Performanslarıyla gönüllerde taht kuran, karakterleriyle birer fenomene dönüşen dünyanın birbirinden ünlü “sporcuları”… Milyonlarca insanı kendilerine hayran bıraktılar, adeta peşlerinden koşturdular… Savaş sonrasında, buhran döneminde sokaktaki insanın umudu oldular. Birer hayvandan çok daha fazlasıydılar. At yarışıyla ilgilenmeyenlere dahi adlarını ezberlettiler. Hatırası kitaplarla, filmlerle, heykellerle yaşayan atların dünyası. 

En başarılı yarış atlarımızdan Bold Pilot’ın filme aktarılan öyküsü, sinemalarda bir milyondan fazla insanla buluştu. Bir döneme damgasını vuran bu atın ismini, yarışlarla alakasız birçok kişi de ezberlemişti. Geriden yaptığı ataklarla ölümsüzleşen dış kulvarın sahibi, kimi ulusların heykelleri dikilen, kitapları yazılan ve asla unutulmayan diğer “at kahramanları”nı akıllara getirdi. Onlar, çoktan beyazperdedeydi… 

1. Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında pistlerde esen bir fırtınanın adıydı Man o’ War. 21 yarışlık kariyerinde sadece bir kez geçilmiş, adı neredeyse bir ömür sonra kurulan heavy metal grubu Manowar’a ilham kaynağı olmuştu. 1917’de doğan tay, tek yenilgisini “şampiyonların mezarlığı” olarak tanımlanacak Saratoga’da almıştı. Kendisini geçebilen tek at olan Upset’i Preakness’de deviren kestane renkli aygır, Belmont’ta da rakiplerine nal toplatıp 20 boy fark atmıştı. Son yarışında bir önceki senenin üçlü taç sahibi Sir Barton’la kapışan Man o’ War, tarihin filme alınan ilk koşusunda güle oynaya zafere ulaşmıştı. Yedi boy fark attığı düello, birkaç gün sonra sinemalardaydı… 

Onlar tarihin en iyileri 

Katıldığı 21 yarışın 16’sını kazanan ABD’nin efsane atlarından Secretariat. 1973’teki Belmont Yarışı’nda Secretariat, rakiplerine 31 boy fark atarak tarihî bir dereceye imza atmıştı. Tarihin en iyi yarış atı denilen Man o’ War 1920’de bir yarışta zafere koşarken… 

1920’de The New York Times tarafından beyzbol efsanesi Bebek Ruth’la beraber “yılın sporcusu” seçildiğinde yine tarih yazıyor, gazete tarafından süper at ilan ediliyordu. Soyundan gelen oğlu War Admiral’le torunu Seabiscuit’in 1938’deki Amerika’da hayatı durduran randevusunda yine hayattaydı. 1947’deki ölümüne kadar çiftlikte 1.5 milyon kadar insan onu ziyaret etmiş, kahramanlarını son bir kez görmek istemişti. Şampiyonun cenaze töreni radyodan canlı yayınlanmıştı. Asıl şaşırtıcı olansa, herhalde bugüne dek filminin çekilmemesi. Yenilmez İngiliz aygırı Frankel’le, Avustralya’nın medar-ı iftiharları 25 yarışından da zaferle ayrılan Black Caviar ve 2018’de 60 ülkedeki yarışseverlerin oylarıyla Secretariat Vox Populi Ödülü’nü kazanan Winx’in belgesellerini ilerleyen yıllarda izleyeceğimiz kesin gibi. 

Seabiscuit ise ABD’de buhran yıllarının sembollerinden biriydi. Tüm gücünü “çalışmak isteyen herkesin mutlaka başaracağı” şeklindeki inançtan alan bir ulusun yoksulluğa sürüklendiği günlerdi. Ülkenin çoğunluğu işini, servetini, evini kaybetmişti. Çaresizlik ve korku içindeki milyonlar adeta tutunacak bir dal ararken, bir at insanlara umut kaynağı oluyordu. 1933’te Kentucky’de dünyaya gelen tay, kimilerine göre tarihin en iyi yarış atı olarak kabul edilen Man o’ War’un torunuydu. Babasının karakteri nedeniyle bir koşu kariyeri olmamıştı. Wheatley Stable’ın sahibi olduğu Seabiscuit, James E. Fitzsimmons tarafından çalıştırılıyordu. Antrenörü, tembel bulduğu hayvanla pek ilgilenmiyor, tüm vaktini Omaha’ya ayırıyordu. 

İlk 17 koşusunda birincilik görmeyen, genelde de sonuncu olan Seabiscuit, sonradan küçük yarışlarda başarılı olmuştu. Sessiz sakin bir tip olan antrenör Tom Smith, rakiplerine göre ufak tefek görülen hayvandaki potansiyeli farketmişti. “Atlara fısıldayan adam”, çok inandığı bu at için araba bayiliğinden bir servet yapan patronu Charles Howard’a 8 bin dolar ödettirecek, jokey olarak da Red Pollard’ı seçecekti. Sonradan Kanadalı binicinin bir gözünün kör olduğu anlaşılsa da ortaklık bozulmamıştı. 

Kıyasıya rekabetler, zaferler Seabiscuit ile en büyük rakibi War Admiral 1938’de asrın yarışında kafa kafaya (en üstte). Şampiyon Seabiscuit, sahibi Charles Howard ile birlikte (üstte). Amerikan at yarışı tarihinin en iyi ikinci safkanı kabul edilen Secretariat, Time’a kapak, filmlere konu olmuştu. 

Kısa süre sonra pistlerde bir fırtına koptu. 1937’de katıldığı 15 koşunın 11’ini kazan Seabiscuit, ABD’nin en çok para kazanan safkanı olurken, yılın atı Triple Crown yapan War Admiral seçilmişti. İkisinin yarışması herkesin hayaliydi… Pollard kaza geçirince, 1938’in başında Seabiscuit’e deneyimli jokey George Woolf binmeye başlamıştı. Pollard tam düzeldi derken, başka bir atın altında kalmış, bacağından sakatlanmıştı.. Kariyeri bitme noktasındaydı. 

1 Kasım 1938’de rüyalar gerçek oluyor, asrın koşusu Pimlico’da start alıyordu. Ülkenin dörtbir köşesinden gelen 40 bini aşkın izleyici düelloya yerinde şahitlik ederken, yaklaşık 40 milyon kişi de radyolarının başında yerini almıştı. Bunlar arasında Başkan Franklin D. Roosevelt de vardı. Kabine toplantısını kesen deneyimli siyasetçi, Baltimore’daki yarışı merak eden sayısız insandan sadece biriydi. Man o’ War’un oğlu War Admiral’le torunu Seabiscuit’in kıran kırana kapışmasında, Pollard’ın tavsiyesine uyan Woolf, atların gözgöze gelmesini sağlamış, son düzlükte yaptığı atakla “Cindrella” lakaplı Seabiscuit kazanmıştı! Yine manşetleri süslüyor, yılın en iyisi seçiliyordu. 

Sonradan sakatlanan şampiyon atın bir daha yarışması beklenmiyordu. Tıpkı asıl jokeyi Pollard gibi. Ön ayağındaki tendon yırtılmıştı. Yavaş yavaş iyileşen atla binicisi tekrar buluşmuş, 1940’ta gelen Santa Anita zaferiyle Seabiscuit muhteşem bir jübile yapmıştı. Aynı yıl emekliye ayrılan safkan, 1947’de öldü. Jokeyi Pollard ise 1955’e kadar yarıştı, 1981’de hayatını kaybetti. Belgesellere, filmlere, kitaplara konu olan Seabiscuit’in heykelleri yapıldı; 2009’da da pulu basıldı. Seabiscuit’in hayatını anlatan, Gary Ross’un yönettiği 2003 tarihli film, en iyi film dahil yedi dalda Oscar’a aday oldu. 

Beyazperdede hikayesini izlediğimiz atlardan Secretariat ise, Man o’ War’dan sonra Amerikan tarihinin en iyi ikinci safkanı olarak kabul ediliyor. Time, Newsweek gibi seçkin dergilerin kapaklarını da süsleyen aygırın rekorları yaklaşık yarım asırdır kırılamıyor. 

Babasının hastalığından sonra Meadow Harası’nın kontrolünü alan Penny Chenery, dört çocuklu bir ev kadınıydı. Kardeşleri atların satılmasını istese de o babasının hayalini gerçekleştirmek ve Kentucky Derby’sini kazanmak istiyordu. 1971’de Kanadalı antrenör Lucien Laurin’le anlaşması, bir destanın başlangıcıydı. 2010’da yapılan ve Randal Wallace imzasını taşıyan “Secretariat” adlı filmde gösterilmese de, ikili ilk Kentucky zaferini 1972’de Riva Ridge’le kazanmıştı. 1970’te dünyaya gelen Secretariat, 1957’nin şampiyon atı Bold Ruler’ın oğluydu. Önce ona Big Red denmiş, sonra tüm dünyada ezberlenecek ismine kavuşmuştu. 

İlk startını 1972’de alan Secretariat dereceye girememişti. Daha sonra jokeyi Ron Turcotte’la birlikte kanatlanan aygır üstüste birinciliklere imza atıyor, iki yaşında ABD’de yılın atı seçiliyordu. Tarihte yılın atı seçilen ilk iki yaş safkan da oydu. Kentucky’de en yakın rakibine 2.5 boy fark atan Secretariat, 2 dakika altında koşarak rekor kırmıştı. 2001’de Monarchos ona çok yaklaşsa da, pistin en iyi derecesi hâlâ ona ait. Üçlü tacın ikinci ayağı olan Preakness’da da 2.5 boy farkla birinci gelen aygırın koşu süresi tartışma yaratıyordu. 

Şampiyon, artık bir fenomendi. Belmont’ta gelecek birincilik, 25 senedir kazanılamayan Triple Crown unvanı demekti. En büyük rakibi Sham, onu geçebilecek miydi? Startla birlikte uçmaya başlayan Secretariat 31 boy fark atarak tarih yazıyor; 2 dakika 24 saniyelik derecesi akıllara durgunluk veriyordu. 45 senedir yanına bile yaklaşılamayan bu rekor, 2005’te ESPN kanalı tarafından spor tarihinin en iyi ikinci performansı seçilmişti, birincisi basketbol efsanesi Wilt Chamberlain’in 100 sayı attığı 1962’deki Philadelphia-New York maçıydı. Listede insan olmayan tek varlık da Secretariat idi! Emekli oluncaya kadar kariyerindeki 20 yarışın 16’sında finişi ilk gören şampiyon at, 1973’te Triple Crown yaparak tarihe geçmişti. 

Avustralya’nın rekortmeni 1926’da Yeni Zelanda’da doğan, Avustralya’da yetişen Phar Lap, 51 koşudan 37 birincilik çıkararak kıtanın yıldızı olmuştu. Rakip tanımayan at, hâlâ aydınlatılamayan bir zehirlenme sonucu can verdi. 

1989’da son nefesini veren Secretariat, ESPN tarafından asrın en iyi 100 Amerikan “sporcusu” sıralamasına ise 35. basamaktan giriyor ve Man o’ War (84.) ile Citation’a (97.) fark atıyordu. Pulu bastırılan, heykeli dikilen şampiyonun kalbinin inceleyen veteriner, kalbinin normalin 2.5 katı büyüklüğünde olduğunu tespit etmişti. Kimbilir, belki de bu faktör onun tarihe geçmesini sağlamıştı. 2010’dan bu yana adına her sene “Secretariat Vox Populi” ödülü veriliyor, dünyanın birçok köşesindeki yarışseverlerin de katılımıyla yılın atı taçlandırılıyor. 

1926’da Yeni Zelanda’da doğan, Avustralya’da yetişen Phar Lap, 51 koşudan 37 birincilik çıkarmıştı. Sydney’de yaşayan ve pek de başarılı bir at yetiştiricisi olmayan Harry Telford tarafından keşfedilmiş, Amerikalı David J. Davis tarafından satın alınmıştı. Sahibi, hayvanı ilk gördüğünde gözlerine inanamıyordu. Uzun leylek bacaklıydı, garip bir yürüyüşü vardı. Para çöpe atılmış olmalıydı. Ama Telford ısrarcıydı; herhangi bir para almadan atı çalıştıracaktı. 

İşte o “sırık” kısa sürede şampiyona dönüşüyor, ünü sınırları aşıyordu. Kimilerine göre bu bir mucizeydi, bazıları ona “kızıl terör” adını takmıştı. Phar Lap ülkesindeki önemli yarışlarda birincilikler kazandıktan sonra kıta değiştirmiş, Meksika’da Kuzey Amerika’nın en büyük ödüllü koşusunu rekor bir zamanla kazanmasını bilmişti. Her şey rüya gibiydi. Elindeki altın yumurtlayan tavuğun farkındaki Davis, büyük ikramiyeli özel yarışları kovalıyordu. California’da özel bir çiftliğe yollanan Phar Lap’ten gelen haber bir anda şok etkisi yarattı. Yapılan otopside 5 Nisan 1932’de ölen hayvanın zehirlendiği ortaya çıkmıştı. Aradan geçen onca seneye rağmen bu konuda hâlâ kalem oynatılıyor, bazıları mafya tarafından öldürüldüğüne inanıyor. 

Biricik Boldi’nin mezarında 90’ların yıldızı Bold Pilot Türk yarışseverler için bambaşkaydı. Jokeyi Halis Karataş ile birlikte fenomen olmuştu. Halis Karataş, Bold Pilot’un mezarı başında (Aralık 2018). 

Okyanusya kıtası, medar-ı iftiharını asla unutmadı. Avustralya ve Yeni Zelanda’da ikon haline dönüşen atın pulu basıldı, heykeli dikildi. Uzun süredir Avustralya Ulusal Müzesi’nde kalbi sergilense de kimileri bunun ona ait olmadığını iddia ediyor. Simon Wincer tarafından çekilen 1983 tarihli film “Phar Lap”, izleyenlerin gözlerini yaşartıyor. 

Halis Karataş’la özdeşleşen Özdemir Atman’ın sahibi olduğu Bold Pilot ise Türkiye’nin yetiştirdiği en iyi yarış atlarından biriydi. Yağmuru sevmez, ıslak zeminde sıradanlaşırdı. 30 defa start alan bu safkan, 21 birincilik, 4 ikincilik, 2 üçüncülük, 2 de dördüncülük kazanmış, sadece bir kez tabela dışında kalmıştı. 11 yarışlık galibiyet serisi akıllara durgunluk vermiş, geriden gelip son düzlükte kazanmasıyla nam salmıştı. 1996’nın Gazi Koşusu’nda elde ettiği 2.26.22’lik olağanüstü rekor hâlâ kırılamamış durumda. O sene üçlü tacı takan nam-ı diğer Boldi, Enternasyonal Boğaziçi Koşusu’nda da Alman Galtee’yi geçmeyi başarmıştı. 

Bold Pilot bir yarış atından daha fazlasıydı. Start aldığında tüm bahisseverler onu tek geçerdi. Hemen hemen her yarışta starting box’a girerken nazlanan Bold Pilot için bir defasında tüm hipodrom susmuştu. 2013’te Gazi Koşusu öncesi Veliefendi’ye son kez ayak basıp jübile yapan şampiyonu binlerce yarışsever ayakta alkışlamıştı. 2015’te beklenen haber gelmiş, “garibanların sevgilisi” son nefesini vermişti. 

Halis Karataş ile Özdemir Atman’ın kızı Begüm’ün aşk hikâyesinin de anlatıldığı Bizim İçin Şampiyon filminde oğlu Ganesh tarafından canlandırılan fenomenin adı akla gelince, kulaklarda o malum klişe çınlıyor: “En dış kulvardan Bold Pilot geliyor!”