Mao’nun son büyük projesi olan ve 1966’da başlayıp 1976’da sona eren ‘Büyük Proleter Kültür Devrimi’, “Çin’deki burjuva unsurları temizlemeyi” hedefliyordu. Tarihsel Maoizm yerini kişi kültüne bıraktı. ‘Revizyonist’likle suçlanarak zulme tâbi tutulanların sayısı 36 milyona, öldürülenlerin sayısı 1,5 milyona ulaştı. Sonuçta Çin, 80’li yılların başında sosyalizmden kapitalizme geçti!

Günümüz dünyasını bi­çimlendiren en önem­li olaylar arasında 1949 Çin Devrimi önemli bir yer tu­tar. 18. yüzyılın sonunda dünya­nın en büyük birkaç ekonomi­sinden biri olan Çin, bu devrim sayesinde yüz yıllık bir aradan sonra ulusal birliğini sağlamış ve kendine has bir tarihle bu­güne gelmiştir. Çin Devrimi bir köylü devrimi olmaktan ziyade, kentten gelen bir parti-ordunun köylüleri seferber ederek ikti­darı fethetmesiydi.

20. yüzyıldaki üç devrimin (1911-1927-1949) ardından Rusya’dan farklı bir sosyalist merkez olarak uzun süre başka ülkelerdeki hareketlere ilham kaynağı olan Çin, tek parti dik­tatörlüğüne rağmen çok bü­yük çalkantılar yaşamış ve kısa aralıklarla büyük dönüşümlere sahne olmuştur. 1966’da başla­yıp en uç noktalarına 1968 ve 1969’ta varan, 1976’da sona eren “Büyük Proleter Kültür Devri­mi”, 1949 Çin Devrimi ile bu­günkü Çin arasındaki bir kav­şak noktasına işaret eder. Yarı sömürgelikten gelip kendine sosyalist diyen ve ardından ko­münist partisi ve devlet aracı­ğıyla kapitalist dünyada benzer­siz bir yer edinen bir ülke…

1949 Devrimi’nden son­ra yeni rejimin temel direği 4,5 milyon üyesi olan komünist partisi (ÇKP) olmuştu. Devle­te hakim olan parti aracılığıyla, yukardan ülkenin modernleş­tirmesi hedeflenmekteydi. Dev­letçi yaklaşımla, toplumsal sı­nıfların olmadığı, ırk ve ulustan azade bir eşitlikçilik içeren dev­rimin vaadleri arasındaki çeliş­kiler, modern Çin’in gelişimini şekillendiriyordu.

Mao Zedong hem yeni cum­huriyetin başkanı hem parti

başkanı hem de onun askerî ko­misyon başkanıydı. Savaş bo­yunca düşman bölgelerinde ye­raltı faaliyetleri gösteren ağlarla ilişkileri, yani kentte işçi çalış­masını sürdüren Lui Şaoçi, oto­didakt iktisatçı Çen Yun, 1955 Bandung Bağımsızlar Konfe­ransı’nın önde gelen siması dip­lomat ve yönetici Çu Enlay gi­bi diğer ulusal yöneticilerin de önemli rolleri vardı.

Devrim adına kültür katliamı
Kültür Devrimi sırasında, Çin’in kültürel geçmişi de hedef alınmıştı. Bir Konfiçyus tapınağının oymalı tarihi kapısı, genç bir Maoist tarafından parçalanıyor, 1969. Hükümet afişinde “Kültür devrimi yeni bir dünya yaratacak” deniyor ve bir Kızıl Muhafız, Buda heykeli ile geleneksel kitapların atıldığı bir yığına balyoz vuruyor (aşağıda).

1949’da radikal devrimci bir dinamiği olan rejim, yirmi yıl sonra 1966’da “Kültür Devrimi” olarak adlandırlan keskin bir kriz tarafından kılcal damarla­rına kadar sarsıldı.

Kültür Devrimi ne basit bir iktidar mücadelesine ne de ide­olojik bir takıntıya indirgenebi­lir. Mao’nun bu hamleyi yapma­sının ardında uluslararası ko­münist hareketteki gelişmeler (Stalin’in ölümü, Doğu Berlin ve Macaristan ayaklanması, Kruş­çev’in Stalin’in cürümlerini dile getirdiği 22. Kongre konuşma­sı…) ve Çin’in bu durum karşı­sında kendini bir merkez olarak konumlandırması; 1949’dan sonra Sovyet tarzı bir gelişme seyrini öngörmüşken Stalin’in ölümünden sonra SSCB ile ge­rilimler; başta Uzakdoğu olmak üzere Afrika dahil dünyanın dört köşesinde siyaseten söz sahibi olma talebi ve “Büyük İleri Atılım”ın başarsızlığının önemli payı vardır. Mao kendi tarihsel konumunun pekiştiril­mesi açısından da bu hamleyi gerekli görmüştür. Kültür Dev­rimi Mao’nun da bir kült haline getirilmesiyle birlikte sürdürül­müştür.

Devrimin ilk yıllarında ÇKP, halk kitlelerinin önemli kesim­lerinden üyeler kazanmaya de­vam etmiş, ülkenin moderni­zasyonunu eşitlikçi özlemlerle önüne koymuştu. Ancak aynı zamanda siyasi iktidarı elinde tutan, buradan toplumsal ayrı­calıkları giderek artan yeni seç­kinlerin partisi haline gelmeye de başlamıştı.

Böylece parti-devlet birliği­nin kaçınılmaz sonucu olarak, aşağıdan denetim mekanizma­larının yokluğunda devrimin partisi, inşa halindeki bürokra­sinin partisine dönüşme dina­miğini bağrında taşımaktaydı. Siyasal hayatın zapturapt altına alınmış olması, bağımsız top­lumsal ve sendikal hareketlerin, siyasal çoğulculuk gibi husus­ların bulunmadığı ülkede, top­lumsal çelişkiler de kendilerini oldukça şiddetli bir biçimde ifa­de ediyorlardı.

Moskova ile anlaşma sonu­cu binlerce Sovyet uzmanı Çin ekonomisini düzenlemek için davet edildiler. Üç yılda tarım­sal üretim çok yüksek seviye­lere ulaştı. 1953-57 döneminde nüfusun yüzde 90’ının kırsal­da yaşadığı ülkede yatırımla­rın yalnızca yüzde yedisi tarıma ayrıldı. Sovyet mühendisleri Çin’in çağdaş ekonomik temel­lerini oluşturdular.

Yüz Çiçek Açsın!..

Rejim ilk ciddi bunalımı­nı, 1953-56 Doğu Avrupa’daki ayaklanmalarda öne çıkan ta­lepler, 1953’de Stalin’in ölümü, 1956’da Kruşçev’in 20. Kong­re’de Stalin’in cürümlerine iliş­kin yaptığı açıklamaların ardın­dan, bu tür gelişmelerin kendi­sine de yansıyabileceği üzerine aldığı tedbirlerle üretti.

1954-55 yıllarında aydın­larla ÇKP arasında zorlu geri­limler başgösterdiğinde, parti kendine yakın aydınlar da da­hil olmak üzere baskıcı bir po­litika benimsedi. 1957’deki bir söylevinde Mao, burjuva ide­olojisinden yaşayakalanların ve bürokratik çalışma tarzının ağırlığından söz ederek, “yüz çiçek açsın, yüz fikir yarışsın” sloganıyla siyasal ve kültürel liberalleşme kararını ilan etti. Sözün nereye varacağını kesti­rememişti. Birkaç ay içinde üye sayısı 10 milyona çıkmış olan ÇKP hedef tahtası haline gel­di. Öğrenciler anayasal hakla­ra ve özellikle ifade özgürlüğü­ne saygı gösterilmesi talebiyle parti kademelerine, otoriterliğe, dogmatizme meydan okuma­ya başladı. Önemli sayıda köylü kooperatifleri terk etti, grevler patlak verdi.

Mao ve eşinin parlak günleri Mao ve son eşi Çiang Çing, Kültür Devrimi yıllarında…

“Yüz Çi­çek Açsın” kampanyası­nın başarısız­lığa uğraması rejimin gele­ceği açısından kalıcı sonuçlar doğurdu. ÇKP öğrenci ve aydın çevrelerine uygu­ladığı baskıyla bu kesimlerle ilişki­lerine kalıcı bir darbe vurdu. 550 bin aydın, ça­lışma kamplarına gönderildi.

“Yüz Çiçek Açsın”ın ardın­dan çok daha büyük ölçekli bir başka kriz şekilleniyordu. Parti içi dengeler ve partinin köy­lülükle ilişkisi sorgulanır oldu. Kötü hasat koşullarında köylü­lerin hoşnutsuzluğu belirgin ha­le geldi ve ağır çalışma koşulla­rı nedeniyle Kanton’daki liman işçileri greve gitti.

Büyük İleri Atılım

O güne kadar Sovyet tarzı hızlı bir sanayileşme peşinde olan Çin, 700 milyona varan nüfu­sundaki köylülüğün ağırlığı­na uygun yeni bir ekonomik yöneliş belirleme ihtiyacı ile karşı karşıya kaldı. Köylülü­ğün kitleler halinde göçünü denetlemek için büyük ölçekli kooperatifler kuruldu, büyük bayındırlık işlerine girişildi, kırsal kesime altyapı ve hiz­metler götürülmeye yönelin­di, küçük kentlerde sanayileş­me ile yerinde kalkınmanın yolları araştırıldı. Ancak ÇKP yönetimi Mao’nun sözüyle “15 yılda İngiltere’yi geçmek” gibi­sine ölçüsüz hedeflerle bu işe girişmişti. Bu hedeflere var­mak için, savaşta kullanılan yöntemler yürürlüğe sokuldu.

“Büyük İleri Atılım” hal­kın dayanma gücünü zorla­yan bir ritimde dayatılınca ne hazırlık ne koordinasyon için zaman kaldı. Bir ilk başarıdan sonra kaos ve kriz başgösterdi. Demir, çelik gibi mikro ölçek­te yapılan üretimde kalitesiz­lik bela oldu. 1959’da Mao parti yönetimini sorguladı ve Savun­ma Bakanı Mareşal Peng De­huay’in azlini sağlayarak eleş­tirileri susturdu. Ancak aynı yıl kendisi de başkanlığı “Atılım”ı eleştiren Lui Şaoçi’ye bırak­mak zorunda kaldı.

Buda’yı yakmak 60’lı yılların kültür katliamı sırasında, Çin’deki Buda heykellerinin neredeyse tamamı yakılmıştı.

1959-61’de ülkenin çeşit­li bölgelerinde kıtlık ve açlık başgösterdi. Çeşitli felaketlerin de etkisiyle, 20 ila 30 milyon insan hayatını kaybetti. ÇKP yönetimi bağımsız kitle örgüt­lenmeleri, demokratik kurum­lar bulunmadığı için gidişatı anlamakta, değerlendirmekte ve önlem almakta geç kalmış­tı. Partiyle köylüler arasındaki gerilim kopuş noktasına vardı ve kimi yerlerde ayaklanmalar başgösterdi. Gecikmeli olarak önlemler alınmaya başlandı.

Büyük İleri Atılım’ın başa­rısızlığı Mao ve fraksiyonun ağırlığını son derece azalttı, hatta Mao bir yarı-özeleştiride bulundu. 60’lı yılların başların­da Mao’nun partideki otoritesi zedelendiği gibi, partinin top­lumdaki otoritesi de hayli za­yıflamıştı. 1958’de Moskova ile anlaşmazlığın ardından Rusya uzmanlarını geri çekmiş, ar­dından Çin’i dışlayan İngilte­re ve ABD ile nükleer deneme antlaşması imzalamıştı. Mao­ist yönetim için artık “baş düş­man” ABD değil SSCB idi.

Böylesine karmaşık bir bağ­lamda yönetimdeki çatışmalar, parti çerçevesinde beliriyor­du. Böylece Pandora’nın kutusu açıldı. Sonunda devlet aygıtının önemli bir kısmını tahrip ede­cek olan bir kriz patlak verdi.

Ülke inkar edilemez bir ge­lişme kaydetmiş; Maoist dev­rim toplumda radikal eşitlikçi özlemleri uyandırmıştı. Oysa kentle köy, toplumsal kesim­ler arasında eşitsizlikler büyük miktarda devam ediyordu. Yeni bir kuşak belirmişti ve öğren­cilerin azımsanmayacak bir kısmı diplomalarına uygun bir iş bulamıyorlardı. Kırda yoksul köylülerle daha zenginler ara­sında veya kentte geçici çalı­şanlarla düzenli ve güvenli ça­lışanlar arasında eşitsizlik de­vam ediyordu. Bunlara iktidar kadrolarının ayrıcalıkları, oto­riterliği ve bürokrasi eklendi­ğinde, 1949’dan beri görülme­miş ölçekteki çelişkiler sokağa taşındı.

16 Mayıs 1966’da “Prole­ter Kültürü [kurmak] için Bü­yük Devrim” diye ortaya atılan ve Kültür Devrimi diye anılan hareketin ilk resmî bildirisi ya­yınlandı: “Burjuvazinin sinsice partimize sızan temsilcileri… aslında bir karşı devrimci reviz­yonistler takımıdır…”

Üniversiteler kapatılınca… 1966’da Çin’de bütün üniversiteler kapatılmış, öğrenciler Kültür Devrimi’ne katılmaları amacıyla kırsal bölgelere yollanmıştı. Daha sonra rüzgar tersine dönecek, milyonlarca öğrenci Mao yönetimi için ağır bir sorun haline gelecekti

Kültür Devrimi

Hedefte Mao’dan sonra ge­len Lui Şaoçi ve genel sekreter Deng Jiapong’in tasfiyesi vardı. “Revizyonist” diye karalanan aydınlar ve profesörler, hâlâ ayrıcalıklı bir gelirden istifa­de eden eski burjuvalar, yerel parti sorumluları da namlunun ucundaydı. 8 Temmuz 1966’da Mao, Kültür Devrimi’nin ze­minini oluşturan 16 maddelik metin ile ÇKP ve aydınlar ara­sında bir temizliğin gerekliliği­ni ilan etti.

Ağustos ayında Mao, “ka­rargahları bombalayın” şiarıy­la açıkça ÇKP’nin iki numara­sı olan Liu Şaoçi’ye savaş ilan etti. Liu Şaoçi “kapitalist yolu izlemekle” suçlanıyordu. Şao­çi parti hiyerarşisinde ikinci­likten sekizinciliğe geriledi, Ekim’de “özeleştirisini verdi”, 1967’de partiden ihraç edildi. Ekim 1968’de cumhurbaşkan­lığından alındı ve bir yıl sonra hapiste öldü.

Mao, Kızıl Muhafızlar’ın örgütlenmesini ve “Devrim­ci Komiteler”in kurulmasını önerdi. Kızıl Muhafızlar top­lumsal kökenler gözönüne alı­narak oluşturulmaya çalışılı­yordu. Bunun için yoksul köy­lü, işçi, savaşta ölen, asker ve devrimci kadroların çocukları özel olarak yetiştirilmeye baş­landı.

Aralık’ta sanayi merkezi Şanghay şiddetli çatışmaların merkezi haline geldi ve geçici işçilerin önemli bir rol üstlen­dikleri kendiliğinden bir genel grev patlak verdi. Bu hadise si­yasi literatüre “Ocak 1967 Fır­tınası” ve “Şanghay Komünü” olarak geçti.

Sonrasında karışıklıklar kır­sal kesime de yayılmaya başla­dı. ÇKP ve yönetim darmadağın oldu, parti yönetimi bölündü. Kırsal bölgelerde artık gerçek bir içsavaş yaşanıyordu. Ancak isyancıların da kafaları karışık­tıve demokratik özlemlerle baş­layan Kültür Devrimi, siyasal bir açılımda bulunamadan aşırı şiddetli fraksiyonel çatışmanın girdabına kapılmıştı.

ÇKP içindeki bütün eğilim­ler, ayakta kalan tek kurum olan orduya dayanarak partiyi ve yönetimi yeniden inşa etmeyi acil bir sorun olarak görüyorlar­dı. Ağustos 1967’de Mao da bu konuda açık tavır alarak Kültür Devrimi’nin rüzgarını tersine estirmeye başladı. Ancak olay­ların durulması zaman aldı ve 1968’e kadar birçok yerde şiddet olayları devam etti.

Temmmuz 1968’de Mao, si­lah bırakmayı reddeden Kızıl Muhafızlar’ın üzerine orduyu gönderdi. Eylül ayında yüzbin­lerce eski öğrenci Kızıl Muha­fız, zorunlu eğitim için kırsal bölgelere yollandı (nihayetinde bunların sayısı 16 milyona va­racaktır).

Aylar boyunca Kültür Dev­rimi’nin isyancıları ender rast­lanan bir özgürlükle bütün Çin’i ayaklanmaya çağırmak üzere dolaştılar. Elbette ÇKP’nin de­ğişik fraksiyonları tarafından (özellikle Mao) manipüle edildi­ler. İsyancılar kendi aralarında da çatışmaya başladılar. Rekabet halindeki siyasal ve askerî güç­ler de durumdan vazife çıkardı­lar. Kör bir şiddetle, aralarında devrimci mücadelenin emek­tarları da olmak üzere “reviz­yonist” olmakla itham ettikleri yaşlıları kimi zaman tartaklaya­rak, kimi zamansa işkence ya­parak, özeleştiriye davet etiler. Esas olarak öğretmenler ve eği­tim kadroları hedef alındı. Ülke­deki anıtların üçte ikisi, özellikle Budist tapınaklar tahrip edildi. Bütün eski sinema, opera, tiyat­ro, müzik gösterileri yasaklandı, gösteri mekanları kapatıldı. Sa­natçılar öldürüldü veya sakat­landı. Piyanistlerin parmakları, akrobatların kolları kırıldı.

Zulme tâbi tutulanların sa­yısı 36 milyona, öldürülenler ise 1,5 milyona ulaştı. Yalnızca Şan­ghay’da 150 bin konut elekten geçti. Pekin’de ise “Kızıl Muha­fızların en az bir kişiyi döverek öldürmediği pek az ev var”dı. Müzik aletlerinden geçmişe ait sanat eserlerine, elyazmala­rından paralara ne bulunduy­sa tahrip veya müsadere edildi. Evcil hayvan beslemek, saksı­da çiçek yetiştirmek, geçmişin mirası olarak mahkum edildi. Ülkenin batısındaki Müslüman bölgelerinde Kur’an’lar büyük ateşlere atıldılar. Birçok aydın intihar etti, bazıları öldürüldü.

Özeleştiri işkencesi ÇKP’nin taşra örgütlerinde “burjuva kültürü”nü savunduğu tespit edilenler, kalabalıklar önünde özür, dilemeye zorlanmışlardı.

Aydınlara zulüm

Aydınlar ve profesörler “el eme­ği ile yeniden eğitilmek üzere” kırsal bölgelere sürüldüler. Kül­tür Devrimi’nde yüz milyon in­san taciz edildi; yani her iki ye­tişkinden biri!

1966-68 yıllarından çıkıldı­ğında ÇKP yıkıntı halindeydi. Si­yasi Büro’nun on bir üyesinden sekizi ya hapisteydi ya da yeni­den eğitimde. Merkez Komite­si sorumlularının onda dokuzu ıskartaya çıkartılmıştı. Merkez Komitesinin 63 üyesinden 43’ü kaybolmuş, 9’u ağır şekilde eleş­tiriye uğramıştı. Önceki kongre­de Merkez Komitesine seçilen 279 üyenin yalnızca 53’ü sonra­ki kongrede yeniden seçilmişti. Birçok yerde parti aygıtı silin­mişti. Bu kongredeki 1512 dele­genin dörtte üçü Halk Kurtuluş Ordusu üyesiydi. Parti, Mao’nun düşüncesi ve onun oynadığı rolü onayladı ve Mao’dan sonra onun yerine Lin Piao’nun geçeceği­ni belirledi. Yine de yeni siyasal büro bir bütünlük arz etmiyor­du. Her biri Mao’ya yaslandığını söyleyen üç fraksiyon bulunu­yordu. Lin Piao, askerî ve sivil pragmatiklerin desteklediği Çu Enlay ve daha sonra “Dörtlü Çe­te”yi oluşturan “Şanghay Grubu” tarafından desteklenen Mao’nun eşi Jiang Çing.

1969’de toplanan ÇKP’nin 9. Kongresi krize bir çözüm ge­tirmemiş, Mao ile düne kadar Maoistlerin en birincisi olarak takdim edilen ordu komuta­nı Mareşal Lin Piao arasında yeni bir çatışma çıkmıştı. Lin Piao’nun Mart 1971’de “uçakla Moskova’ya kaçarken” denile­rek, bir yıl sonra ilan edilen ölü­müyle bu gerilim sonlandı. Mao, Dörtlü Çete’yi destekleyerek Lin Piao’yu Konfüçyus’un gerici düşüncelerine hizmet etmekle itham etti. 100’den fazla general kızağa çekildi. Onun tasfiyesi ile Dörtlü Çete ile Çu Enlay arasın­daki mücadele kızıştı. Çu Enlay kansere yakalanınca onun eki­binden Deng Jiaoping öne çıktı ve 1973’de siyasi büroya seçildi.

Böylelikle 1970’lerin başla­rında Çin Devrimi’nin tarihsel önderlerinin büyük bir kısmı ıs­kartaya çıkartılır. Mao’nun son eşi Çiang Çing’in de dahil oldu­ğu “Dörtlü Çete” diye de anılan “Şanghay Grubu”na iktidar yolu açılmış olur. 1973’de Dörtlü Çe­te duruma hakim olsa da, kırsal kesimde denetim kaybolmaya başlar. Çu Enlay, Kültür Devri­mi’ni eleştirir ve mirasını red­deder. Mao ve Dörtlü Çete parti içinde egemenliğini kaybetme­ye başlar.

İktidar savaşının kurbanı gençler Ülkede yaşanan çalkantılar, ÇKP içinde iktidar mücadelesi veren çeşitli grupların çatışmalarıyla tetikleniyordu. Gençler, bu fraksiyonların kullandığı en önemli toplumsal kesimlerden biriydi.

Kültür Devrimi’nin sonu

1976’da Çu Enlay ölür. İki kana­dın çatışmasından yararlanan içişleri bakanı Hua Guofeng ikti­darı ele geçirir ve başbakan olur. Eylül’de Mao ölür. Ordunun des­teklediği Hua Guofeng ile med­ya ve milislerin desteğini alan Çiang Çing karşılıklı olarak dar­be hazırlığına girişirler. Ekimde “Dörtlü Çete” üyeleri tutuklanır. Milisler mücadele etmeden tes­lim olurlar, halk “kızıl impatori­çe”nin tutuklanmasını destekler. Deng Jiaoping yeniden sahneye döner, bir yıl sonra itibarı iade edilir. 1949’un radikal eşitlikçi umutları, iktidardaki fraksiyon­ların kendi aralarındaki çatış­malara kurban edilmiş ve artık Çin toplumu yepyeni bir yörün­geye girmişti.

Yirmi yılda ÇKP’nin halkla ilişkileri nitel olarak dönüşü­me uğramıştı. Yüz Çiçek Açsın Kampanyasında partiyle aydın­ların önemli kesimi arasındaki ilişki bozulmuştu. Büyük İleri Atılım sırasında köylülükle iliş­kiler değişmişti. Kültür Devrimi ile öğrencilerin yanı sıra işçile­rin radikal kesimleriyle bağlar zayıflamıştı. “Tarihsel” Maoizm yerini kişi kültüne bırakırken, 1960’lı yıllarda beliren eşitlikçi özlemler de gölgelenmişti.

1967-69’da Mao siyasal ola­rak ölmüştü. 70’li yıllardaki ağır hastalığının ardından 1976’da ölümüyle “Dörtlü Çete” sanık sandalyesine yerleştirildi. Kül­tür Devrimi, Mao’nun son bü­yük projesiydi. Ancak Kültür Devrimi’nin yenilgisi, Çin’in Deng Jiaoping öncülüğünde Ba­tı tipi ekonomik gelişmeye yö­nelmesine yol açacaktı. 80’li yıllarda yarı özel yarı devlet kapitalizmiyle “sosya­lizmden kapitalizme” geçiş 90’lı yıllarda tamamlandı. Bu döne­me damgasını vuran ise Kültür Devrimi’nde gözden düşmüş olan Dang Jiaoping oldu.

Gövde gösterisi Mao, 26 Temmuz 1966’da Yangzi Nehri’nde uzun süre yüzmüş ve bu sembolik eylem Kültür Devrimi’nin başlamasıyla ilişkilendirilmişti.

KÜLTÜR DEVRİMİ’NİN ÖNEMLİ DÖNEMEÇLERİ

1964 Mao’nun yazdığı Küçük Kızıl Kitap’ın ilk baskısı.

1965 Merkez Komitesinin gizli toplantısında Mao’nun “gerici ideolojinin eleştirisi”ni gündeme getirmesi.

Mart 1966 Mao’nun, Siyasi Büro toplantısında aydınlara karşı bir kültür devrimi başlatmayı önermesi.

Mayıs 1966 Siyasi Büro’da Jiang King, Çen Boda, Kang Şeng’den oluşan ve görevi partide, orduda, hükümetteki “burjuva” unsurların izini sürmek olan Kültür Devrimi komitesinin kurulması.

Mayıs 1966 Pekin Ünivesitesi’nde ilk “Kızıl Muhafız” birliğinin oluşturulması.

Haziran 1966 Kültür Devrimi’ne katılmaları amacıyla üniversite öğrencilerinin belirsiz bir süre için tatile çıkarılması.

Temmuz 1966 Mao’nun hem SSCB hem de Çin’deki potansiyel revizyonistlere karşı Kızıl Bayrak ve Halkın Günlüğü gazetelerinde yazıları.

Temmuz 1966 Mao’nun Yangzi nehrinde uzun süre yüzerek “gövde gösterisi” yapması.

Ağustos 1966 Genelkurmay Başkanı General Lo Jui-Çing’in kızağa alınması.

Ağustos 1966 Mao’nun “karargahları bombalayın” diyerek başkan Liu Şaoçi’ye dolaylı olarak saldırması, şiddetin başlaması.

Ağustos 1966 Gençliği Kızıl Muhafızlar olarak sefererber edecek 16 maddenin ilanı.

Ağustos 1966 1 milyonun üzerinde Kızıl Muhafızın Tiananmen’de toplanıp Mao’yu selamlaması.

Ekim 1966 Başkan Liu Şaoçi ve Deng Jiaoping’in afişlerde “burjuva revizyonist” şefler diye itham edilmeleri

Ocak 1967 Ordunun tarafsız kalmayıp Maoist unsurları destekleme emri alması.

Temmuz 1967 Üniversitelerin yaklaşık 1 yıl sonra yeniden açılması.

Eylül 1967 Karışıklıkları bastırmak için orduya ateş açma yetkisi verilmesi.

Ekim 1976 “Dörtlü Çete” üyelerinin Mao’nun vasiyetini tahrif etmek ve darbe hazırlamakla itham edilerek tutuklanması.

Ağustos 1977 ÇKP’nin Kültür Devrimi’nin resmen sona erdiğini açıklaması.

SARTRE, FOUCAULT, GODARD VE DİĞERLERİ…

Batılı aydınların Çin ve Mao illüzyonu

Batı’da Maoizmin altın çağı 60’ların sonu ve 70’lerin ortalarına kadar sürdü. Yani tam da Kültür Devrimi döneminde. 1974’te Çin’e giden Fransız edebiyatının büyük üstadı Roland Barthes, dönüşünde hayli heye­canlıydı. Keza Philippe Sollers, “Çin’de gerçek bir burjuva karşıtı devrim” gördüğünü söyleye­cek, feminist profesör-yazar Julia Kristeva, “Mao kadınları özgürleştirdi” diyecektir.

Ghuul tarafından yapılan bir çizim: “Sartre: Gen Aktarımlı Çin Balığı”

Sinemanın öncü yaratıcı­larından ve 1967’de “Çinli” isimli bir film çekmiş olan J. L. Godard, Fransanın ünlü mimar ve şehircilerinden Roland Castro da bu kervanın yolcularındandı. Maoist olmamakla birlikte, J. Lacan ve Michel Foucault’yu da Kültür Devrimi’nden etkilenenler arasında sayabiliriz. Mao’yu bir filozof olarak önemseyen Louis Althusser ise, düşünsel olarak daha köklü bir ilişkiye geçmişti.

La Cause du Peuple gazetesi­nin savunucusu Jean-Paul Sartre için ise zaten Mao’dan ibaret olan Çin’deki Kültür Devrimi, onun şahsında önemli bir gelişmeydi. Bugün artık ünlü bir filozof olan Alain Badiou da bu rüzgara kapı­lanlar arasındaydı.

Batılı aydınlar için Kızıl Kitap’ın öncülüğündeki Kültür Devrimi, Kremlin’in köhne bürok­rasisine karşı komünizme yeni bir nefes kazandıracak bir hamle olarak değerlendirildi. Örneğin aydınların kırsal bölgelere sürül­mesi, kafa ve kol emeği arasında­ki ayrımın giderilmesi yönünde bir çaba olarak görülüyordu.

Bu aydınların önemli bir bö­lümü, özellikle Simon Leys’in (Pierre Ryckmans) “kralın çıp­lak olduğunu” anlatan Başkan Mao’nun Yeni Elbisesi kitabıyla başlayan üçlemesinin etkisiyle, hızla bu Çin-Mao hayranlığından uzaklaştılar. Sonrasında ise “Çin usulü” gibi olmasa da özeleştiri yapana pek rastlanmadı.