Fehim Paşa: Ailesinin gözü önünde katledildi

II. Abdülhamid’in en yakın çevresindeydi. 25 yaşında paşa yapıldı. İstanbul’da kurduğu hafiye örgütüyle muhalifleri sindirdi. Dedikodu ve şikayetlerin ayyuka çıkması üzerine Bursa’ya sürgüne gönderildi ama orada da ahaliyi tehdit edip sindirerek bir hayli mülk edindi. 1908 Temmuz’unda Meşrutiyet’in ilanı üzerine ailesiyle birlikte kaçmak isterken Bursa-Yenişehir’de çocuklarının gözü önünde linç edildi. 

Fehim Paşa’nın portresi. Fotoğrafın altında ‘Fehim’in son fotoğrafı’ yazıyor. 

Fehim Paşa, II. Abdülhamid’in sütkardeşi Esvapçıbaşı İsmet Bey’in 1873’de doğan oğludur. Padişahın en güvendiği kişilerin başında, sütkardeşi ve çocukluk arkadaşı İsmet Bey gelirdi. Geceleri padişahın uykusu gelinceye kadar, yatak odasındaki paravan arkasında genellikle polisiye romanlar okurdu. Padişahın uyuduğunu anladığında sessizce odayı terkederdi. Böylesine güvendiği bir adamın çocukları Fehim ile Tarık da küçük yaştan itibaren sarayda büyümüşler, şehzadelerle oyun arkadaşlığı etmişlerdi. Büyüdüklerinde de Harbiye’nin zâdegân sınıfında ayrıcalıklı bir eğitim aldılar. 

II. Abdülhamid, tanıdığı, sadakatinden şüphe duymadığı biri olsun onu hemen yakın çevresine alırdı. Fehim’i de henüz 25 yaşında “paşa” unvanıyla taltif edip yaverliği ile onurlandırdı. Pervasız ve sefih bir hayat sürse de Abdülhamid için serkeşliği önemli değildi. Kardeşi Tarık da miralay olmuştu. Fehim kısa zamanda etrafına topladığı ihtiraslı üniformalılar, ayaktakımı ve serserilerden oluşan adamlarıyla İstanbul’u kasıp kavuran bir hafiye örgütü kurmuştu. Bu gözüpek adamlarıyla pek çok muhalifi sindirdi. Gözden düşüp sürgüne gönderileceği belli olan Deli Fuat Paşa’nın Şehzadebaşı’ndaki konağını adamlarıyla basarak şehrin ortasında saatlerce silahlı çatışmaya girmişti. O devirde kendinden başka sadık bendelerin kurduğu ayrı ayrı karanlık örgütler ile de çatışırlardı. 

İstanbul’a gönderilen telgraf Bursa Fırkası Kumandanlığı’ndan Harbiye Nezareti’ne yollanan telgrafın kopyası: “21 Temmuz sene 324 tarihli telgrafnâme-i âcizîyle arz edilen Ferik Fehim Paşa’nın Yenişehir’den Eskişehir’e gitmek üzere bulunduğu otelden arabasına bineceği sırada etrafına toplanan bir cemm-i gafîr tarafından darb neticesi olarak vefât etmiştir. 

Nikâhlı üç karısı ve dört çocuğu olduğu halde hileli bir evlilikle kandırdıktan sonra terkettiği, İstanbul kitapçılarında dizi dizi kartpostalları satılan “Canbaz Margareth” ile ilişkisi İstanbul’un dilindeydi (bkz. #tarih sayı 31). Çapkınlıkta hatır-gönül-âdap tanımaz, rakipleriyle sık sık yolu kesişirdi. II. Abdülhamid’in yol vermesiyle uluslararası hukuk çerçevesinde halledilemeyecek bazı diplomatik meseleleri halletme işlerinin de Fehim’e ihale edildiği bazı belgelerde görülmüştür. Öncelikle bazı Almanlardan tehditle para alması ve namus meselelerine dair kimi iddialar üzerine Alman Büyükelçisi von Bieberstein, sadrazamdan Fehim Paşa’nın İstanbul’dan sürülmesini talep etti. II. Abdülhamid, tahtının son zamanlarında ısrarları savuşturamayacak duruma geldiğinde, istemese de 16 Şubat 1907’de Fehim’i ailesiyle birlikte Bursa’ya sürgüne yolladı. 

‘Fehim Paşa’nın itlafı’ II. Meşrutiyet propaganda afişi: “Ey efrad-ı millet! İşte Beyoğlu’nu kamilen haraca kesmiş gasıb, namussuz, hayasız, hırsız, Fehim Paşa’nın Bursa civarında köylüler tarafından tırnaklarını çekerek suret-i itlafı”. 

O vakitler Bursa Valisi olan Mehmet Tevfik (Biren) Bey’in sorumluluğuna emanet edilen Fehim Paşa, her türlü masrafı padişahın Hazine-i Hassa’sından karşılanmak üzere Çekirge semtinde tutulan eve yerleştirildi. Asker olması itibariyle civar köylerde avcılık etmesine izin verildi ama gözlem altında tutularak İstanbul’dan gelebilecek adamlarıyla irtibatına mani olunması sıkı sıkıya emredildi. Ancak Fehim Paşa’nın burada da rahat durmayarak ahaliyi tehdit edip sindirerek bir hayli mülk edindiği görüldü. 

Meşrutiyet’in ilanının Sadrazam Said imzalı bir telgrafla 24 Temmuz 1908 Cuma günü Bursa’ya bildirildiğini haber alan Fehim Paşa, Vali Tevfik Bey’in yanına giderek “Padişahın Meşrutiyet’in ilanı kararının hatalı olduğunu, ihtilalci bir halk olan İstanbulluların baskı altında tutulmazlarsa padişaha pek çok gaileler çıkaracaklarını” padişaha arzetmesini istedi. Valinin bu teklifi reddetmesiyle kendi başının çaresine bakmaya çalıştı. İstanbul’dan getirdiği atlas kaplı süslü arabasıyla önce Mudanya’ya, ardından Trilye’ye kaçtı. Oralarda heyecan içindeki halkın coşkusundan korkuya kapılıp, Eskişehir’e gitmek üzere Yenişehir’e geldi. Burada yerleştiği otelden çıkıp arabasına bineceği sırada ahali tarafından tanındı ve feci şekilde linç edildi (3 Ağustos 1908). Hafiyelerin Listesi kitabındaki bir kayda göre “çiftliğindeki çoban köpeklerinin, sokaklardan toplattırdığı güçsüz köpekleri parçalamalarını kahkahalar atarak izlemesinden dolayı” böyle acı bir sona maruz kalmıştı. 

İkdam gazetesinde maiyetindeki adamının da arabada olduğu belirtilir ama ailesinden bahsedilmez. Bazı anlatılarda ailesinin de arabada bulunduğu söylenir. O arabada olup da gözlerinin önünde babalarının parçalandığını gören çocuklardan 10 yaşındaki Eşref, sonraki yılların büyük sanatkârı meşhur ressam Eşref Üren olacaktı.