Ülkemizdeki ilk bombalı araç saldırısının üzerinden 112 yıla yakın zaman geçti. II. Abdülhamid son anda kurtuldu ama ölenleri ancak sayı olarak hatırlıyoruz: 27’si kimliği tespit edilebilen 30 kişi. Yıldız’da patlayan Taşnak bombası Ermeni arabacı Osep’i öldürdüğü gibi, 11 yaşındaki medrese öğrencisi İvrindili Hafız Musa’yı da yaşamdan kopardı. Ölen Mehmed Baha Bey’in eşine bağlanan maaş yarıya indirilecek, kızının maaşı gayri hukuki olarak kesilecekti. 

21 Temmuz 1905’te Yıldız Camii’ndeki Cuma Selamlığında Sultan II. Abdülhamid’e yapılan bombalı suikastta hedef sağ kaldı ama nice hayatlar son buldu. Yaralılar ömürleri boyunca o saldırının izlerini taşıdılar. Olayın öznesi olmalarına rağmen isimleri anılmadı. Basit sayılar, istatistiki veriler halinde toptancılığın, unutulmuşluğun kurbanı oldular. 

Yıldız’da patlayan Taşnak bombası Ermeni Arabacı Osep’i öldürdüğü gibi, 11 yaşındaki medreseli Kuran öğrencisi İvrindili Hafız Musa’yı da katletti. İsimlerinin toplumsal belleğimizde yeri olmadı. Aynı bugünkü gibi. Yaşadığımız kanlı günler geride kaldığında, Dolmabahçe’deki PKK bombasının Kürt taksici Velat’ı, tıp öğrencisi 19 yaşındaki Berkay Akbaş’ı da aramızdan aldığını unutmamalıyız ki yeni acılara kapı aralamayalım. 

Suikastçiler hemen tespit edilmişti 21 Temmuz 1905’te meydana gelen ve Abdülhamid’i hedef alan saldırıdan sonra geniş bir soruşturma açılmış, failler tespit edilmişti. Padişaha sunulan raporda, suikastçilerin fotoğrafları da yer alıyordu. 

Ülkemizdeki ilk bombalı araç saldırısının üzerinden 112 yıla yakın zaman geçti. Giderek artan bir şiddet ve bombalı araç terörüyle sarsıldığımız şu günlerde, siyasetin acımasız yüzü, bizlerin de ruhunu duyarsızlaştırıyor. Bir eylem sonucunda ölen veya yaralananların yakınlarının acısını hafifletmek önceliğimiz olamıyor. Nefret söylemi ve intikam duygusu her şeyin önüne geçiyor. 

Bombanın patladığı yer Bomba yüklü at arabası Cuma Selamlığı töreninde, işaretli yerde patlatıldı. Sultan Abdülhamid tam o sırada arka planda görülen Hamidiye Camii’nin girişindeydi ve birkaç dakika gecikmesi hayatını kurtarmıştı (üstte). Olaydan sonra padişaha sunulan ayrıntılı raporun kapağı (altta).  

Organize bir saldırı 

1905’deki suikastte dikkati çekici bir husus, Sultan II. Abdülhamid’in kendisi kurtulmuşken, onlarca kişinin ölmesi ve yaralanmasının hiç konu edilmemesidir. O insanlar, arkalarında bıraktıkları acılı aileleri kimlerdi, başlarına neler geldi diye düşünmek istemiyoruz belki de… 

Bu yazımızda ilk bombalı araç saldırısı olan Yıldız Suikasti’ne ve burada hayatını kaybeden Şehzade Selim Lalası Baha Bey’in kızı Ayşe Sıdıka Hanım’ın kesilen maaşının akıbetini sorduğu mektuptan hareketle, 100 yıl önceki duyarsızlığımıza da değinmek istiyoruz. 

19. yüzyılın son çeyreğinde çok sayıda devlet başkanı, kral, başbakan “anarşizm” ile “nihilizm”in etkilediği, kimi bağımsız kimi taşeron suikastçıların kurbanı olmuştu. ABD başkanından Rus çarına, Fransa cumhurbaşkanından İtalya kralına kadar önemli liderler kısa aralıklarla öldürüldüler. 

‘Melun Rici, hain Mıgırdıç’ Rapordan: “Melun Silviyo Riçi tarafından getirilip, hain Mığırdıç’ın biraderi Ohannes ve eniştesi Osep tarafından saklanmış ve vakadan yirmi gün evvel manuk’a teslim edilmiş bombalar… İngiltere tabaasından Mösyö Johns apartmanından çıkarılmış ve Tophane-i Amire’ye teslim edilmiş olan on beş adet bomba”.

Sultan II. Abdülhamid 1876-1909 arasında saltanat sürerken şahit olduğu suikastların benzerine maruz kalmamak için, güçlü bir haberalma ağı kurup, sarayı dışına neredeyse hiç çıkmıyordu. Ancak çok önem verdiği, uluslararası toplum ve halifesi olduğu İslam dünyası ile birebir bağlantı kurabildiği tek etkinlik olan “Cuma Selamlığı töreni” için dışarı çıkmaya mecburdu. O sebeple törenin icra edileceği Yıldız Camii’ni güvenlik endişeleri ile Yıldız Sarayı’nın hemen dışına inşa ettirmişti. Alınan önlemlere rağmen, 21 Temmuz 1905 tarihindeki Cuma Selamlığı töreninde Türkiye tarihinin ilk bomba yüklü aracı patlatıldı. Ermenistan’a bağımsızlık kazandırmak amacıyla 1890’da kurulan, 1894 Sason, 1895 Van ayaklanmaları ile 1896’da İstanbul Osmanlı Bankası eylemlerini gerçekleştiren Taşnak örgütü, uzun soluklu bir planın ardından hazırladığı saatli bombalı aracı patlatmaya muvaffak olmuş, ama hedefi tutturamamıştı. Hedef elbette Sultan II. Abdülhamid idi. 

Ermeni Taşnak örgütünün uzantısı olarak organize olan “Yıldız Suikasti Grubu”nun ilk elde liderliğini yürüten Kristofor Mikaelyan Rusya Ermenilerinden, Şabuh Kendiryan İstanbul’un Arnavutköyü’nden idi. Abdülhamid’e yönelik saldırıyı ilk önce el bombaları ile gerçekleştirmeyi planladılar. Bulgaristan’da atış denemeleri yaparken ellerinde patlayan bomba ile kendileri öldü. Onların ölümüyle operasyondan vazgeçilmedi. Aktif örgütçülerden Silviyo Ricci, Lipa Rips ve birlikte yaşadığı Sofi Rips eylemi baştan sona organize ettiler. Dört yıl önce Belçika’dan gelip İstanbul’a yerleşen Singer şirketi çalışanı Edward Jorris adlı anarşist de gruba katıldı. En kesin sonuç alıcı suikastın bomba yüklü bir arabayı patlatmak olduğuna kanaat getirerek Viyana’da Nesseldorfer Araba Fabrikası’na dört tekerlekli bir fayton sipariş ettiler. 

Arabanın Osmanlı topraklarına sokulmasını maharetle başardılar. Trieste’den Lloyd Denizcilik Şirketinin Dalmaçya vapuruna yükledikleri arabayı İstanbul’a gönderdiler. İstanbul’da temasta oldukları üyeler atları, bombayı tedarik etti. Arabanın özel olarak üretilen bölümüne 80 kiloluk bombayı gizlediler. Avrupalı seyyah kimliğinde, defalarca Cuma Selamlığı töreninde keşif yaptılar. Padişahın camiden çıkıp arabasına binmesine kadar geçen sürenin şaşılacak derecede kesinliğini saptadılar. 1:42 dakikaya ayarlanmış saatli bomba ile kesin sonuç alabileceklerini düşündüler. 

Suikastçıların inceden inceye hesaplayıp kurdukları bomba, tam ayarlanan saatte patladı. Patlamanın olduğu yer, faytonların park ettiği alan olup cami kapısına 100 metre kadar mesafedeydi. İlk anda 26 kişi öldü, 60 kişi yaralandı. Bombalı araba dışında 16 araba tahrip ve onlarca at telef olur, ortalık kan gölüne döner ama, esas hedef Sultan Abdülhamid hayattadır. Padişah o gün, arabaya binmesinden önce alışılmışın dışında Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile ayaküstü birkaç dakika kadar konuşmuştur. Bu gecikme yüzünden henüz caminin merdivenlerinden inmeden patlama gerçekleşir ve hayatı kurtulur. 

Sultan Abdülhamid, patlamadan saniyeler sonra, korku ve dehşetin kol gezdiği o anlarda oldukça sakin görünür. Mabeyn erkânını ve yanındakileri de sakinleştirmeye çalışır. Ellerini kaldırarak halka güven aşılar. O anda ilk önce Avusturya sefirinin “Vive le Sultan” tezahüratı üzerine önce yabancı temsilciler, sonrasında tüm izleyiciler tezahürata katılır. Arabası patlamadan etkilense de tek başına bindiği arabayı kendi kullanarak hızlıca karşıdaki sarayına girer. Bu arada bir yanda yaralıların, şoka girenlerin feryatları, öte yanda tezahürat edenlerin sesleri birbirine karışır. Ortalık durulduktan sonra onlarca yaralı ve ölüden ibaret can pazarının acı gerçeğiyle yüz yüze kalınır. 

Olayın hemen ertesinde Abdülhamid’in en güvendiği hafiyelerinden, Lübnan Hıristiyanlarından Necip Melhame Paşa’nın başkanlığında soruşturma komisyonu kurulur. Olay yeri incelemeleri, delillerin toplanması, olayın faili zannıyla gözaltına alınan 40’a yakın kişinin ifadeleri doğrultusunda soruşturma kısa sürede tamamlanarak olay aydınlatılır. İstanbul’un farklı yerlerine gizlenmiş çok sayıda bomba, dinamit ve çeşitli patlayıcı maddeler ele geçirilip fotoğraflanır. Soruşturma raporunun özetinden matbu bir cilt hazırlanarak Abdülhamid’e ve yerli yabancı gerekli görülen kişilere dağıtılır. 

Bomba yağdırdılar serbest kaldılar Yıldız Suikastinden sonra şüphelilerin evlerinde yapılan aramada çeşitli bomba düzenekleri ve patlayıcılar bulunmuştu. Ancak yakalanıp, suçları sabit görülüp idama mahkum olan yabancı uyruklu kişiler bile, büyükelçilerin baskılarıyla serbest bırakılacaktı. 

Kısa sürede mahkemeye çıkarılan 17 tutuklu yanında, esas elebaşılarından firar eden 17 kişi yargılanır. Mahkeme sonunda firarilerin 10’u idam, 7’si müebbet kalebent cezalarına çarptırılır. Tutukluların ilk sırasında bulunan Edward Jorris ile birlikte 4 kişi idam, 7 kişi kalebent cezası alır. Suçsuz bulunan 7 kişi salıverilir. Elebaşı olarak mahkûm edilen Edward Jorris de, daha sonra Belçika hükümetinin baskılarıyla serbest bırakılır. Gıyaben idama mahkûm edilmiş eşi Anna Nellens zaten hiç yakalanamaz. 

Buraya kadar geçen safha “Yıldız Suikastı”nı konu alan tüm anlatımlarda aşağı yukarı aynıdır. Eksik olan anlatım ise bu olaydan etkilenen, yaralananların akıbeti, can verenlerin geride bıraktıklarına ne olduğudur. İnsanların dramı yerine sayılar konuşturulur. Sayılar da gayriciddî, birbirini tutmayan rakamlardan ibarettir. 

Abdülhamid ilk elde ölü ve yaralıların adlarını, geride bıraktıklarının kimliklerini bir liste halinde Necip Melhame’den ister. Soruşturma raporundaki verilerden biraz farklı olan bu listeye göre, olay anında 26, ağır yaralıyken 4, toplam 30 kişi ölmüştür. Yaralılardan sakat kalan 29 asker ve sivilin ismi listede yer alır. Mahkeme kararında ise, 26 ölü 58 yaralı olarak sayı bağlanır. En çok kayıp veren gruplar, selamlık töreninde yer alan askerî birlikler ve arabacılardır. 

Bu listede ailelerinin acısını bir an önce hafifletebilmek için padişah iradesiyle maaş bağlanılmasının emredildiği görülmektedir (Ölü ve yaralıların tamamının ailesine maaş bağlanıp bağlanmadığının tespiti, Osmanlı Arşivinde tasnifi devam eden Maliye Nezareti evrakının araştırmaya açılmasından sonra mümkün olabilecektir). 

Ölenler içinde en rütbeli olan, Şehzade Selim’in emektar lalası Mehmed Baha Bey’dir. II. Abdülhamid, devletin en yüksek dereceli nişanları ile onurlandırdığı lalayı çok sevmektedir. Zaten patlama anında da çok yakınındadır. Ölümüne şahit olmuş, bir şarapnel parçasının emektar şehzade lalası Baha Bey’in başının yarısını alıp götürdüğünü görmüştür. Bu olayı yıllar sonra doktoru Atıf Bey’e anlatırken de üzüntüsünü gizlemez. Patlama anında selamlık töreninde bulunan Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan da, anılarında sadece Baha Bey’in ölümünden bahseder. 

Tespit edebildiğimiz ilk maaş iradesi de Baha Bey’in ailesine aittir. 4 Eylül 1905 tarihli bu irade uyarınca, Lala Mehmed Baha Bey’in Üsküdar İhsaniye Mahallesinde oturan eşi Fatma Hanım’a 1000, kızları Fatma Zehra ile Ayşe Sıdıka Hanımlara 300’er kuruş bağlanması emredilir. Maaşları kayd-ı hayat, yani ömür boyu verilmek şartıyla tahsis edilir. İradede ve sadaret buyruldusunda Baha Bey’in eşi Fatma Hanım’a açıkça 1000 kuruş tahsis edilmesi emredilip, Maliye Nezaretinin de bu miktarın tahsis edildiğini belirtmesine rağmen, kendisine 500 kuruş verilmiştir! 

Padişah iradesini uygulamayan devlet Lala Mehmed Baha Bey’e maaş bağlanmasına dair padişah iradesi (altta). Baha Bey’in kızı Ayşe Sıdıka Hanım’ın 16 Şubat 1915 tarihli arzuhali (üstte), kesilen maaşının yeniden bağlanmasını talep etmekte. Ancak mahkeme, kayd-ı hayat şartıyla tahsis edilen maaşın kesilmesini onaylar; kanunların geçmişe yürümeyeceği kuralı bir tarafa bırakılır. 

Tuhaflıklar bununla da kalmaz. 7 Ekim 1912 tarihinde Ayşe Sıdıka Hanım evlenir ve kayd-ı hayat şartıyla tahsis edilen maaşı kesilir! Maliye Nezaretine yapılan müracaatta alınan cevapta “Muhtacîn Tertibinden” kayd-ı hayat şartıyla tahsisat yapılamayacağı gerekçe gösterilir. Bu tahsisatın 27 Haziran 1910 tarihli “Muhtacîn Nizamnamesi”nden beş yıl önce yapıldığı, özel bir durum üzerine bağlandığı itirazına iki yıl cevap verilmez. 

1. Dünya Savaşı’nın aileleri geçim sıkıntısına soktuğu bir zamanda 16 Şubat 1915’te Ayşe Sıdıka Hanım, yayımladığımız arzuhalle itirazını yeniler. O zamanın Danıştay’ına yani Şura-yı Devlet’e havale edilen evrak üzerine durum görüşülür. Oybirliği ile alınan karar tam bir hukuk garabetidir. Nizamnameden 5 yıl önce padişah iradesiyle, kayd-ı hayat şartıyla tahsis edilen bir maaş, kanunların geçmişe yürümeyeceği kuralı bir tarafa bırakılarak bu nizamname çerçevesine sokulur; lafı dolandırarak tahsisat iptalinin kanuni ve hukuki olduğu cevabı verilir. 

Sultan II. Abdülhamid’in iradesinin, devlette devamlılık esasının, padişahı uğruna verilen telafisi gayr-i kabil canların, dökülen kanların bir hiç derecesine indirildiği bu karar emsal ittihaz edilerek “Yıldız Suikastı”nın diğer mağdurlarına da uygulanmış mıdır? Şu anda tespit edemediğimiz bu sorunun cevabı, Osmanlı Arşivinin hazineleri açıldıkça ortaya çıkacaktır. 

İLK BOMBALI ARAÇ SALDIRISINDA ÖLENLER 

Seyis Mustafa Saka neferi Hüsnü 

Y.PRK.ŞD, 3/50 

Olay anında vefat eden 26 kişi ile ağır yaralı iken vefat eden 4 kişiden ibaret toplam 30 ölüden ancak 28’inin kimlikleri araştırılabilmiş, bunlar arasındaki bir çocuğunun kim olduğu tespit edilememişti. 

VEFAT EDENLER, MESLEĞİ, MEMLEKETİ-ADRESİ VE AİLE FERTLERİ 

Lala Baha Bey Şehzade Lalası Üsküdar-İhsaniye: Eşi Fatma, kızları Fatma Zehra, Ayşe Sıdıka. 

Çilgözoğlu Hüsnü b. Ali Süvari Ertuğrul Alayı, Saka neferi Mihalgazi-Eğdir köyü: Annesi, evli kız kardeşi, erkek kardeşi. 

Batuhoğlu İsmail b. Babuk Beyoğlu Kışlası Topçu Süvari Alayı İnegöl-Mezid köyü: Dul annesi, 8 ve 12 yaşlarında iki kardeşi. 

Hacıbekiroğlu Bekir b. Mehmed Süvari 4. Alayı Ürgüp-Başköy: Eşi Fatma, annesi Emine, babası Mehmed, kardeşleri Şükrü, asker Kuddusi ile üç kız kardeş. 

Fındıkoğlu Emin b. Şaban Fethiye Kalyonu Serdümeni Tirebolu-Hamam Mahallesi: 70 yaşında babası Şaban, annesi Gülşen. 

Eğinli Çilipekoğlu Kadir nam-ı diğer Osman Çavuş b. Mehmed Arabacı Ağın Nahiyesi-Selamlı köyü/Aksaray Muratpaşa Mahallesi: Eşi Ayşe, iki yaşında oğlu Mehmed. 

Mehmed b. İbrahim Arabacı Kasımpaşa-Bedreddin Mahallesi: Eşi Ayşe, diğer eşi İrfan hanım, çocukları 17 günlük Safinaz, annesi Ümmü Gülsüm. 

Neziroğlu Osman b. İlyas Süvari Ertuğrul Alayı, nefer Söğüt-İnhisar köyü: Anneannesi. 

Fehim Ağa / Rençber Beşiktaş-Teşvikiye: 70 yaşında babası Resul, annesi Halime, eşi Fatma, oğlu 8 yaşında Hüseyin, kızı 6 yaşında Meryem, diğer kızı Hacer. 

İsmail b.İbrahim Arabacı Nişantaşı-Taşocağı Molla Ayazma Sokağı: Oğlu 17 yaşında İbrahim, kızı 13 yaşında Sıdıka, diğer oğlu 6 yaşında Hikmet. 

Yanbolulu Mustafa Ağa Arabacı Davutpaşa-Hekimoğlu Ali Paşa Caddesi: Eşi Nefise Hanım. (Hamile). 

Nurettin Arabacı Kağıthane-Tabya Caddesi: Eşi Zekiye, 12 yaşında kızı Saadet, 9 yaşında Raniye, 5 yaşında Meliha, 3 yaşında Müyesser, 1,5 yaşında İhsan. Kız kardeşi Servet. 

Şerif b. Ahmed Arabacı Teşvikiye-Taşocağı: Dul annesi Şefika, eşi Nebiye, çocukları 4, 2 ve 6 yaşlarında Kamile, Mahiye ve Edhem. 

Prevadili İbrahim Ağa b. Mehmed Tophane-Selime Hatun Mahallesi: Eşi, annesi Habibe, 5 ve 3 yaşında Nuriye ve İsmail Hakkı. Kız kardeşi Şerife. 

Osep Arabacı Boğaziçi Yeniköy-Güzelce Ali Paşa Mahallesi: Eşi Bukina, oğlu 3 yaşında Onnik, kızı 1 yaşında Ağavni. 

Bakioğlu Aziz b. Osman Alucra Kurukol köyü/ Beşiktaş-Sinan Paşa Mahallesi: Babası Osman, kız kardeşi Fatma. 

Hafızoğlu Osman b. Hüseyin Beygirci Elazığ-Yukarı Ülgün köyü/ Beşiktaş-Sinan Paşa Mahallesi: Annesi Fındık kadın, 5 yaşında kardeşi Cebrail, 7 yaşında İlyas, kızkardeşi 14 yaşında Ümmühan, 3 yaşında Fatma, 9 yaşında Zeynep. 

Karabekiroğlu Yusuf b. Süleyman Alucra Kurukol köyü/ Beşiktaş-Sinan Paşa Mahallesi: Babası Süleyman, eşi Zeynep, kızları Kamer, Havva, Hatice, 15 yaşında Emine, 8 yaşında Fatma, oğlu 5 yaşında Hüseyin. 

Tablakâr Mehmed Ağa Yıldız Sarayı Beşiktaş-Abbas Ağa Mahallesi: Eşi Halime, çocukları 12 yaşında Recep, 9 yaşında Recep Sabri, 2 yaşında Nuriye. 

Ahmetleroğlu Süleyman b. Veli Yanya Vilayeti-Berat Kazası: Eşi Adile, çocukları 7 yaşında İsmail, 5 yaşında Ali, 3 yaşında kızı. 

Mustafa Ağa Operatör Cemil Paşa’nın uşağı Sivas-Hamidiye kazası: İhtiyar babası, dilsiz kız kardeşi, erkek kardeşi Osman. 

Mehmed Ali Ağa b. Yusuf Urfa-Yasin Hüseyin Mahallesi: Annesi Medine, eşi ve iki biraderi, üç kız kardeşi. 

İstanbulcuoğlu Mehmed b. Mustafa Seyis Osmancık-Canbaz köyü: Annesi Zahide, eşi Gürcü. 

Hafız Musa Efendi 11 yaşında, Hafız İvrindi-Çarkacı köyü/ Fatih-Servili Medrese: Babası Zekeriya, annesi ve üç kız kardeşi. 

Yunus Ağa b. Hüseyin Seyis Niğde-Arabsun-Sineson köyü: Annesi Şerife, eşi Fatma. 

Mehmed b. Hacı Siirt-Harman köyü: Annesi Salime, eşi Şemsiye, kızı Zekiye. 

Mahmud b. Hacı Ali Rençber Bitlis-İzmit köyü: Annesi Saro, kız kardeşi Halime, eşi Ziyneti. 

Kimliği tespit edilemeyen bir çocuk Fatih-Atpazarı: Prevadili İsmail Ağa’nın misafiri olduğu zannediliyor.