2000’li yıllardan itibaren kimi Kürt aydın ve politikacıların, atalarının Zerdüşt dinine mensup oldukları iddiaları ile hızlanan faaliyetler, günümüzde yoğun din değiştirme eylemlerine dönüşmüş durumda. Arkeolojik kanıtlar ve bilimsel araştırmalarla ilgisi olmayan bu yeni yöneliş, bölge yönetiminin resmî olarak Zerdüşt dinini tanımasıyla hız kazandı. MÖ 6. yüzyıldan günümüze bölgedeki inanç tarihinin analizi…

Zerdüşt dini bugün dünyada yaklaşık 200 bin mensubu bulunan dünyanın en eski tek tanrılı dinlerinden biridir. Güney Azerbaycan ya da Horasan’da ortaya çıktığı ve Anadolu topraklarına MÖ 6. yüzyılın başlarından itibaren Med Krallığı’nın batıya yayılımı ile girdiği düşünülüyor. Zerdüşt dininin kurucusu Zerdüşt’ün (Zarathushtra) nerede ve ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, MÖ 628-551 yılları arasında 77 yıl yaşadığı geleneksel bir görüştür. 

Hayatı hakkında çok az bilgi bulunan Zerdüşt isminin, eski Pers dilinde “Altın Develer ile / Sarı Deve Sahibi / Deve Sahibi / Deveci” gibi anlamlara geldiği düşünülmektedir. Zerdüşt 20’li yaşlarında İran’dan ayrılmış ve 10 yıl boyunca gerçeği bulmak için dolaşmıştır. Bu süreç, Ahura Mazda’nın varlığını hissetmesi ve vahyin gelmeye başlaması ile sonuçlanmıştır.

Tepki çeken Zerdüşt heykeli Kuzey Suriye’nin Afrin kentinde Zerdüşt dizi propagandası yapmak amacıyla dikilen Zerdüşt heykeli, bölge halkının tepkisini çekmişti.

Zerdüşt’ün yaymaya başladığı dinde iyiliğin sahibi ve temsilcisi Ahura Mazda, kötülüğün sahibi ise Anghra Mainyu (Ahriman / Ehrimen) idi. Özellikle Sasani Dönemi’nde (224-641) belirmeye başlayan “ikilik” (düalizm) sisteminin erken dönemlerde varolup olmadığı noktasında ciddi şüpheler vardır. Arkeolojik bulgular MÖ 6. yüzyılda başlayan erken Zerdüşt dini sürecinde “ikilik”ten ziyade arkaik bir monoteizmin (birleme/tevhid) ön planda olduğu bir inanç sistemine işaret etmektedir. 

Antik Dönem’de yaşamış (MÖ 628-551) olan ve bugüne dek herhangi bir tasviri bulunmayan Zerdüşt’le ilgili tüm betimlemeler yenidir. Bu kompozisyonda kutsal ateşin yandığı ateşdanın sol tarafında yaşlı Zerdüşt, sağ tarafında ise genç Zerdüşt resmedilmiş. Figürlerin başları üzerinde dinin tanrısı Ahura Mazda’nın sembolü Fravahar yer alıyor.

Ruhunda monoteizm var

Medlerin işgale başladığı MÖ 6. yüzyıl başlarına değin Anadolu’da kesintisiz bir biçimde farklı inanç sistemleri çerçevesinde güçlü bir paganizm yaşanmıştır. Medlerle birlikte ise ruhunda monoteizm olan erken Zerdüşt dininin özellikle Kızılırmak Havzası ve doğusundaki coğrafyada etkili olmaya başladığı anlaşılmaktadır. Heykelin ve sunağın olmadığı, bunların yerini ateşin aldığı, belki ateşin bir “kıble” olarak kullanıldığı bu yeni dinin arkeolojik bulguları Kuzey-Orta Anadolu’da ortaya çıkmaya başlamıştır.

Erken Zerdüşt dininin başlangıç dönemlerini oluşturan MÖ 6. ve 5. yüzyılın ilk yarısında, adını bile bilmediğimiz, buna karşın bugünkü isminden dolayı Avesta olarak isimlendirebileceğimiz Zerdüşt’ten miras kalmış kutsal sözlerin kitaplaşma sürecine dair somut bir bulgu bugüne değin saptanamamıştır. Bilinen ya da daha doğru bir söylemle tahmin edilense, Zerdüşt’ün aktardığı kutsal sözlerin Medli Moglar (Maguslar, Magi) tarafından ezberlenip, halka sözsel olarak sunulmuş olduğudur. Misyonları Zerdüşt dininin yaşatılması olan Mogların, Medlerle birlikte Anadolu’ya ilk defa MÖ 590’larda misyoner olarak girmiş ve sonrasında belki de hiç geri dönmemiş oldukları düşünülebilir. Tek tanrı, peygamber, vahiy sisteminin Önasya’daki ilk örneği olan erken Zerdüşt dini, özellikle Akhaimenid Dönemi’nde (MÖ 550-330) Anadolu’ya yayılırken Mogların tek ruhban sınıf olduğu anlaşılmaktadır.

Genç ve yaşlı Zerdüşt yanyana Antik Dönem’de yaşamış (MÖ 628-551) olan ve bugüne dek herhangi bir tasviri bulunmayan Zerdüşt’le ilgili tüm betimlemeler yenidir. Bu kompozisyonda kutsal ateşin yandığı ateşdanın sol tarafında yaşlı Zerdüşt, sağ tarafında ise genç Zerdüşt resmedilmiş. Figürlerin başları üzerinde dinin tanrısı Ahura Mazda’nın sembolü Faravahar yer alıyor.

Kürtlerin tarihi nerede başlıyor?

Kürtler, Zerdüşt dininin yayıldığı ve yaşandığı Önasya coğrafyası halklarındandır. Kökenleri konusunda belirsizlik bulunmakla birlikte Kürt adı ile Kürdistan coğrafi teriminin 11. yüzyıldan erkene gitmediği bilinmektedir. Başka bir deyişle Kürt adını antik çağlarda izleyemiyoruz. Kürtlerin tarih boyunca dillerini yazıya geçirmemiş yani kendilerini öz kaynakları ile anlatmamış olmaları, kökenleri, siyasi tarihleri ve dinleri konusunda yaşanan tartışmaların en büyük nedenidir. Bu tartışmalar çerçevesinde milliyetçi duygularla beslenen Kürt tarihi, MÖ 3500’lerde Sümerlerle başlatılmış; Akkad, Assur, Babil, Elam, Guti, Lulubi, Kassit, Hurri, Subartu, Hatti, Luvi, Hitit, Geç Hitit, Mitanni, Urartu, Frig, Kimmer, İskit, Med ve Parth kültürleri sahiplenilerek 3-4. yüzyıllara değin getirilmiştir. 

Birbirlerinden farklı coğrafyalarda yaşamış, değişik kökenlere ve etnik yapılanmaya sahip devlet, krallık ve kültürleri kendi ataları olarak gören araştırmacıların hiçbir filolojik, tarihsel ve arkeolojik kanıta sahip olmayan bu kimliklendirme çalışmaları, tarih ve arkeoloji bilimlerini kirletmekten öteye gitmemiştir. Kürdoloji uzmanlarının Kürt tarihini son 30 yıldır özellikle Urartular, Medler, Kardukhlar ve Parthlar noktasında çalışma gayreti içinde oldukları gözlenmektedir. Bunlar içinde Hurri kökenli Urartuların bugünkü Kafkas halkları ile bağlantıları bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Partların ise Orta Asya kökenli oldukları bilinmektedir. MÖ 400’lü yıllarda Ksenophon’un Onbinlerin Dönüşü (Anabasis) adlı eserinde anlattığı Kardukhların Kürtlerle arkeolojik ve kültürel bağlantıları bugüne değin saptanamamıştır.

İran topraklarının köklü uluslarından biri olan Medler, Herodotos gibi tarihsel olayları, şahsiyetleri ve coğrafya ögelerini aktarmış bir gözlemci ve kaydedicinin önemli ölçüde dikkatini çekmiştir. Herodotos’un Med kralları temelindeki aktarımlarının Assur kaynaklarınca da doğrulanması, tarihçinin Anadolu ve yakın çevresi hakkındaki bilgilerinin güvenilirliğini teyit etmektedir. Medlerin askerî, siyasi ve dinsel önemlerinin tarih yazımındaki ağırlıklarına karşın, anavatanları olan Kuzeybatı İran da dahil olmak üzere Doğu ve Orta Anadolu’da tatmin edici ölçüde arkeolojik izleri saptanamamıştır. 

Kutsal ateşle açılan ibadethane 2016’da Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde kurulan Ateşgede’nin açılış töreninde yakılan kutsal ateş.

Medlerle ilgili en önemli bulgular yalnızca Pers sanatında gözlenmektedir. Persepolis Apadana Sarayı kabartmalarında Perslerden farklı olduklarını yansıtan saç, sakal ve kıyafetleri ile betimlenmiş olan Medlerin hangi gerekçelerle Kürtlerle ilişkilendirildiği konusu izaha muhtaç bir husustur. Başka bir deyişle, kendilerine ait yazıları olmayan, tarihlerini ve kültürlerini kendi kaynakları ile anlatamamış, arkeolojik olarak kimliklendirmesi yapılmamış Medlerin, ancak 11. yüzyıldan itibaren tarihsel temelde izleyebildiğimiz Kürtlerle olan akrabalık bağlantısı, bilimsel temelleri olmayan ve ciddiye alınmayacak bir söylemdir.

Kürtlerin çok büyük çoğunluğu günümüzde İslâm dinine mensuptur. Türkmenler ve Oğuzlar 11. yüzyılda Anadolu’ya geldiklerinde Müslüman Kürtlerle karşılaştılar. Kürtlerin İslâm dinine girişi 7. yüzyılda başlayan ve devam eden Arap akınları sürecinde yüzyıllar boyunca gerçekleşmiş olmalıdır. Kürtlerin yaşadığı Doğu Anadolu ve Kuzey Mezopotamya coğrafyası İslâmiyet öncesinde paganizm, Zerdüşt dini, Yahudilik ve Hıristiyanlığın yayılım alanları içinde bulunuyordu. Göbeklitepe döneminden (MÖ 10.000) başlayan süreçte bölge halkları sözkonusu dinlerin mensubu olmuşlar; bunlarla ilgili kutsal alanlar, tapınaklar inşa etmişler; heykeller şekillendirmişler; ritüel ve pratiklerle ilgili eşyalar kullanmışlardır.

Süleymaniye Ateşgedesi’nin girişi.

Din değiştirme eylemleri

Son yıllarda Ortadoğu’da Kürtlerin dinsel durumları ile ilgili oldukça ilginç gelişmeler yaşanmaktadır. 2000’li yılların başında bazı Kürt aydın ve politikacıların, atalarının Zerdüşt dinine mensup oldukları temelindeki söylemleri ile hızlanan faaliyetler, günümüzde yoğun din değiştirme eylemlerine dönüşmüş bulunmaktadır. 2012’de İsveç’in başkenti Stockholm’de ilk Kürt Zerdüşt Tapınağı’nın açılmasıyla mimari bir kimlik kazanan dinsel dönüşüm, 2016’da Kuzey Irak’ın önemli kentlerinden Süleymaniye’de bölge yönetimi desteğiyle kurulan bir ateşgede ile devam ettirilmiştir. Aynı yıl, Irak Kürdistan Özerk Yönetimi hükümeti 100 bin vatandaşın yakın zamanda Zerdüşt dinini kabul ettiğini beyan etmiş ve 12 yeni ateşgede inşa etmek için bağış talep etmiştir. Bu arada Zerdüşt dinini tanıtmak için birçok kentte seminerler düzenlenmiş ve Zerdüşt nüfusu artırılmaya çalışılmıştır. Özellikle genç nüfusu hedefleyen bu süreç, bölge yönetiminin resmî olarak Zerdüşt dinini tanımasıyla hız kazanmıştır.

Ateşgede ibadet Süleymaniye Ateşgedesi’nin mobedi yani dinî görevlisi, yerel halkla birlikte (en üstte). Süleymaniye Ateşgedesi’nde dua seremonisi (üstte).

Zerdüşt dini ile Kürtler birarada değerlendirildiğinde, mekan ve zaman temelinde önemli sorunlar bulunduğu görülmektedir. Zerdüşt dini bilindiği kadarıyla 2600 yıl önce, yani MÖ 6. yüzyılda ortaya çıkmıştır. En erken arkeolojik bulguları Orta Anadolu ile Orta Asya’da MÖ 5. yüzyıla tarihlenirken, günümüz Zerdüşt dininin kutsal kitabı ve yazılı kaynakları ancak Geç Sasani yani Erken İslâm Dönemi’ne (7. yüzyıl) değin izlenebilmektedir. Bu uzun tarihsel süreçte Medler, Akhaimenidler, Parthlar ve Sasaniler gibi İranlı halkların yanısıra Kızılırmak Havzası Geç Demir Çağı (MÖ 6-4. yüzyıllar) Anadolu toplumları, arkaik Ermeniler ile bazı Orta Asyalı toplulukların bu dine mensup olduklarına işaret eden kutsal alanlar, ateşgedeler, ateşgahlar, kutsal eşyalar, ölü gömme gelenekleri ile ilgili buluntular, sikkeler ve tarihsel kayıtlar mevcuttur. Söz konusu arkeolojik bulgular ve yazılı belgeler Kürtler için bahsedilen Zerdüşt dini sürecinin yerel tarihçilerin anlattığı gibi olmadığını göstermektedir. 

Bugüne değin Doğu Anadolu ile Kuzey Irak coğrafyasında yapılan arkeolojik kazılarda Kürtlerle ilişkilendirilebilecek herhangi bir arkeolojik bulguyla karşılaşılmadığı gibi, Herodotos (MÖ 5. yüzyıl) ile başlayan tarihsel kayıt sürecinde Kürtlerin Zerdüşt dini mensubiyeti, tapınımları ya da ateşgedeleri ile ilgili bir bilgiye de rastlanmamıştır. Ayrıca Kürt tarihinde Zerdüşt dinine mensup bir şahıs da bilinmemektedir. Yerel tarihçiler tarafından ısrarla gündemde tutulan, Zerdüşt’ün bir Kürt peygamberi olduğu hususunda yapılan değerlendirmeler tümüyle gerçek dışıdır. Ulaşılabilen en erken bulgular Sasani Dönemi’ni gösterse de geleneksel kayıtlar Zerdüşt’ün Geç Demir Çağı’nda yaşamış olabileceğini göstermektedir. Ayrıca Zerdüşt’ün doğduğu ve yaşadığı toprakların neresi olduğu tam olarak bilinmemektedir.

Fravaharlı bayrak Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, Zerdüşt dinini tanıtmak için özellikle çocuklara yönelik etkinlikler yapıyor.

İslâmiyet öncesine giden Yezidilik

Bugün Kürtler arasında İslâmiyet dışındaki en önemli ve yaygın din Yezidiliktir. Bölgede 600 bin mensubu bulunan bu dinin kökleri İslâmiyet öncesine uzanmaktadır. Yezidi dininin Kürtler dışında mensubu yoktur. Bu ilginç durum kendilerine İslâmiyet dışında tarihsel köken arayan araştırmacılar tarafından hiçbir zaman dikkate alınmamıştır. Yezidiler ise Zerdüşt dini ile ilgili etkileşimleri bugüne kadar daima reddetmişlerdir. 2013’te Kuzey Suriye bölge halkına propaganda yapmak amacıyla Afrin’e bir Zerdüşt heykeli dikilmiş, ancak bölgenin Yezidi lideri sözkonusu heykelin Yezidi dinini temsil etmediğini ve dinleri ile bir bağlantısı bulunmadığını açıklamıştır.

Ahura Mazda’nın sembolü olan Fravarlı bayrak, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin Zerdüşt dinine bakış açısını da yansıtıyor.

Önasya arkeolojik, tarihsel ve dinsel gerçeklerle dolu büyük bir coğrafyadır. Arkeoloji bir öğrenme sürecidir ve en önemli özelliği tarih bilimine gerçeklik katmasıdır. Önasya’nın Göbeklitepe’den başlayan din ve inanç sistemleri içinde kimlerin hangi dinlere inandığı, hangi toplumların nerelerde tapınaklar yaptığı ve bunları hangi heykellerle donattığı arkeolojik kazıların sunduğu bulgular ışığında bilinmektedir. 

Sonuç olarak Kürtlerin İslâmiyet öncesi tarihsel süreçleri, bugünkü belgeler ve arkeolojik bulgular açısından bir “Karanlık Çağ” niteliğindedir. Bu bakımdan Kürtlerin Zerdüşt diniyle olan bağlantıları hususunda bilimsel verilerden yoksun durumdayız. Eğer Kürtler İslâmiyet öncesinde Zerdüşt dinine mensup iseler, tarihsel ateşgedeleri var mıydı? Varsa bunlar nerelerdeydi? Ne zaman inşa edilmişler ya da yokedilmişlerdi? Arkeolojik kalıntıları bugüne değin ortaya çıkmayan ateşgedelerden bahseden kronikler var mıdır? Bu ve benzeri soruların yanıtları henüz verilememiştir. Buna karşın Önasya coğrafyasındaki kazılar, arkeolojik bulgular ve tarihsel kaynaklar, Kürtlerin Zerdüşt dini ile ilgili bahsedilen geçmişlerine ait herhangi bir bulgu sunmamıştır.