18’inci Osmanlı padişahı Sultan İbrahim, 1648’in Ağustos ayında öldürüldüğünde 33 yaşındaydı. Tahttan indirilince hapsedildiği odanın kapısı örülmüştü. Feryatlarını duyanların İbrahim’i yeniden tahta geçirme düşüncesi, onu devirenleri korkuttu. Bunlar, imparatorluğun temelini oynattıklarını bilmeyen aymazlardı. 

Sultan İbrahim’in 33 yıllık yaşamı, 9 yıllık saltanatı bir tragedya konusudur. I. Ahmed’in altı şehzadesinin en küçüğüydü İbrahim. Babası 27 yaşında öldü, amcası I. Mustafa bir mecnundu. Büyük ağabeyi II. Osman’ı yeniçeriler öldürdü. Ağabeyi IV. Murad genç yaşta içkiden öldü. Kardeşlerinden Süleyman, Bayezid ve Kasım’ı boğdurtmuş; annesi Kösem, hanedanın sönmemesi için küçük oğlu İbrahim’i, Murad’ın kemendinden kurtarmıştı. Hanedan, İbrahim’in soyundan yürüdü ama yazgı değişmedi. Önce tahttan indirildi, 18 Ağustos 1648’de boynuna kement geçirtenlerse, on gün önce mühür verip sadrazam yaptığı Sofu Mehmed Paşa ile şeyhülislam atadığı Abdürrahim’di.

Payitaht-ı Zemin: Eminönü, 2008

Olup bitenin Na’imâ Tarihi’nden özeti şu:

7 Ağustos 1648 sabahı yeniçeriler Orta Camii’nde, ulema Fatih Camii’nde toplanırlar. Sofu Mehmed Paşa sadrazam yapılır. Buna kızan padişah mührü kerhen verirken, “Bre köpek! Veziriazam olmak için kulu tahrik ettin. Bu cemiyet bertaraf olunca hakkından gelirim” deyip suratını yumruklayarak kovar. Sofu Mehmed, istifa etmek isterse de ocak ağaları, padişahın tehdidi kendilerini de korkuttuğundan ertesi gün önceki sadrazam Ahmed Paşa’yı, cellât Kara Ali’ye boğdurup cesedi Atmeydanı’nda parçalatırlar. Sultan İbrahim’e gönderilen Beyazî Hasan Efendi, “Sultanım, düşman (Venedik) Bosna’yı işgal etti, Çanakkale Boğazı’nı tuttu, cumhur sizden şikayetçi” diyerek askeri yatıştırmak için ayak divanına çıkmasını söyler. İbrahim kabul etmez. Bunun üzerine, Bakırköy’de sürgün olan Valide Kösem Sultan saraya döndürülüp oğlunun hal edildiği (tahttan indirildiği), tahta layık görülen 7 yaşındaki torunu şehzade Mehmed’i Fatih Camii’ne göndermesi, orada biat edileceği bildirilir. Öngörülü Kösem Valide, “Camide biat olmaz, saraya gelsinler” der. İbrahim ise saray surlarına toplar koydurup silahlı Bostancılar çıkartır. Harem dehlizine gelen hal’ erkânını, Perde Kapısı önünde Kösem karşılar. Ocak ağalarından Muslihiddin, askerin ayaklandığını, davranışları akla ve şeriata aykırı padişahın başını eğlenceden alamadığını, rüşvet için her yola başvurduğunu, bu nedenlerle ulemanın hal fetvası yazdığını söyler. Kadıasker Hanefi ve Abdülaziz Efendiler de ağır ithamlarda bulunarak, “Davul zurna ceng ve şeştar sesleri, Ayasofya müezzinlerine ezan yanıltıyor. Bedesten basılıp mallar gasp edildi, ümmet-i Muhammed ırz ve can korkusunda” derler.

At üzerindeki Sultan İbrahim’e bir peyk ve iki solak eşlik ediyor. Padişahın Portresi, 2000

Yedi yaşındaki Mehmed cülusa hazırlanırken İbrahim’in katına çıkan aynı heyet, “Hal’ edildin” derler. İbrahim, “Hayır ben padişahım” der. Abdülaziz Efendi, “Cihanı haraba verdin, vaktini gaflette geçirdin, rüşveti yaydın, zalimleri âleme musallat ettin” diyerek suçlar. Silahdarla çuhadarı koluna girip hapsedileceği Kafes kasrına götürürler. Sarayda toplanan sadrazam, ulema, ocak ağaları, kapatıldığı yerde bağırıp çağıran ve kaçırılacağı konuşulan İbrahim’in mahpesinin kapı ve pencerelerini ördürtürler. İçeride bir gusulhane, bir abdesthane, biri ocaklı iki oda vardır. Padişahın feryatlarını işiten Enderun halkı aralarında dertleşmekte, “Şanı yüce bir padişahı tahtından indirip diri mezara kodular. Bir çocuğu tahta geçirdiler. İyiliğini gördüğümüz padişahın bu haline katlanmaktansa ölmek yeğdir. Hazırlanıp dışarı çıkartalım ve yine tahta oturtalım” diye konuşuyorlarken padişahın hal’ine karşı Sipahiler de ayaklanma hazırlığındaydılar.

Sultan İbrahim’in annesi Kösem Sultan’ın, oğlunun tahttan indirildiğini söylemeye gelen ocak ağalarını Perde Kapısı önünde karşılamasını gösteren çizim.
İllüstrasyon: Ethem Onur Bilgiç

Bunları öğrenen ayân ve erkânın yüreklerine korku düşer: Eski padişah hayattayken âlem düzelmez, bu işleri yapan bizler de can korkusundan kurtulamayız diyerek İbrahim’in öldürülmesine karar verirler. Müfti Abdürrahim, Sadrazam Sofu Mehmed Paşa, kadıaskerler, yeniçeri ağası, Murad Ağa ve Kara Çavuş, “Bir yerde iki halife varsa biri katl edilmeli” kaidesince müfti efendiden özel bir fetva daha alıp saray halkından kimse yanaştırmayarak hapishane kapısını yıktırırlar. Sultan İbrahim, “Benim nân ve nimetimi yiyenlerden bana rahmeden kimse yok mudur? Beni göz göre katl ediyorlar, aman!” diye feryat ettikçe saray halkı sağa sola kaçıp ağlamaklı olur. Vezirin getirdiği Cellat Kara Ali de çekinip bir tarafa saklanmıştır. Veziriazam elinde asâ dışarı çıkıp, “Bre nerede şu melun?” diye çağırıp, Kara Ali de ağlayarak “Devletlim beni öldürün, korkudan elim ayağım tutamazım” diye yalvardıkça vezir sopa ile başına gözüne vurarak, “Gel bre melun!” deyip azarlar. Kara Ali ve yardımcısı Hamal Ali ağlamaklı içeri girip kement atarak işini tamam ederler.

Na’imâ, şu eklemede bulunmuş: “Sultan İbrahim, Abdürrahim’in servetine el koymuş sonra müfti yapmıştı. Onun elinde öldürülmüştür ama tek suçlu Abdürrahim değildir. Çünkü yazgı böyle imiş. Merhum padişahınsa şehzadeliğinde ekseri vakitleri hapishanede (kafeste) geçtiği gibi Sultan Murad diğer kardeşlerini şehit ettikçe can korkusundan mizacı bozulmuştu. Tahta çıktıktan sonra ise devlet erkânının ihmali, cariyelerin halleri yüzünden büsbütün ibtidai ve boş kafa olmuş, kötü arkadaş belâsından yakışmayan işlere kalkışmıştı. Dünya da fesada meyilli olduğundan bu fitne cümlenin elbirliğiyle olmuş demektir”(Târih-i Na’imâ C.IV, 298-324’ten)

18. Osmanlı padişahı Sultan İbrahim’in tuğrasında “Şah İbrahim bin Ahmet Han elmuzaffer daima” yazardı.

Sultan İbrahim hep söylendiği gibi deli değildi, ruhsal sorunları vardı. Onu alaşağı edip idam edenler ise imparatorluğun temelini oynattıklarını bilmeyen kişisel kurtuluş hesabındaki aymazlardı.

İbrahim’in cenazesinin, apar topar kaldırılıp babası I. Ahmed’in türbesine değil, saraya daha yakın olan amcası I. Mustafa’nın yanına gizlice ve törensiz gömüldüğü anlaşılıyor. 1980’de bu türbe (Ayasofya Vaftizhanesi) ve I. Mustafa’yla, İbrahim’in kitabesiz mezarları onarılırken kapaklar açılmış, iki iskeletten birinde kafatası olmadığı görülmüştü.

İKİNCİ TRAJEDİ

Sultan İbrahim nasıl Deli İbrahim oldu?

1908’de başlayan hanedan karşıtı kampanyada Sultan İbrahim’in payına, rüşvet ve şehvet düşkünlüğüyle delilik suçlaması düştü.

İbrahim’in, ikinci felâketi, öldürülmesinden 260 yıl sonra, II. Meşrutiyet’tedir. Abdülhamid’in tahttan indirilişiyle başlayan Hanedan aleyhtarı kampanyada, Sultan İbrahim Han, Deli İbrahim yapıldı. Yani bu ikinci atadan süren 18 padişah, bir “deli”nin soyuydu!. Hem deli, hem şehvet ve rüşvet düşkünü bir padişahtan soy atası! Deli İbrahim’i anlatan kitaplar yazıldı. Sara nöbetleri, çengü çegâne fasılları, Cinci Hoca ve öteki üfürükçüler, masalcılar, Şekerpare zillisi, Şivekâr yosması, Telli Haseki, Kızlarağası’nın piçi, şişko avretler… Servete doymayan haris valide Kösem Sultan, Bedesten soygunları, kuyu başında sadrazam boğdurmalar dökülüp saçıldı. Samur Devri, Cinci Hoca (Ziya Şakir’den) Cinci Hoca (M.Turhan Tan’dan), Telli Haseki, Kösem Sultan, Kadınlar Saltanatı yazıldı. Ressamlar, karikatüristler İbrahim’i, sevişmelerini görmüşçesine işlediler.