Son 50 yılın en önemli gazetecilerden Robert Fisk, özellikle Afganistan-Ortadoğu hattındaki haberleriyle uluslararası bir şöhret edinmişti. Kendi tabiriyle “otel gazeteciliği”ne karşı tutum alan Fisk, sahada gerçekleştirdiği özel haber ve röportajlarla işin hakkını veren bir muhabirdi.

Fisk, Büyük Medeniyet Savaşı kitabında gazeteciliği şöyle tanımlıyordu: “Gazetecilik otoriteye ve bütün otoritelere meydan okumaktır. Özellikle de hükümetler ve politikacılar bizi savaşa sürüklediğinde”.

Zamanımızın en önemli dış haberler muhabirlerinden Robert Fisk, 74 yaşında hayatını kaybetti. Fisk, her zaman sahada olmaya önem vermiş; kendi tabiriyle “otel gazeteciliği” ile mücadele etmiş; mesleki merakı ve Ortadoğu uzmanlığıyla kendine özel bir yer edinmişti.

Lübnan’da çatışmaların başlamasından 1 yıl sonra 1976’da Beyrut’a vardığında, Fisk de dünyadaki pek çok kişi gibi bu içsavaşın yaklaşık 15 yıl süreceğinden habersizdi. “Ortadoğu muhabiri” unvanı kendisiyle özdeşleştikçe, bölgedeki her gelişme için bakılacak ilk adres onun yazıları oldu. Özellikle İsrail destekli Falanjistlerin yaptığı Sabra-Şatilla katliamının hemen ardından kampa giren ilk Avrupalı gazetecilerden biri olması, Fisk’in kariyerinde çok önemliydi. 1989’da Times’ın yeni sahibi Rupert Murdoch’dan “daha dengeli olması” tavsiyesiyle “kesik yemesi”nin ardından son günlerine kadar yazmaya devam edeceği The Independent’a geçti. İran İslâm Devrimi’nden Sovyetler’in Afganistan işgaline, ABD’nin Irak işgallerinden Bosna Savaşı’na, Cezayir’deki içsavaştan İsrail-Filistin çatışmalarına kadar her zaman en sıcak bölgelerde, politikanın en vahşi yöntemlerine tanıklık etti. Özel konumu 1990’larda Usame bin Ladin’le üç röportaj yapmasına imkan sağladı.

Geçmişi unutmamak Fisk’in gazeteciliğinin temelindeydi; öfkeyi en iyi böyle aktaracağını biliyordu. Bu öfkenin mağduru olduğunda bile… 2001’de Pakistan sınırında Afgan mülteciler tarafından dövüldüğünde, yaşadıklarını “bu kirli savaşın nefret, öfke ve ikiyüzlülüğünün simgesi” diye özetleyecekti.

Fisk, Türkiye kamuoyunda özellikle 1991’de Saddam’ın yeni bir Halepçe katliamına imza atacağı korkusuyla 100 binlerce Iraklı Kürtün Türkiye sınırına dayandığı sıradaki haberiyle hatırlanıyor. Türk askerlerinin mültecilerin temel eşyalarını çaldığını, bu yüzden İngiliz askerleriyle silahlı çatışmanın eşiğine geldiğine bizzat tanık olduğunu yazmış; iki ülke arasında patlak veren diplomatik krizin hemen ardından Diyarbakır’da sorgulanıp sınırdışı edilmişti.

Fisk kimsenin “bilmiyorduk, bize anlatmadılar” dememesi için gazetecilik yaptı. Emperyalizm karşıtlığı, tanık olduğu devlet yalanları ve şüpheciliği, silinmez bir şekilde kimliğine kazımıştı. Arkasında 5’i Türkçeye çevrilmiş kapsamlı kitaplar, pek çok gazetecilik ödülü ve belgeseller bıraktı.