0,00 ₺

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Kutsal kitaptan bugüne Kudüs ve Süleyman Mabedi

İsrail Devleti’ne başkent yapılmak istenmesiyle gündeme gelen Kudüs’ün Yahudiler için gerçek anlamı, buradaki Süleyman Mabedi’dir. Yahudi halkının sembolü, egemenliğinin işareti olan mabedin yapım hikayesi, günümüzdeki aktüel-siyasi gelişmeleri anlamak bakımından da önemli.

Dinsel açıdan Yahudili­ğin kıblesi olan, ancak 2600 yıldır bir taşı bi­le ortada olmayan Süleyman Mabedi’ni ihya etmek, yüz­yıllardır Yahudilerin en bü­yük rüyasıdır. İsrail Devleti’ne başkent yapılmak istenmesi ile gündeme gelen Kudüs’ün Yahudiler için gerçek önemi, mabedin Yahudi halkının sem­bolü ve egemenliğinin işareti olmasıdır.

Roma döneminde inşa edilmiş Herod Mabedi’nin, yani ikinci tapınağın ayakta kalan tek hatırasının Ağla­ma Duvarı’na dönüştürülmüş olması, Yahudilerin aslında Süleyman Mabedi’ne duyduk­ları derin özlemin bir ifadesi­dir. Tevrat’taki anlatımlar ile bazı antik kaynaklar dışın­da hakkında hiçbir arkeolo­jik bulgu ve delil bulunmayan Süleyman Mabedi’nin nasıl bir yapı olduğu ve neye benze­diği soruları, ancak Kudüs’ün yakın coğrafyasındaki eski yerleşmelerin tapınakları de­ğerlendirilerek yanıtlanabilir. Türkiye topraklarındaki Tell Tayinat yerleşmesinin tapı­nak ve sarayı, pekçok özelliği ile Süleyman Mabedi ve sarayı için anahtar bir merkez duru­mundadır.

Kudüs’ü (Yeruşalem) Kral (Peygamber) Davut dönemin­de (MÖ 1010-970) Kenani bir halk olan Yebusîlerden alan İbraniler (İsrailoğulları), çok büyük olasılıkla tapınak yap­mayı bilmiyorlardı (Bir görüşe göre Samaria’da olduğu düşü­nülen ancak kesin yeri bilin­meyen Shilon’da İsrail gelene­ğinde bir tapınak vardı. Ancak bu görüş henüz arkeolojik ola­rak kanıtlanmamıştır). İsra­iloğulları Musa döneminden taşınan gelenekle tapınımları­nı seyyar ibadet çadırında ya­pıyorlardı. Kutsal Ahit Sandığı da bu çadırda bulunuyordu. Yani gezgin tapınak geleneği­ne sahiptiler.

Kutsal şehir Binlerce yıldır kutsal özelliğini koruyan ve bir zamanlar Süleyman Mabedi ile sarayının bulunduğu düşünülen Tapınak Tepesi’nde yer alan Kubbet üs-Sahra ile El Aksa Camii’nin Zeytin Dağı’ndan muhteşem manzarası (Fotoğraf: Şevket Dönmez).

Anıtsal tapınak fikri, Da­vud’un Kudüs’ü almasıyla ken­dini göstermiştir. İbrani tanrısı Yahve’nin Davud’a izin ver­memesi üzerine, tapınağı oğlu Kral Süleyman yedi yıllık bir süreçte (MÖ 967-961) inşa et­tirmiştir. İslâm inancına göre peygamber olan Süleyman, ma­bedi Moriya Dağı’nda, Yebusî­lere ait bir harman yeri üzerin­de inşa etmeye karar vermiştir. Harman yerleri antik çağlarda bereketle ilgili kutsal alanlar­dı. Sözkonusu harman yerinde ya da çok yakınında bir Yebusî mabedi bulunma olasılığı çok güçlüdür. Bu da Süleyman’ın mabedi aslında bir pagan ta­pınağı üzerine inşa ettirmiş olabileceğine işaret etmekte­dir. Başka bir deyişle mabedin yerinin rastgele seçilmediği, geleneksel kutsallığa sahip bir yere yapıldığı anlaşılmaktadır. Buna ilave olarak Süleyman’ın mabede başrahip olarak Yebusî Zadok’u ataması, yerel ma­bed geleneğinin yeni tapınak­taki etkilerini daha da açık bir biçimde görmemize yardımcı olmaktadır. Ayrıca günümüz­de Kubbet-üs-Sahra’nın mer­kezinde yer alan, geçmişte ise Süleyman Mabedi’ne yakın bir konumda olduğu düşünülen Kutsal Kaya’nın (Kaya Suna­ğı) üzerinde gözlenebilen ba­zı kanal izleri, belki de Yebusî Dönemi’nde burada kurban fa­aliyetlerinin yapılmış olmasıy­la ilgilidir.

Süleyman’ın mabed inşası için Fenike’nin önemli kenti Tyr’in (Sur) kralı Hiram’dan mimar, usta ve malzeme talep etmiş olduğu bilinmektedir. Bu bilgi bizi Süleyman Mabe­di’ndeki olası Fenike ve Kuzey Suriye tapınak geleneğinin varlığına götürmektedir. Yebu­si geleneklerine ek olarak MÖ 2. binyılın Kenan ülkesinin, yani Demir Çağı Fenike’sinin Kudüs’teki ilk İbrani tapınağı­nı şekillendirmiş olduğu düşü­nülebilir.

Tapınağın planı Süleyman Mabedi, Kutsal Kaya (Kaya Sunağı) ile sarayın Tapınak Tepesi’ndeki Olası Vaziyet Planı (Çizim: Fidane Abazoğlu).

Süleyman’ın, mabedin he­men güneyinde büyük bir sa­rayı bulunmaktaydı. Fenike ve Kuzey Suriye’deki önemli Demir Çağı kentleri içinde ta­pınak ve sarayın birlikte açığa çıkarıldığı en önemli yerleşme Türkiye topraklarındaki Tell Tayinat’tır. Antakya-Reyhan­lı yolu üzerindeki Tell Tayinat, antik Patina ülkesinin baş­kenti Kunulua ile eşitlenmek­tedir. Burada girişi geniş re­vaklı olan Bit – Hilani tarzın­da anıtsal bir saray ile bunun hemen güneyinde üç bölümlü olarak inşa edilmiş bir tapınak yer almaktadır. İlginç bir bi­çimde Tevrat’ta ayrıntıları ile anlatılan Süleyman Mabedi’ne plan şeması olarak çok benze­yen Tell Tayinat Tapınağı, gi­riş portikosu, büyük ana oda­sı ve en gerideki kutsal odası ile Kudüs Mabedi için uygun bir model gibi görünmektedir. Hemen kuzeyindeki girişinde avlu bulunan saray da Süley­man’ın külliyesini tamamla­yan çok önemli bir öge duru­mundadır.

Tapınağın modeli olabilir Türkiye sınırlar içinde, Hatay’da bulunan Tell Tayinat Tapınağı, Süleyman Mabedi’ne model olarak düşünülmekte.

Tevrat, Süleyman Mabe­di’nin tepenin tam olarak han­gi kesimini kapladığını be­lirtmemiştir. Fakat pek çok araştırmacı yapının, tepenin en üst noktasında, Kutsal Ka­ya’nın batısında yer aldığını belirtir. Bu görüş Josephus ta­rafından da kabul edilmiş olup çok büyük olasılıkla doğrudur. Mabed, doğal olarak meleğin Davud’a gözüktüğü nokta­da inşa edilmiş olmalıdır, Es­ki Ahit’te meleklerin genelde kayalar üzerinde belirdikle­ri gözönünde bulundurulur­sa, Davud’a görünme mucize­sinin Kutsal Kaya’da gerçek­leşmiş olduğu düşünülebilir. Ezekiel’den Süleyman Tapına­ğı’nda rahip olarak kimin hiz­met ettiğini, tapınağın doğuya yönelimli olduğunu, sunağın batısında yer aldığını ve tapı­nak ile sunak arasında 25 kişi­nin sığabileceği kadar bir alan bulunduğunu öğreniyoruz. Tapınak doğu-batı yönelimli dikdörtgen bir binaydı. Taş ve sedir ağaçları ile inşa edilmiş­ti. Arka kısmında kutsalların kutsalı olarak adlandırılan ve Ahit Sandığı’nın yerleştirildiği kısım bulunurdu. Yapı sedir ve altın ile zengin bir şekilde de­kore edilmişti.

Kutsalların Kutsalı Tell Tayinat Tapınağı model olarak hazırlanmış olan Süleyman Mabedi’nin yeniden Kurma Denemesi ile Kutsal Ahit Sandığı’nın Korunduğu Kutsalların Kutsalı Mekan (Çizim: Nurcan Koç).

Tapınağın avlusunun he­men güneyinde, sadece bir du­var ile ayrılacak şekilde, için­de Süleyman’ın kendisinin ve firavunun kızının sarayının yer aldığı bir orta avlu bulu­nurdu. Tapınaktan daha bü­yük olan saraylarının inşaı 13 yıl sürmüştü. Bu saraylar te­penin tapınağa göre biraz daha aşağısında kalıyordu ve Sü­leyman’ın tapınağa doğrudan ulaşmasını sağlayan özel bir “çıkış” bulummaktaydı.

Süleyman kendisine özel, tapınağa ulaşmasını sağlayan bir “çıkış”a sahipti. Saray ma­bede o kadar yakındı ki sunağı çevreleyen avluda bağırıldı­ğında saraylardan duyulabi­lirdi. Saray, mabed gibi kesme taşlar ve sedirle inşa edilmişti. Süleyman sarayının inşaında da Fenikeli mimar ve ustalar­dan yararlanmıştı. Bu sebep­ten, yapılar Filistin’de bulu­nan diğer yapılardan daha gör­kemliydi.

Ağlama Duvarı önünde Trump İkinci Tapınak da denilen Herod Mabedi kalıntısı Ağlama Duvarı önünde dua eden ABD Başkanı Donald Trump.

Hem mabed hem de sara­yın görkemi ünlü Lübnan se­dirinden gelmekteydi. Fenike mimarisi ile gemiciliğin te­mel malzemesi olan sedir, da­yanıklılığı ve büyük boyutları ile eski Önasya’da çok rağbet gören bir mimari hammad­deydi. Ünlü Assur kralı II. Sargon’un (MÖ 721-705), Mu­sul yakınlarında inşa ettir­diği Dur-Şarrukin kenti için ihtiyacı olan Lübnan sedirle­rini nasıl naklettiğini anlatan taş bir kabartma, muhteşem sarayında açığa çıkarılmıştır. Sözkonusu kabartmada se­dir tomruklarının dağlardan denize indirilişi ve teknelere kancalarla bağlanmış kereste­lerin suda taşınması anlatıl­maktadır. Süleyman Mabe­di ve Sarayı için gerekli olan binlerce sedir tomruğu, ben­zer yöntemlerle Akdeniz’den kıyıya indirilmiş ve Kudüs’e en yakın nokta olan Yafa’da karaya çıkarılmış olmalıdır. Buradan da karayoluyla Ku­düs’e nakledilen Lübnan se­dirleri mabed ve sarayın inşa­sında kullanılmıştır.

Süleyman Mabedi yakla­şık dört yüzyıl ciddi bir de­ğişikliğe uğramadan varlığı­nı sürdürdü. MÖ 587 yılında Babil Kralı Nabukadnezzar tarafından yağmalanıp tahrip edildi. Süleyman Mabedi’nin yerini alacak ikinci tapınak MÖ 520-516 yıllarında Pers (Akhaimenid) Kralı I. Dari­us’un yardımlarıyla tamam­lanmıştır. Ancak bu faaliyet Babil sürgününden dönen Ya­hudiler’in Süleyman Mabe­di’ni inşa ve içerik bakımın­dan taklidi ile sonuçlanmış olmalıdır. Yani İbrani tapınak geleneğine önemli bir katkı yapmamıştır. Bu nedenle ka­fa karışıklığına sebep olacak biçimde bazen üçüncü mabed olarak anılan Herod (Hiro­des) Mabedi (MÖ 19-MS 63), yeni yapılaşmasıyla gerçekte ikinci mabed olmalıdır.

Yebusilerden Müslümanlara uzanan kutsiyet

Yebusiler döneminden beri kutsal olan, Davud Peygambere meleklerin göründüğü, İslam peygamberi Hz. Muhammed’in Miraç’a yükseldiği Kutsal Kaya (Fotoğraf. Şevket Dönmez).

+ yazıları

Devamını Oku

Son Haberler