Dünün ve bugünün gündemi e-postanıza gelsin.

Orient Express: Geçmişe seferler başladı

Tarihî ekspresin dört vagonuyla bir lokomotifi Paris’in orta yerinde duruyor. Tren bir yerden bir yere gitmiyor ama içine gireni yüz yıl öncesine taşımayı beceriyor.

CEYLA ALTINDİŞ

Orient Express seferlerinin ilki 1883’te yapıldı, sonuncusu 1977’de. Tarihî trenin vagonlarını dönemin en ünlü desinatör, mimar ve sanatçıları süslemişti. Orient Exspress, raylar üzerinde giden bir saraydı. Paris’ten İstanbul’a -ve tercih edilirse daha da öteyefarklı rotalarla gidilen yolculuklarda beyaz eldivenli garsonlar leziz yemekler sunar, Türk kahvesi ikram edilir, kâh canlı müzik eşliğinde dans gösterileri seyredilir, kâh gazete okunup kağıt oynanırdı. Seferler, iki kıtayı birbirine yaklaştırdı. 96 saat içinde Avrupa’dan Asya sınırına dayanmak her şeyden önce teknik bir devrimdi. Batı insanının onca yolu kat ederek hiç görmediği ama çok duyduğu Doğu manzarası ve insanıyla karşılaşmasıysa kültürel bir sıçrayış demekti. Krallar, siyasetçiler ve sanatçılar bu tren hattı sayesinde farklı coğrafyalara varıp, entellektüel bir macera yaşadılar. Orient Express, sadece ilham verdiği eserlerle bir külliyat oluşturmakla kalmadı, tarihin gidişatına yön verecek kıtalararası bir kaynaşmaya lokomotif oldu.

#tarih Paris’teki serginin yaratıcısı Fransa’nın efsane eski kültür bakanı Jack Lang’la konuştu.

Peki onu anlamak için Orient Express üzerine sayfalar okumayı mı yoksa içinde yarım saat geçirmeyi mi tercih ederdiniz? Fransa’nın hayranlık uyandıran eski kültür bakanı Jack Lang, tam da bu sorudan yola çıkarak treni, direktÖrü olduğu Paris’teki Arap Dünyası Enstitüsünün bahçesine taşıdı. Sayısız kaynak taranıp belge toplanarak hazırlanan sergiyi, Orient Express fenomeninin kendisini ve aracı olduğu kültürlerarası etkileşimi Jack Lang’la konuştuk:

Dönemin trendiydi Orient Express, sadece bir ulaşım aracı değil bir ‘yolda olma hâli’ydi. Batılı burjuvaların Paris’ten İstanbul’a yaptığı seferler, Doğu’nun oryantal aksesuarlarıyla süslenerek zihnî bir seyahat imkanı sunardı.
Institut du monde Arabe

Avrupa’da kültür dünyasının önde gelen isimlerinden birisiniz. Arap Dünyası Enstitüsü (ADE) Müdürü olarak projeleriniz neler?

Önce Kültür Bakanlığında, daha sonra Milli Eğitim Bakanlığında olduğu gibi, ADE’de de yalnızca kültürle değil, aynı zamanda siyasetle de alakalı bir konumdayım. Kökleri geçmişe ve insanlık mirasına dayanan kültür ve bu kültürün aktarılmasını sağlayan eğitim, bence insanlık gelişiminin en önemli öğeleridir. Kültürün yansıttığı ve beslediği bu gelişimin uzun vadede tek bir ülke veya tek bir kıta ölçeğinde gerçekleşmesi mümkün değil. Ancak yaygın kanı, insanlığın gelişiminin başlıca şartlarının ticaret, dayanışma, iletişim ile tahakkümün ve aşağılamanın reddi olduğu y.nündedir; elbette rekabet ve öykünme de göz ardı edilmemelidir. Benim inancım ise kültürün yalnızca bir millete veya dünyanın bir bölgesine has hatıralar ve gelenekler üzerinde serpilebileceği, ancak çiçek açabilmesi için temiz havaya, yani diğer kültürlere açık olmaya ihtiyacı olduğu yönünde. Tüm büyük kültürler sürekli yenilenen karışımlardan meydana gelmiştir. Kültür bakanıyken hem Fransız kültürünün hem de dünyadaki diğer bölgelerin kültürünün üretilmesini teşvik eden mekanizmalar oluşturdum. Milli eğitim bakanıyken, eğitimde modern dillere ve dünyadaki diğer kültürlerin tarihine ve geçmişine yer verilmesini teşvik ettim. Bugün başkanlığını yaptığım ADE, Fransa ve Arap Birliği ülkeleri arasındaki iletişimi sağlayacak bir araç olarak tasarlandı. Peki Fransa’yı onu sarmalayan Avrupa’dan nasıl ayrı düşünebiliriz? Arap dünyasını Doğulu veya Afrikalı yakın çevresinden nasıl ayıralım? Arap dünyası, beş yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğunda Türk, Slav, Grek dünyalarının yanı başında yaşadı. Dolayısıyla proje ve düşüncelerimize, başka ülkeleri de eklememiz gerekir. Benim emelim, Paris’te muhteşem bir binada yer alan, kaliteli ekiplerle çalışan ADE’nin, Akdeniz’in iki kıyısındaki kadın ve erkeklerin iletişimini sağlama yolunda her türlü yeteneğe, iyi niyete ve fikire açık olmasıdır. Bunun için de “Bir Zamanlar Orient Express’te” gibi, herkesin ilgisini çekecek sergiler düzenlemek gerekir.

Seferler, dev bir külliyat yaratmıştı Sergide, 20. yüzyılın başında varlıklı Batılıların Doğu’ya yaptığı seyahatlerin yansıdığı gazete, poster hatta eşyalar sunuluyor.

Bu sergiyi düzenlemeye neden ve nasıl karar verdiniz?

“Bir Zamanlar Orient Express’te” adını verdiğimiz sergi, benim niyetimi ortaya koyuyor. Fransa Ulusal Demiryolları Kurumu bize bu projeyi teklif ettiğinde, etkinliğin başarılı olacağını hemen hissettik. Orient Express pek çok insanın ilgisini çekecek, peki bu lüks tren nostaljisi insanların iletişimine, birbirini daha iyi anlamasına nasıl katkıda bulunacak? Orient Express’in bizim için İstanbul’da durmak yerine Bağdat’a, Trablus’a, Rayak’a, Kahire’ye devam etmesinde karar kıldık. Bu serginin yalnızca bir Avrupalı tren macerasına değil, aynı zamanda 19. yüzyılın ortalarında Osmanlı İmparatorluğu kurum ve şirketlerinin dile getirdiği bir arzuyu, bir demiryolu ağına duydukları ihtiyaca vurgu yapmasını sağladık. 1856’da trenle Kahire’den İskenderiye’ye, 1860’larda İzmir’den Aydın’a gidildi. Tunus, Fransa mandasından önce birkaç yüz kilometrelik demiryolu inşa etmişti ve 1. Dünya Savaşı öncesinde trenle yalnızca Bağdat’a değil Medine’ye de gidilebiliyordu. Bu serginin Orient Express’in geçtiği tüm bölgenin bir yüzyıl boyunca ne kadar geliştiğini göstermesini istedik.

ADE’nin web sitesinde “Bir sergiden daha fazlası… bir olay” yazıyor. Bununla ne kastediyorsunuz?

Her gün ADE’ye ayak basan kalabalık, bir ‘olay’dan bahsetmekte haksız olmadığımızı gösteriyor. Notre Dame’a iki adım mesafede dört vagon ve bir lokomotifin varlığı gelip geçenler için öylesine ilgi çekici ki bu bir ‘olay’ oluyor.

Orient Express’in ortaya çıkmasının ne gibi toplumsal, kültürel ve siyasi sonuçları oldu?

Temmuz başına kadar sürecek olan ‘Orient Express Pazarları’nı düzenlemek istememin sebebi, bu soruların cevaplarını düşünmekti. Bu buluşmalar sırasında, uzmanlar -ki aralarında Türkiye’den gelenler de var- Orient Express’in tarihsel problematiğini ve her şeyin ötesinde Osmanlı İmparatorluğunun uçsuz bucaksız topraklarında bu trenin geliş-gidişlerinin nelere yol açtığını ortaya koyuyor. Gelecekteki kimi toplantılar ise, bilhassa sanayileşmiş Avrupa ülkelerinin, gecikmelerini telafi etmek için daha fazla çalışarak sanayileşmiş ülkelere olan finansal ve teknik bağımlılıklarını artırma riskiyle karşı karşıya kalan ‘Doğulu’ toplumlar üzerinde hakimiyet kurma yarışını ele alacak. Bu düşünceler uzmanlar için yeni değilse de sergiye gelen pek çok ziyaretçi için yeni olacaktır ve bu ziyaretçilerin tarihsel gerçekleri daha iyi kavramalarına yardımcı olacaktır.

Özel koleksiyonlardan örnekler Paris’teki sergi, Doğu diyarlarını ziyaret eden Batılılar için hazırlanmış kartpostallar, 1904 tarihli Osmanlı pasaportu, o dönemde kullanılan valizler gibi nadir parçalar içeriyor.

Orient Express, Doğu ve Batı arasındaki ilişkiye dair ne söylüyor?

Bu ilişkide pek çok belirsizlik var ve biz de bunların üstünü örtmeye çalışmadık. Bir tarafta hayallerle bezenmiş bir Doğu rüyası var, diğer tarafta ise eninde sonunda iki büyük çok kültürlü imparatorluğun yıkılmasına ve Arap dünyasının tahakküm altına girmesine sebebiyet verecek acımasız ekonomik ve siyasi çıkarlar. Biz “Bir Zamanlar Orient Express’te” sergisi aracılığıyla hepsini anlatmak istiyoruz: kimi zaman rüyalara dalmak, kimi zaman bu rüyanın altında yatan gerçekleri ortaya koymak.

‘Avrupalı’ bakış açısıyla Orient Express, neyi sembolize ediyor?

19. yüzyıl Avrupası muazzam bir büyüme kaydediyordu.

Teknik sayesinde, tarih boyunca ilk defa, asla durmayacak bir gelişme sağlanmıştı. Avrupa gelişmeye inanıyordu ve dünya hakimiyetine soyunduğunda her ne kadar bunu kendi çıkarları için yapıyor olsa da bu gelişmeyi diğer insanlara da götüreceği garantisini vererek vicdanını rahatlatıyordu. Çelişki şu ki Fransa’daki ve Büyük Britanya’daki dönemin ilerici güçlerinin, muhafazakar ve gerici kısımlardan daha emperyalist olduğu ortaya çıktı. Bu kimseler sınırların yavaş yavaş silindiği ve her yere mutluluğun hakim olduğu bir dünyaya inanıyordu. Bu sırada dünyanın geri kalanı devamlı kan kaybediyordu. Yataklı vagon şirketini kurduğu sırada, Nagelmakers, sınırların olmadığı bir dünyayı hayal eden bir ütopist idi. Bir bankacının oğluydu. Projesini gerçekleştirmek için kendini mahvetti, ancak treninin bir ülkeden diğerine asgari formaliteyle geçebilmesinin pazarlığını yapmayı da başardı. Böylece sınırlar ötesi ulaşımın öncüsü oldu. Sergi, bu öngörülü adamı onurlandırmaktadır. O dönemde kendi çağının ötesini görebiliyordu. O, içinde yaşadığı tarihsel dönemin saygın isimlerindendi. Ve o dönemin tüm bozukluklarının sorumluluğunu da ona yükleyemeyiz. Tüm hızıyla Doğu’ya doğru ilerleyen Orient Express, dünyanın küçük bir kısmının, haklı olduğuna sonuna kadar inanarak gezegenin geri kalanını fethetmek için yola çıktığı bir dönemi mükemmel bir şekilde yansıtmaktadır. Ayrıca serginin binanın içinde olan ikinci kısmının girişinde ziyaretçileri Nagelmakers’in güzel bir portresi karşılıyor. Üzerinde yarattığı trenin bir modelinin gezindiği bir demiryoluyla çevrelenmiş şekilde, çalışma odası gösteriliyor. Bizce bu, hak edilmiş bir onur.

Sergi ziyaretçilere neler göstermeyi hatta hissettirmeyi vaat ediyor?

Bir serginin birkaç amacı vardır: ziyaretçileri cezbetmek, bilgilendirmek, düşünmeye itmek ve onlara iki saatlik bir ziyaretin ancak göz ucuyla bakmalarına yeteceği bir gerçekliği daha iyi anlama arzusu vermek. Biz de bunu başarmayı umuyoruz.

Sergilenen nesneleri hangi yollarla elde ettiniz?

Sergilediğimiz nesneler pek çok farklı kaynaktan geliyor. Dernekler, müzeler, özel koleksiyonlar, Fransa Ulusal Demiryolları Kurumu ve benzeri kurumların arşivleri. Ayrıca görsel-işitsel arşivlerden faydalanan önemli sayıda görsel ve işitsel belge de var. Bunlar dışında, belgeler özel olarak bu sergi için oluşturuldu. Bir de tabii 19. ve 20. yüzyıllarda uluslararası ilişkileri ele alan pek çok çalışmaya başvurduk.

SERGİ Bir Zamanlar Orient Express’te Arap Dünyası Enstitüsü, Paris 31 Ağustos’a kadar imarabe.org

Bu serginin hak ettiği başarıya ulaşacağına inanıyor musunuz?

Şimdiden büyük bir başarı yakaladı. Katılım gitgide artıyor. Tek sınırı gezintinin başında üç vagonun tünelden geçmesi için gereken süre.

Bu sergiyi Orient Express’in güzergahında yer alan ülkelere, özellikle Türkiye’ye getirecek misiniz?

Sergimiz birkaç ülkede gösterilecek. Viyana, Büyük Britanya Belçika, Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, İspanya ve Lübnan ile görüşmeler yapıldı bile, ama önceliğimiz olan bir şehir varsa o da yolculuğumuzun merkezinde yer alan iki güzel gara ev sahipliği yapan İstanbul’dur. İstanbul’da iki tane harikulade ulaşım müzesi var. Bu macera için daha iyi bir ortak düşünülebilir mi?

Çeviren: Öykü Elitez

JACK LANG KİMDİR?

Avrupa kültürüne damgasını vurdu

Kabarık saçları, Hollywood aktörlerine benzeyen gülümsemesi ve son derece stilize kıyafetleriyle meşhur Jack Lang, devirdiği 75 yaşına ve 37 yıllık siyasi geçmişine rağmen hâlâ popüler bir isim. Haziran ayında, Dünya Müzik Günü’nü 1983’te resmîyete kavuşturduğu için Fransızların Twitter üzerinden yüzlerce teşekkür yağdırdığı eski bakan da oydu, katıldığı canlı yayında 9000 avroluk maaşını şak diye söyleyerek sıcak bir tartışma başlatan isim de. Lang, 1961’de hukuk fakültesinden mezun oldu, hocalık ve avukatlık yaptı. Önce Nancy Üniversitesitiyatrosunun sonra da Cumhurbaşkanı Pompidou’nun isteğiyle Chaillot Ulusal Tiyatrosu’nun başına geldi. 1977’de Fransa Ulusal Meclisi’ne Sosyalist Parti’den girdi. Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand’ın danışmanı oldu. 1981 ve 2002 yılları arasında üç dönem Fransa Kültür Bakanı, iki dönem de Fransa Eğitim Bakanı görevlerinde bulundu. Kültür bakanlığı süresince ülkeyi ’68 ruhuna büründürdü. Kitap fiyatlarını düşürdü, Avrupa Tiyatroları Birliği’ni kurdu, pek çok yayına imza attı. Grafiti sevgisi, idam karşıtlığı, gençler adına ‘rave’ partileri savunuşu, 1997’deki Berlin Film Festivali başkanlığı ve son olarak fuhuş müşterilerine ceza verilmesini öngören yasayı protestosuyla sıradışı bir kişilik sergileyen Lang, 2013 yılından beri Fransa ve 18 Arap ülkesinin işbirliğiyle 1980’de kurulan Paris’in merkezindeki Arap Dünyası Enstitüsü’nün direktörlüğünü yapıyor.

ORIENT EXPRESS

İki kıtayı birleştirdi

Orient Express veya bizim coğrafyamızdaki ismiyle Şark Ekspresi, Avrupa’nın kıtalararası ilk ekspresiydi. Doğu diyarlarını merak eden varlıklı yolcularla dolu trenin lüks vagonları, 1883 ile 1977 arasındaki 94 sene boyunca aralıklarla Paris-İstanbul arasında gidip geldi. Avrupa’yı boydan boya kat eden tren seferlerinin fikir babası ABD’li sanayici Pullman; hayata geçiren Belçikalı iş adamı Georges Nagelmackers; en büyük mali destekçisi de Belçika Kralı II. Leopold’du. İlk sefer, 1883’te başladıysa da ilk yıllarda tren hattı İstanbul’a ulaşmadı. 1889’da direkt seyahatler düzenlendi. Batının paralı çocukları bu dönemde iyice fakirleşen Osmanlı topraklarını yataklı vagonlarından esneyerek seyrettiler. Tren, Paris’ten haftada üç kez saat 19:01’de hareket eder, oryantal bir ambiyans içinde bol hizmetli bir yolculuk vaat ederdi. İki dünya savaşı esnasında ara verip yeniden başlayan seferler 1977’de son buldu.

Fransızca site için: journaldeborddunconducteur.fr

SERGİ ÜZERİNE

Beş duyuya hitap eden oryantal deneyim

Ağustos’a kadar sürecek serginin bir bölümü, Arap Dünyası Enstitüsü’nün Ağa Han Mimarlık Ödüllü binasının bahçesindeki dört vagon ve bir lokomotiften oluşuyor. Önce bunların ilkindeki üç odalı yataklı vagonu geziliyor. Bu odalarda Orient Express’in ilham verdiği eserleri hatırlıyoruz. İlk oda, meşhur Bond filmi Rusya’dan Sevgilerle’yi yaşatıyor. Eşyalar ufak bir projektörle sahneleri yansıtılan filmdeki gibi dizilmiş. Sonraki oda, Agatha Christie’nin 1934 tarihli Şark Ekspresi’nde Cinayet romanındaki gibi dağıtılmış, yerde kan izleri var. Üçüncü odanın kapısı kapalı ama içeriden bir çiftin mutlu anlar yaşadığını düşündürten sesler geliyor.İnsan ister istemez oryantal yolculuğun afrodizyak etkisine giriyor. Bu yataklı vagonlarda ayrıca tuvaletdolaplar incelenebiliyor. Bir sonraki durak, yemek vagonu. Buradaki masalar, o dönemde kullanılan fes, pipo, oyun kağıtları, cep saatleri, içki bardakları vs. ile süslenmiş. 2. Dünya Savaşı’nın bittiğini duyuran Le Figaro sayısının bulunduğu masanın yanındaki ekranda Alman ordularının Paris’e girişi gösteriliyor. Bir de ufacık bir mutfak var.

Serginin ikinci kısmı, enstitünün alt katında. Burada Orient Express’e dair onlarca fotoğraf, belge, afiş, tablo sunuluyor. Bunların arasında “İstanbul’un havadan çekilenilk fotoğrafı” gibi özel parçalar var. Ayrıca serginin kafesinde veya restorana dönüştürülmüş vagonda lokum ve içli köfte yenebiliyor. Zamanda ışınlanmayı neredeyse mümkün kılan bu sergi, o dönemde üç günde Paris’ten İstanbul’a gidebilmenin ne denli büyük bir hadise olduğunu insanın beş duyusuna hitap ederek hissettiriyor.

UMUR AKSEL

Devamını Oku

Son Haberler