1917’nin başlarında sadece Rusya’yı değil, 20. yüzyılı ve dünya tarihini değiştiren en önemli hadiselerden biri yaşandı. Çarlığın yıkılması, sovyetlerin kurulması ve ikili iktidar durumuyla ortaya çıkan Şubat Devrimi, ekim ayındaki sosyalist devrime uzanacak sürecin başlangıcı oldu. Taraflar, olaylar ve yorumlarla…

Rus Devrimi kimi için insanlığın kurtuluşu yolunda önemli bir adım, kimi için de bir felaket olarak 20. yüzyıla damgasını vurdu. Tarihin gidişatı üzerinde birinci dereceden etki yaratan bu olay, hiç şüphesiz Fransız Devrimi ile birlikte tartışmaların odak noktasında bulunmaya devam ediyor. Tıpkı 1789 Fransız Devrimi’nin 200. yılında olduğu gibi, Rus Devrimi’nin 100. yılında da tartışmalar yeniden canlanacak. Ama önce vâki olanın ne olduğuna kısaca bir gözatmak gerekir. 

Rus Devrimi, ilki Çarlığı deviren, ikincisi Geçici Hükümet’e son veren bir sosyalist devrimle iki evreye ayrılır. #tarih dergi Şubat’ta başlayan, Ekim’de sonuçlanan devrimin ilk aylarını bu sayıda, son aylarını ise Kasım sayısında ele alacak. 

Uluslararası Kadın Günü’nde, Nevski Bulvarı üzerinde yapılan sayısız gösterilerden biri. Sabah hali vakti yerinde kadınların gösterisinden sonra binlerce kadın tekstil işçisi “Ekmek” diye haykırarak devrimin yolunu döşüyorlar. 

Doğu ile Batı arasında sıkışmışlık 

Çarlık Rusyasının en belirgin özelliklerinden biri ekonomik, toplumsal ve kültürel olarak evriminin yavaşlığıydı. Step Rusyasının mirası dolayısıyla Doğu’nun boyunduruğunda iken, bir yandan da Batı’nın askerî baskısı altında bulunuyordu. Ülke, Avrupa kapitalizminin iktisadi evriminin bütün aşamalarından geçmemiş; ancak Avrupa kapitalizminin ulusal sınırların dışına taşmasına bağlı olarak gelişim göstermişti. Böylece Rusya aradaki boşluğu telafi etme imkanı bulmuştu. Bunun sonucunda, örneğin 1905’den 1. Dünya Savaşı’na kadar olan kısa dönemde, sanayi üretimi iki katına çıkmıştı. Yine de emek üretkenliğinin zayıflığından ve nüfusunun ezici çoğunluğunu oluşturan köylülerin içinde bulundukları koşullardan ötürü, ekonomi dengesizdi. 

Buna karşılık sanayinin ani büyümesi binlerce işçinin çalıştığı devasa fabrikaların kurulmasına yol açmıştı. 1000’den fazla insanın çalıştığı işletmeler ABD’de toplamın % 18’i iken Rusyada bu oran % 42 idi. Rus sanayisinin neredeyse tamamı, aracı bankalar ağıyla Avrupa mâli sermayesi tarafından denetlenen bankaların elindeydi. 

Coğrafi yaygınlığının yanısıra Çarlık Rusyası, esas olarak tarımsal bir ülke olmakla birlikte dünyanın beşinci sanayileşmiş ülkesiydi. Sanayi sermayesi ise Fransa, Almanya ve Belçika’dan geliyordu (madenciliğin % 85’i, demir ve çeliğin % 50’si). Son derece yoğunlaşmış (Petrograd’daki Putilov fabrikasında 24 bin çalışan) 3.5 milyonluk bir işçi sınıfı vardı. 

Bu ekonomik durum, Rus burjuazisinin toplumsal ve siyasal fizyonomisini derinden belirliyordu: Sayısal olarak zayıftılar ve siyaseten Çara, dolayısıyla kokuşmuş aristokrasi ve bürokrasiye teslim olmuşlardı. Bu rejim başta Fransa olmak üzere Avrupa burjuvazisi tarafından da destekleniyordu. 

Rus burjuvazisi 1905’te işçiler ayaklandığında Çarı devirmek bir yana belli bir parlamenter rejim kurma azmini bile gösterememişti. Buna karşın işçi sınıfı oldukça güçlüydü ve hızla bilinçleniyordu. Bunlar Batı’daki kardeşlerinin deneyimine sahip olmayan köylü kökenli işçilerdi; daha doğrusu sanayinin yarattığı büyük talep karşısında hızla işçileşmişlerdi. 

Kırsal kesimle bağlarını tamamıyla koparmamış olan bu işçi sınıfı, bir-iki büyük kentte yoğunlaşmıştı ve örgütlenme açısından hızla mesafe kaydediyordu. Batı’daki işçilerden farklı bir yörünge izleyerek, onların deneyimlerinin yanısıra, 1905’de görüldüğü üzere kendi özörgütlenmelerini, işçi delegeleri sovyetlerini kurarak, işçi hareketi tarihine çok hızlı bir giriş yapmışlardı. 

Şubat Devriminden sonra Duma silahlı muhafızlar tarafından korunuyor. 

Savaş herşeyi altüst ediyor 

Hantal çarlık, savaşa aslında hem hazırlıksız hem de meşruiyeti pamuk ipliğine bağlı iken girdi. 1. Dünya Savaşı, “düveli muazzama”nın dünya egemenliğini paylaşım savaşıydı. Ancak Osmanlılar için olduğu gibi Rusya için de böyle bir iddia çapını fazlasıyla aşıyordu. Rusya’nın Boğazlar başta olmak üzere savaşta güttüğü amaç, ancak müttefiklerinin çıkarlarıyla uyuştuğu ölçüde geçerli olabilirdi. Dolayısıyla tıpkı Osmanlılar gibi Rusya da kendisinden daha güçlü olan müttefiklerinin hesabını ödemek durumundaydı. 

Mecburi askerî hizmetin geçerli olduğu Rus ordusu da toplumsal çelişkileri en sıcak şekilde yaşıyordu. Subaylar geldikleri yönetici sınıfın geçmişe hayranlık, bürokratlık, kokuşmuşluk gibi arazlardan sakatlanmışken; köylüler de ileri tekniklerle yapılmış ithal askerî araç ve gereçleri kullanabilecek durumda değildi. Sanayide olduğu gibi askeriyede de Rusya müttefiklerine bağlıydı, ancak müttefikleri kendisine yardım yapamayacak kadar uzaktaydılar; daha doğrusu aradaki yol Almanlar ve Osmanlılar tarafından kesilmişti. 

1914 Ağustos’undan sonra hızla bir takım başarılar elde eden Rus ordusu, özellikle sanayisinin ve komuta kademesinin yetersizliğinden devamlı gerilemeye başladı. Polonya, Litvanya ve Galiçya’da büyük topraklar kaybetti. Boğazlar’ın kapalı olması, dışarıya son derece bağımlı ekonomiyi tıkadı. 1916-17 kışı Rusya’nın savaşı sürdürme kapasitesi bir yana, ayakta kalmak için bile ne kadar kırılgan olduğunu açığa çıkardı. Büyük kayıplar veren ordunun mühimmat yetersizliğinin yanısıra gıda sorunu da, üç yıla yaklaşan bu savaşa artık dur demekten başka bir çare bırakmıyordu. 

Ülkenin bütününde sefalet bütün haşmetiyle hüküm sürüyordu. Çarlık rejimi meşruiyetini yitirmiş, Rasputin’in öldürülmesinden sonra (bkz: #tarih, Aralık 2016) Çarlık ailesi halk bir yana aristokrasiden de uzaklaşmış, kaderiyle başbaşa kalmıştı. 

Askerî yenilgiler orduda büyük bir moral kırıklığına ve firarlara yol açmaktaydı. Zaman geçtikçe de cephede ve cephe gerisinde belirgin bir savaş yorgunluğu ortaya çıktı. Onda dokuzu köylü olan ordu çok ağır kayıplar verdi (1.800.000’i asker olmak üzere toplam 3.5 milyon). 

Öte yandan en yoksul kesimler ve köylüler savaş giderleri için günlük ekmeklerinden olurken, ulusal ekonominin %50’si ordunun ihtiyaçlarına ayrılırken, birileri büyük kârlar elde ediyordu. 1915’te savaşın Rusya’ya maliyeti 10 milyar rubleydi; 1916’da 19 milyar rubleye; 1917’nin yalnızca ilk altı ayında 10 milyar 500 milyon ruble çıktı. Kamu borcu 1918 başında 60 milyar rubleye, yani 70 milyar diye tahmin edilen millî servetin neredeyse tamamına eşit bir düzeye çıkacaktı. 

Devrim manzaralı kışlık saray Şubat’tan Ekim’e Devrimin en simgesel mekanı Kışlık Saray’dı. Sarayın ele geçirilmesi kadar önündeki büyük meydandaki gösteriler sanki devrimin barometresiydi. 

Ve grevler yeniden başlıyor… 

1. Dünya Savaşı, Rusya’da yükselen grev dalgasına son vermişti. İşçiler cepheye gönderilince Petrograd’da işçi sınıfının %40’ı yenilenmişti. Ancak grevler 1915’de yeniden başladı ve ekonomik taleplerin ötesine geçerek başta savaşa karşı olmak üzere siyasal bir karakter kazandı. Savaş, hayat pahalılığını dayanılmaz kıldı ve henüz 1915 sonunda gıda krizi patlak verdi. Cephedeki askerlerdeki mühimmat kıtlığına, kentlerdeki grevler eşlik ediyordu. Çarlık ise karşı karşıya bulunduğu sorunlardan herhangi birini çözmekten aciz, felç olmuştu. 

1916 yılı boyunca insanların gündelik hayatlarını idame ettirmeleri giderek zorlaşırken gösteriler yükselen bir eğri çizmeye başladı ve talepler radikal, siyasal bir yöneliş kazandı. 1916- 17 kışında kriz zirve yaptı: Soğuk iyice azıttı ve kentlerde aranan herhangi birşey artık bulunmaz oldu; fiyatlar üç ayda % 25 artı. Ekim’in ardından grevler patlak verdi (yaklaşık 200 bin grevci), Ocak ayında grevler yeniden hız kazandı, orduda huzursuzluklar ayyuka çıktı. 

Duma’da herkesin hep bir ağızdan tartıştığı, alkışlar ve el kalıdırlarak oylanan kararların alındığı tam bir karmaşa ortamı hakimdi. Gerçek kararlar yürütme komitesinde ve komisiyonlarda alınıyordu. 

Rus işçi sınıfı toplumda azınlık olsa da, köylülükle sıkı bağları nedeniyle güçlü bir destek alabiliyordu. Köylü askerler de cephelerde, köylerinde ömürleri boyunca elde edemeyecekleri deneyimleri kısa zamanda edinerek, toplumun oldukça aktif bir kesimi haline gelmişti. Tarım meselesinin çözümü için çarlığın devrilmesinin bir önşart olduğu konusundaki genel kanı yaygınlaştı. Böylece askerî yenilgiler ve iç gerilimler monarşiyi olduğu kadar burjuvaziyi de sarsmaya başladı. 

Sol partiler 

Sosyalizm adına sahne alan siyasal partilerin ise savaş başladığında siyaseten dönüştürücü bir güç olamadıkları görülmüştü. Köylü partisi (Sosyal Devrimciler) ve Menşeviklerin (Sosyal Demokrat) büyük kısmı, Avrupalı kardeşleri gibi savaşa karşı mücadele etmek yerine sosyal şoven bir tutum takınmışlardı. 1905 yenilgisinin ardından ağır bir baskı altında kalan Bolşevik Partisi ise sürgünde yeniden yapılanmış ve savaş arefesinde kendini oldukça toparlamıştı. Ancak polis her tarafa sızmıştı. Örneğin 1914’te Petrograd’da parti komitelerindeki yedi kişiden üçü polisti! Yani gizli polis Okrana’nın ajanıydılar. Bolşevik partisi 1914’ten itibaren savaşa karşı çıkan tek parti olduğundan, siyaseten ve örgütsel olarak polis tarafından çok sıkı gözetim altındaydı. Bir polis raporu şu satırları geçiyordu: “En enerjik, en canlı, yorulmak bilmeden mücadeleye, aralıksız direnmeye ve örgütlenmeye en yetenekli unsurlar…” 

Çarlığın son beş günü: 23-28 Şubat 1917 

16 Şubat’ta ekmek karneye bağlandı. Kente on günlük un kalmıştı. Petrograd ve Rus sanayinin kalbi olan Putilov fabrikasında bir grev girişiminden sonra lokavt ilan edildi ve fabrika kapandı. 

İşte bu birikimin ardından, 8 Mart Uluslararası Kadın Günü vesilesi ile kentin varoşlarında özellikle kadınların etkin olduğu, barış ve ekmek için grevler ve gösteriler patlak verdi. 24 Şubat’ta gösteriler devam etti; işçiler ateş eden polislerle çatıştı. 25 Şubat’ta göstericiler karakolları yağmalayarak silahlandılar. Çar ve genelkurmay, güvendikleri askerî birlikleri Petrograd’a gönderdiler; cesaretleri kırılan göstericiler evlerine döndü. Hükümet şimdilik kazanmış görünüyordu ve sıkıyönetim ilan edildi. Duma (Yasama Meclisi) başkanı Rodzianko bir “güven hükümeti” atanmasını rica eden bir çağrıda bulundu ama Çara göre bunlar “saçma sapan şeyler”di. 

Bunun üzerine işçiler kendiliklerinden işi bıraktılar ve kitleler halinde gösteriye katıldılar. Fabrikadan fabrikaya dolaşarak diğerlerini kendilerine katılmaya çağırdılar. Sosyalist partiler gidişata ayak uydurmaya çalıştı. Büyük bir kısmı asker eşi olan ve emekçilerin en ezilen kesimini oluşturan tekstil işçisi kadınlar, hareketin yayılmasına büyük katkıda bulundu. Hemen ardından genel grev patlak verdi ve devasa gösteriler yapılmaya başlandı. Gücünün farkına varan kitleler, genel grevi kendiliğinden bir ayaklanmaya dönüştürdüler. 

Hükümet sert önlemler almaya niyetlendiyse de, 1905 Devrimi’ni bastıran Kazaklar pasif kaldılar ve hatta kimi zaman ateş açan polise karşı göstericileri savundular. İşçiler, askerleri kendilerine katılmaya davet ettiler. Artık polis müdahale ettiğinde göstericiler sonuna kadar direnmeye kararlıydı. 

Hiçbir parti kitlelerin tam tekmil tarihe dalmasına karşı ne yapacağını kestiremedi. 

Çariçe ise 26 Şubat sabahı Çar’a “şehirde asayiş berkemal” diye yazarken, akşam “şehirde herşey yolunda gitmiyor” diyerek sanki olayların ne kadar hızlı aktığını aktarıyordu. 

Tsarskoye Selo’daki yazlık sarayında gözaltına alınan Çar II. Nikolay olayların akışını anlamaktan uzak, hanedanını çöküşünü seyretmekteydi. 

Sovyetler kuruluyor 

1905’te olduğu gibi başkent Petrograd’da Menşevikler tarafından, her bin işçiye bir delege hesabıyla “sovyetler” kuruldu ve Bolşevikler de buna katıldı. İki farklı meşruiyetin ilişkisinden oluşan bir ikili iktidar durumu ortaya çıktı. 

26 Şubat’ta başkentte artık genel bir çatışma ortamı vardı. İşçiler, polis ve askerle çatışıyorlardı. 200 bin göstericinin yer aldığı olaylarda 40 kişi hayatını kaybetti. Akşamında askerler de ayaklanmaya katıldılar. Silahlı kuvvetlerinden yoksun kalan monarşi tuzla buz olmuştu. Hapishanelerin kapıları açıldı, resmî daireler ve elbette Kışlık Saray ele geçirildi. Erzak işlerini düzenlemek için bir komisyon kuruldu. 

Menşevikler Duma’daki burjuva partileriyle siyasal bir çözüm müzakere etmeye, Bolşevikler ise fabrika ve kışlalara yöneldi. 

O ana kadar mevcut siyasal partilerden herhangi birinin olaylara müdahale etmesi sözkonusu değildi. 27 Şubat’ta Viborg varoşunda iki askerî birlik işçilere katıldı; böylece işçiler silahlanma imkanı buldu (40 bin tüfek). Kent artık fiilen ayaklanmacıların eline geçmiş oldu. 

Askerler, öğrenciler, işçiler ve yoksul mahalle sakinleri Tavriçeskiy sarayına yöneldiler. Burada devrimci bir genelkurmay yer almaktaydı ama ayaklanmadan sonra ilan edilmişti ve herhangi bir şeyi yönetmemişti; devrimin gerçek yöneticileri sokaklardaydı ve bu ilk kurumsallaştırmaya güven duymuyorlardı. 1905’in anılarıyla, sınıf mücadelesi deneyimini taşıyanlar tabandaki, sokaktaki işçiler ve askerlerdi. 

İkili iktidar 

Ayaklanma karşısında burjuvazi Çarı destekledi ve monarşinin baskıyı artırmasını talep etti. Ancak isyan devam ediyordu ve işçi-asker sovyetleri kurulmuştu. Özelikle Petrograd Sovyetleri, 1905 Devrimi’nin küllerinden yeniden doğmuştu. Sovyetin yürütmesine, savaş öncesinde çoğunluk olan sosyalist partilerden Sosyal Devrimciler ve Menşevikler seçildi. 

Kitleler sovyetlere güvenerek onlara iktidar rolü biçmişti. Ancak ortada paradoksal bir durum vardı: Bu sosyalistler iktidarı istemiyorlardı! Ortada bir devrimci durum varken, o güne kadar savundukları barış, cumhuriyet, toprakların dağıtılması gibi taleplerinden yasallık adına vazgeçiyorlardı. Geriye yalnızca ifade özgürlüğü kalmıştı. Ayaklanmada herhangi bir rolü olmayan ve hatta ayaklanmanın başarısızlığa uğraması için çalışan burjuvazi de iktidarı istemiyor; monarşiyi yeniden yerleştirmeyi talep ediyordu. 

2 Mart’ta Moskova ve taşrada sovyetler kurulurken, Çar 3 Mart’ta kardeşi Büyük Dük Mihaïl Aleksandroviç Romanov adına tahtından feragat etmek istedi. Ancak Mihail Aleksandroviç bunu reddetti; çarlık monarşisi ve üç yüzyıllık bir hanedan hâk ile yeksan olmuştu. 

Sonuçta liberal burjuvazinin partisi Kadetler (Anayasal Demokratlar), Sosyal Devrimciler ve Menşevikler, prens Lvov başkanlığında, aslında Kadetlerin şefi Milyukov’un yönetiminde, Adalet Bakanı Kerenski’nin şahsında sosyalist soslu bir geçici hükümet kurmakta anlaştılar. Sosyal Devrimciler ve Menşeviklerden oluşan Petrograd Sovyet Yürütme Komitesi, işçileri ve askerleri liberal burjuva yeni hükümeti desteklemeye çağırdılar. 

Nisan’da Petrograd’a gelen Lenin, önce partideki kafa karışıklığını giderir sonra hedefini belirler: Bütün iktidar Sovyetlere! 

Ayaklanmaya katılanların hepsi, şüphesiz aynı bilinç düzeyinde değildi. Ezici çoğunluğu köylü kökenli olan askerler, programlarında köylüye toprak vaadeden sosyal devrimcileri seçerek onları çoğunluk yaptılar. Kadetlerin dişe dokunur bir başarıları yoktu. İşçi partilerine gelince… Menşevikler tabanda nüfuz sahibi idiler, Bolşevikler ise daha ziyade öncü işçiler arasında. Lenin’in yokluğunda Bolşevikler de tıpkı Menşevikler gibi sovyetlerde bir tür parlamenter mücadele ile kendilerini sınırlamışlar, hatta ilk zamanlar geçici hükümeti desteklemişlerdi. 

Herşey mümkün 

Ortada tam bir ikili iktidar durumu vardı: Bir yanda kısmi sosyalist destekli liberal burjuvazi tarafından yönlendirilen resmî ve yasal bir geçici hükümet, öte yanda Petrograd sovyetlerinin iktidarı. Her ne kadar sovyet yürütme kurulu iktidarı reddederek ilk başta geçici hükümeti desteklemiş olsa da, durum belirsizliğini ve istikarsızlığını sürdürüyordu. Kitleler çarı devirerek elde ettikleri gücün farkında olarak, siyaset sahnesini terketmeye niyetli değillerdi. Ayrıca sekiz saatlik işgünü kazanımıyla gazete okuma, toplantılara katılma, siyasal tartışma ve eylem için zaman kazanmışlardı. Halkın siyasal bilincinde ve eyleminde tam bir patlama yaşanıyordu. 

Petrograd’da bu tarihî hadiseler yaşanırken, savaş da bir yandan devam ediyordu. Askerler yığınlar halinde firar ederken, bir yandan da subaylarıyla kapışıyorlardı. Şartsız acil barış özlemi her tarafı sarmıştı… 

Geçici hükümet ise devrimi tüketmek ve savaşa devam etmek niyetindeydi. Sovyetler ise tam anlamıyla bilincinde olmadıkları bir iktidarı ellerinde bulundurmaktaydı. Sovyetlere ilk seçilenler veya katılanlar da oldukça karmaşık bir tablo oluşturmuştu. Her ne kadar “işçi ve asker sovyetleri” dense de, temsil kabiliyetleri farklı kesimlerin yanısıra seçilmemişler de buradaydı. Özellikle öğrenci, avukat, gazeteci gibi kürsü alabilen kesimlerden gelenler kararların alınmasında etkin olurken, fabrikaların ve kışlaların gerçek sesi pek duyulmuyordu. 

Sovyetlerdeki ve sosyalist partilerdeki karmaşaya son verecek ilk adım, Lenin’in 3 Nisan’da Petrograd’a gelmesi oldu. Gelir gelmez Nisan Tezleri adıyla ünlenecek, Bolşeviklerin siyasetini radikal bir biçimde çizen ve mevcut yönetimi eleştiren görüşlerini formüle etti. Lenin savaşa son vermek ve köylülere toprak dağıtılması için “Bütün İktidar Sovyetlere” sloganını öne attığında, kendi partisinde bile bir sarsıntıya yol açtı. Bolşeviklerin 15 bini Petrograd’da (özellikle işçi mahallesi Viborg’da) olmak üzere 79 bin üyesi vardı. 28-29 Nisan’da yapılan parti konferansında Lenin kendi çizgisini kabul ettirdi. 

Rusya’da tarih hızlı akıyordu ama bu akışta girdaplar da vardı. Ekim’e doğru düz bir çizgi üzerinde değil, askerî diktatörlük ihtimalinin de bulunduğu karmaşık bir eksen üzerinde yoğun mücadeleler sürecekti.

1917: SÜREKLİ DEVRİM YILI 

9 OCAK Petrograd’da 50 bin işçi grevde, 1905’teki Kanlı Pazar anısına gösteriler. 

22 ŞUBAT İşçilerin son derece siyasallaşmış olduğu Putilov fabrikalarında lokavt. 

23 ŞUBAT Uluslararası Kadınlar Günü; yiyecek kıtlığına karşı büyük gösteriler. 

24 ŞUBAT 200 bin işçi grevde. 

25 ŞUBAT Petrograd’da genel grev. 

26 ŞUBAT Orduyla göstericiler arasında şiddetli çatışmalar. Çarın Duma’yı dağıtması. 

27 ŞUBAT Çarlık muhafızlarında isyan. Petrograd’da ayaklanma. İkili iktidar: Duma’nın Geçici Hükümeti ve Petrograd İşçi Delegeleri Sovyeti. 

1 MART Petrograd’ın büyük meydanları sürekli gösteri mekanlarına dönüşmesi; yüzlerce sovyet, binlerce fabrika ve mahalle, köylü, ev kadınları milis komitelerinin kuruluşu. 

2 MART Prens Lvov’un başkanlığında, liberal bir geçici hükümetin kurulması; II. Nikolay’ın Grandük Mihail lehine tahttan feragati. 

3 MART Grandük Mihail’in tahtı reddetmesi. 

6 MART Geçici Hükümet programının ilanı: Genel af, genel oya dayanan bir kurucu meclisin oluşturulması, savaşın sürdürülmesi. 

14 MART Sovyetlerin tazminatsız ilhaksız barış çağrısı. 

3 NİSAN Lenin’in başkent Petrograd’a gelişi. 

4 NİSAN Lenin’in Nisan Tezleri’ni açıklaması. 

20-21 NİSAN Dışişleri Bakanı Milyukov’un Rusya’nın savaşı sürdüreceğini belirtmesi üzerine Sovyetlerin sert tepkisi. Gösteriler ve Petrograd sokaklarında şiddetli çatışmalar. 

5 MAYIS Petrograd Sovyet temsilcilerinden Kerenski, Savaş Bakanı; Çernov, Tarım Bakanı olur, ikinci Geçici Hükümet kurulur. 

7 MAYIS Troçki’nin Petrograd’a varışı. 

17 MAYIS Kronstadt’da sovyetin kendini tek yönetici ilan etmesi. 

18 HAZİRAN Rus ordusu Galiçya’ya taarruz eder; 2 Temmuz’da Almanların karşı saldırısıyla düzensiz biçimde geri çekilmeye başlar. 

3-5 TEMMUZ “Temmuz günleri”nde hükümete ve sovyete karşı işçi, asker ve Kronstadt bahriyelilerinin şiddetli gösterileri. Bolşevikler uzun bir tereddütten sonra hareketi destekler. Sıkıyönetim ilan edilir. Yüzlerce Bolşevik militan, Almanya hesabına casusulukla suçlanarak tutuklanır. Lenin Finlandiya’ya kaçar. Troçki tutuklanır. 

7 TEMMUZ Kerenskiy başkanlığında “Soyalist Devrimin Selamet Hükümeti”nin kurulması. 

24 TEMMUZ Kerenskiy başkanlığında, 3. Geçici Hükümet’in (Kadetlerle birlikte) kurulması. 

18-21 AĞUSTOS Almanlar’ın Riga’yı ele geçirerek başkent Petrograd’ı tehdit etmesi. 

25-31 AĞUSTOS General Kornilov’un askerî darbe teşebbüsü. 

4 EYLÜL Troçki’nin kefaletle serbest bırakılması. 

9 EYLÜL Bolşevikler’in Petrograd Sovyetinde çoğunluğu elde etmesi. 

24 EYLÜL Kerenskiy başkanlığında, son koalisyon hükümetinin kurulması. 

(1 Şubat 1918’e kadar Rusya’da kullanılan Julien (Ortodoks) takvimi ile Batı (Gregoryen) takvimi arasında 13 gün fark vardır. Dolayısıyla Şubat Devrimi Mart, Ekim Devrimi, Kasım diye de anılmaktadır. Bu kronoloji, eski takvime göredir.)