişmişti. Yeni Gençlik dergisi geleneksel kültürün terkedilmesini, varolmak için köklü bir yenilenme gerekliğinin altını çiziyordu. Geleneksel dil yerine modern Çincenin kullanılmasını talep ediyordu. O tarihte genç bir eğitmen olan Mao, bu dergide zorla evlilikleri eleştiren bir yazı kaleme almıştı. 

Emperyalizme karşı öğrenci-işçi eylemleri 

Paris görüşmelerinde Çin’deki imtiyaz bölgelerinin Japonya’ya devri haberi 3 Mayıs 1919’da Pekin’e ulaştı ve büyük bir infiale yol açtı. Çin’den ve başka ülkelerdeki Çinli topluluklardan Paris’e protesto telgrafları yağdı. Hiddet yalnızca kendi hükümetlerine değil aynı zamanda Kutsal Üçlü’ye yönelikti; dolayısıyla hem emperyalist müdahaleye karşı hem de Çin’deki savaş ağalarının egemenliğine, hükümete karşı radikal bir hareket boy verdi. 

İlk devrimin önderi Sun Yat-Sen, 4 Mayıs 1919’un; yani Birinci Çin Devrimi’nin önderiydi. Asıl mesleği doktorluk olan Sun Yat-Sen, Çin Cumhuriyeti’nin ilk başkanı ve Kuomintang’ın ilk başkanıydı. 

Tiananmen’in dışında Semavi Huzur Kapısı’nda toplanan 3 bin öğrenci Çin’in zaptedilebileceğini ama asla teslim olmayacağını; Çin halkının katledilebileceğini ama asla boyun eğmeyeceğini ifade eden bir bildirgeyi açıkladı. Göstericiler ulusu açıkça direnişe çağrıyorlardı. Japon yanlısı bir Bakanın evini basıp polisle çatıştılar. Pekin Üniversitesi öğrencileri Çin’in her tarafına telgraf çekmişler ve halk içinde broşür dağıtacak öğrenci birlikleri örgütlemişlerdi. 

Çen Dusiu’nun tutuklanmasından sonra grevler Pekin ve Şanghay’da yaygınlaştı. Gösteriler öğrencilerle sınırlı kalmayarak büyük kentlerin işçilerine, ticaret burjuvazisine ve milliyetçi sanayicilere kadar uzandı. Çatışmalarda ölen öğrenciler olmuş, hapishaneler göstericilerle dolmuştu. Haziran’da perakende satıcıları da boykot kararı alınca, Japon mallarına karşı büyük bir kampanya başlatıldı. Ardından harekete katılan işçi sendikaları kapatıldı ama Çin tarihinde görülmedik yaygınlıkta bir gösteri ve grev dalgası ülkeyi sarstı. 

Sonuçta hükümet istifa etmek zorunda kaldı ve Çin 28 Haziran 1919’da Versailles Antlaşması’nı imzalamayı reddetti. Ağustos başında ülkede göreceli bir dinginlik havası hâkim oldu; grevler ve gösteriler sona erdi. Ancak Çin’de tarih hızlanmış ve 1927’deki İkinci Çin Devrimi’nin güzergahı döşenmeye başlanmıştı. 

Sokakları dolduranlar 

4 Mayıs 1919 devrimi, Çin’de özellikle genç kuşaklardan, aydınlardan ve yoksullardan destek gördü. Temel talep Çin’in ulusal bağımsızlığa sahip olabilmesiydi. 

Yeni bir başlangıç 

4 Mayıs 1919’un önemi, hem kırsal kesimde süregiden baskın “feodal” unsurlara hem de giderek artan ekonomik, kültürel, siyasal alandaki yabancı nüfuzuna saldırmasıydı. 1889’deki anayasal hareket, 1901’deki Boxer isyanı veya 1911’deki ilk devrim, birine yaslanarak diğerine saldırmakla sınırlı kalmıştı. Batı veya Japonya üzerinde etkisi olmasa da 4 Mayıs 1919 hareketi Çin’de yurtsever bir atmosferin oluşmasına yol açtı. Henüz oluşum evresindeki kent entelijansyasının başını çektiği hareket, Çin’in geleceği, milliyetçi idealler, gelenek ve modernleşme, bilim ve demokrasi, patriyarka ve kadınların durumu, aydınlanma felsefesi, anarşizm ve sosyalizm gibi tartışmaları gündeme soktu. 

Rus Devrimi de Çen Dusiu ve Li Dazhao gibi 1921’de Çin Komünist Partisi’ni (53 üyesi vardı) kuracak olan 4 Mayıs 1919’un önemli simalarını derinden etkilemişti. 10 yıllık bir süreden sonra, komünistlerin muhalefetteki ağırlığı ortaya çıkacaktı. 

70 sene sonra, aynı meydanda 1919’da Tiananmen Meydanı’nı dolduranların torunları, 1989’da bu sefer yine aynı meydana çıkacak, bu sembol görüntüye imza atacaktı. 

100. yılında… 

4 Mayıs 1919, günümüzde iki Çin’de de kutlanıyor. Çin Halk Cumhuriyeti’nde “gençlik bayramı” olarak, Tayvan’da “edebiyat bayramı” olarak… Çin Halk Cumhuriyeti’nde rejimin karakterine uygun olark Konfüçyanizm yeniden itibar kazanmakta. Gösterilerin yapıldığı Tiananmen Meydanı ise 1989’da, yani 4 Mayıs 1919’un 70. yılında bu defa demokrasi talep eden yığınların gösterisine tanık olacak ve yüzlerce insanın ölümüyle bir kez daha tarihe yazılacaktı. 

4 Mayıs’ın anısına Çin başkenti Beijing’te, Dongcheng bölgesinde yer alan ve 4 Mayıs Hareketi’nin anısına dikilmiş anıt.