İstanbul’da son büyük deprem bundan 120 yıl önce 10 Temmuz’da meydana gelmiş, şehir harabeye dönmüştü. Evleri ahşap, nüfusu 1 milyonun altında olan şehirde ölü sayısı 300’lerdeydi. II. Abdülhamid döneminin oto sansürlü payitaht gazeteleri olayı “hafiften” duyururken, “meçhul” telgrafçı Agâh Efendi konuyla ilgili günümüze ulaşan tek yerel ve sivil belgeyi hazırlayacaktı.

Hicri 6 Muharrem 1312, Rumî 27 Haziran 1310, bugünkü takvime göre 10 Temmuz 1894 Salı günü İstanbul’u alt üst eden depreme, halk “üç yüz on zelzelesi”, o günlerde oğlu Halûk doğan Tevfik Fikret de “Zelzele” şiirinde “İstanbul’u, ateşli bir hastanın titreyişi gibi için için ve uzun silkeleyen, kıran yıkan deprem” demiş.

Osmanlı payitahtı, II. Bâyezid’in uğursuzluğuna yorumlanan 1509 ve III. Mustafa’nın şanssızlığına verilen 1766’daki iki büyük depremden sonra, 19. yüzyıl biterken 3. sıraya oturan bir deprem felaketi daha yaşadı. Halk öncekilere “Küçük Kıyamet”, 1894’tekine “zelzele-i azim” ve “hareket-i arz” demiştir.

1894 Depremini yabancı haber kaynakları dünyaya duyururken, olayın İstanbul ve çevresindeki tahribatını II. Abdülhamid’in payitaht gazeteleri üstü kapalı vermişlerdi. Burada ilk kez yayımladığımız belge, döneminden bugüne ulaşan ilk yerel ve sivil belge olma özelliği taşıyor. Telgrafçı Agâh Efendi, görevi nedeniyle öğrendiklerini, küçük samanlı kâğıtlara kurşun kalemle yazıp saklamış.

Agâh Efendi’nin notları
Telgraf memuru Agâh Efendi, depremde özenle tuttuğu notlarını yine özenle korumuş. 12 küçük yaprak tutan notlarda, II. Abdülhamid’in başlattığı yardım kampanyasına dair bilgiler de var.

İstanbullu Neşet Behcet Özede de amcazadesi telgrafçı Agâh’ın 1894’te tuttuğu notları, 49 yıl sonra 24 Haziran 1943 tarihli mektubuna ekleyip yayımlaması için Sermet Muhtar Alus’a göndermiş. Semt semt yıkıntıları, ölü yaralı sayılarını, toplanan yardımları veren belge, o gün bugün yayımlanmamış. 1990’larda elimize geçen bu 16 sayfalık notları dikkatsiz bir ayıklayıcı buruşturup atabilirdi. Mesleği gereği eline ve kulağına ulaşan bilgileri günü gününe kaydeden “meçhul” telgrafçı Agah’ı saygıyla anıyoruz.

Çilingirler Sokağı. Ev de yok, anahtar da. Edirnekapı’nın suriçinden görünüşü.

“1310 Zelzelesi: 6 Muharrem 1312, 28 Haziran 1310, 10 Temmuz 1894 Salı günü ezanî saat d.rdü kırk yedi dakika geçe önce hafif bir hareket-i arz hissedilmiş, müteakip gayet kuvvetli surette her taraf sarsılmağa başladı. Zelzelenin istikameti cenub-i şarkîden şimâl-i garbiye ve aşağıdan yukarı doğru vuku’ buldu. Şiddeti takriben on, on iki saniye devam etti. Deniz gayet durgun olduğu halde vapurlar kayıklar birden bire dalgalara tutularak inip çıkmağa başladığından içindekiler bu halin neden ileri geldiğini bilemeyerek korkmuşlardı. Arkasından şehrin her tarafında büyük bir toz bulutu havalandığını görenler bir zelzele olduğunu anladılar. İzmit Körfezine doğru bütün sahillerde, Sarayburnu, Samatya, Tophane, .sküdar, Kadıköy cihetlerinde zelzelenin fazlalığından sular evvelâ çekilmiş, sonra karaya doğru ilerlemiştir. Bu kuvvetli hareketin vuku’undan bir çeyrek sonra ard arda dört defa daha hareket vuku’ bulmuş, dokuza çeyrek kala ve on birde tekrar zelzele hissedilmiştir. 

Şiddetli hareket olur olmaz, kadın erkek çoluk çocuk herkes, evlerini meskenlerini dükkanlarını, mağazalarını bırakarak sokağa fırlamışlardır. Akşama kadar sokakta vakit geçirmişlerdir. Gece dahi birçok ahali sokaklarda kalmışlardır. Halk arasında hâsıl olan korku ve dehşeti tavsif etmek imkânsızdır. Zelzelenin en ziyade şiddet gösterdiği sahâ Sultanahmet’ten Edirnekapısı’na kadar olan hat üzerindeki binalar, Fatih, Edirnekapısı, Topkapı, Balat cihetleridir.

İstanbul cihetinde, Sirkeci’de: Gümrüğün büyük kapısından Emin.nü’ne gidilirken sağdaki kârgir, ahşap binaların yıkılmak derecesini bulduğu görülmüştür. Sirkeci’den Bâbıâli Caddesine ve diğer taraftan Sultanhamamı tarikiyle yukarı çıkan her tarafta damları kısmen yıkılan evlerin ve duvarların enkazıyla sokaklar dolmuştur. Sirkeci İstasyonundaki Emir (Buharî) Camii minaresi yıkılırken ezan okuyan bir çocuk caminin damına düşmüş, hiçbir tarafına bir şey olmayarak salimen aşağıya inmiştir.

Çarşı-yı kebir’de (Kapalıçarşı): Zelzeleyi müteakip kaçan kaçabildikten sonra kapılar kapanmıştır. Çarşının Nuruosmaniye kapusu tarafındaki kemeriyle Bitpazarı civarındaki kemeri kısmen, Çadırcılar kapısı, Yağlıkçılar tarafı yıkılmıştır. Çarşı dâhilindeki Bodrum Hanı, Kelekeleş hanının bazı yerleri ve daha birçok kârgir bina yıkılarak esnaf ve ahaliden enkazlar altında kalanlar olmuştur. Bunlardan on kişi ölü olarak ve otuz kişi yaralı olarak çıkarılmıştır.

Çenberli Handa ve Vezir Hanında yıkılan odalardan bir kadınla bir çocuk ölü olarak çıkarılmıştır.

Küçük Ayasofya Hamamının, camiinin çatıları g..müş, Kurubalık Hamamının kubbesi, duvarları yıkılmıştır. Divanyolu’nda Tavukpazarı’nda, Okçularbaşı’nda, Gedikpaşa, Kumkapı, Yenikapı’da, Langa’da ve Samatya’da birçok ev yıkılmıştır. Koska’da Hasanpaşa Hanının birçok yerleri, yanındaki beylik (?)fırın kâmilen yıkılarak (…?)kârlardan altı kişi telef olmuştur.

Çakmakçılar Yokuşundaki Vâlide Hanının deniz tarafı, Tavukpazarı’ndaki Yağcı Hanı ile karşısında bulunan diğer hanlar sakatlanmıştır.

Fatih Camiinin minarelerinden birinin alemi çarpılmış, avlu duvarlarının bazıları yıkılmış, Fatih’te Şekerci Hanının üst katından yangın çıkarak on altı oda yanmıştır. Hırka-i Şerif Camiinin bazı duvarları, Eski Ali Paşa’da Hoca Veyis Camisinin yarısı, Sarıgüzel’de Çıkrıkçı Kemaleddin Camiinin bazı mahalleri, Fatih’te birçok cami yıkılmış , zedelenmiştir. 17 kişi ölmüş 16 kişi yaralanmıştır.

Yenibahçe’de Gurebâ Hastanesinin bir duvarı yıkılmış, hastanenin bazı duvarları çatlamış, hastalar bahçeye çıkarılmıştır. Edirnekapısı’nda Edirnekapı Camisi kısmen ve minaresi tamamıyla yıkılmış, Edirnekapısı Hamamı yıkılmıştır. Ev enkazları altından cesetler çıkarılmıştır.

Saraçhanebaşı’nda Mimar Ayas Camiinin minaresi şerefeye kadar yıkılmıştır. Oradaki Amucazâde Hüseyin Paşa Medresesinin birkaç kubbesi yıkılmış, bazı mahalleri sakatlanmıştır. Yine oradaki Hüseyin Paşa Mektebi kısmen yıkılarak bir kız çocuk enkaz altında kalmış, bir çocuk ağırca yaralanmış, diğer çocuklar sâlimen kurtarılmıştır.

Fethiye Camii kubbesi ve bazı duvarları, Fethiye Medresesi duvarları, Kefevi Camii harap olmuştur. Eğrikapı’da birçok ev, duvar yıkılmıştır.

Zelzeleyi müteakip gerek İstanbul, gerek Galata ve Beyoğlu’nda hemen bütün bankalar, şirket idarehaneleri, mağazalar, dükkanlar kapanmış, bazı dükkancılar dükkanlarını açık bırakarak firar etmişlerdir. Birçok bina sakatlanmış hâle geldiğinden önlerine ve sokakların başlarına belediye memurları ipler gererek insan ve arabaların geçişini men’ etmişlerdir.

• Kale bedenlerinden kopan büyük taşlar bir hayli evleri alt üst etmiştir.

• Balıkpazarı tarafında sahil boyunca Limon iskelesine ve daha ilerilere kadar toprak yer yer çatlayıp yarılmış, yer yer bir arşın eninde göçmüş, (?) bazı binaların temellerine rastlayarak çarpışmıştır.

• Kumkapı, Yenikapı, Samatya’daki tren güzergahındaki binalar sakatlandığından demiryolları idaresine yapılan tebligat üzerine trenler ev aralarından yavaş geçmeye başlamışlardır.

• Caddelerdeki büyük saatler işlemeyerek durmuş, telgraf hatları da kopmuştur.

• Balat’ta Fener’de Tekfur Sarayında birçok kârgir ev, mektep, dükkan yıkılmış altında kalan ölmüştür. Defterdar’da üç ev yıkılıp 11 kişi enkaz altında kalmış ve bunları kurtarmağa çalışan Eyüp komiseri Giritli Hasan Bey’in üzerine duvar yıkılarak bazı yerleri incinmiştir.

• Cibâli civarında 12 kişi yaralanmış, Reji Fabrikasında on amele enkaz altında kalmıştır.

• Zelzelenin ertesi gün tedavi için belediye memurlarına müracaat eden yaralıların sayısı yedi yüze ve ölenlerinki yetmişe bâliğ olmuştur.

• Galata’da hasar fazladır. Galata ahalisi, dükk.nlarını, ticarethanelerini bırakarak rıhtıma kendilerini atmışlar, bazıları da kayıklara binerek denize açılmışlardır. Yeraltı Camiinin minaresi alt tarafından beş altı metre kalıncaya kadar yıkılmış, cami harap olmuş Sıhhiye Dairesinin dış taraftaki sıvaları dökülmüştür.

• Mumhane caddesi kıyısında henüz yapılmakta bulunan rıhtımın ön tarafı birkaç yerden yarılmıştır.

• Beyoğlu’nun pek çok yerlerinde birçok bina yıkılmış veya sakatlanmıştır. Her tarafta olduğu gibi orada da halk fevkalâde bir korku ve dehşete uğrayarak erkek kadın çoluk çocuk meydanlara can atmışlardır. Tepebaşı, Taksim belediye bahçeleri, Taksim’deki Kışla Meydanı, Şişli’deki mezarlıklar tamamıyla hıncahınç dolmuştur.

• Tatavla’da evlerin ekserisi ahşap olduğundan nüfusça telefat vukuu bulmamıştır. Beyoğlu cihetinden birçok kimseler oralara iltica etmişlerdir. Beyoğlu ahalisinden ekserisi de Üsküdar’a giderek “Odun (ahşap) ev var mı?” diyerek başını sokacak yer aramışlar oralara taşınmışlardır.

• Terkos Su Kumpanyasının boruları bozulduğundan günlerce evlere su verilememiş, sokaklar sulanamamıştır.

• Kasımpaşa’da da bazı camilerin minareleri ve evler hasara uğramıştır. Büyük Piyâle Camiinin duvarı çatlamıştır.

• Tophâne Salıpazarı’nda bir evin altında üç kişi kalmıştır.

• Üsküdar’da çarşı içindeki Nizamiye karakolu yıkılıp üç kişi enkaz altında kalmıştır. Ayazma ve Basmahane’de dört kişi enkaz altında kalmıştır.

• Kadıköyü’nde Ermeni Kilisesinin duvarlarından bazı taşlar düşmüş, birkaç hane sakatlanmıştır.

• Maltepe’de de pek çok hasarat vuku’a gelerek ev kapıları açık bırakılıp ahali dışarıya kaçmış, gönderilen çadırlarda barındırılmıştır.

• Kartal’da Rum Mektebi kâmilen yıkılmıştır. Kartal vapur emanetçisi Hacı Ağa’ nın karısı şaşırarak pencereden atlamış olduğundan ayakları kırılmıştır. Bazı telefat ve yaralananlar da vardır.

• Pendik şimendöfer istasyonunun yarısı, bir fırın pek çok ev duvarları, gazinolar sakatlanmıştır. Bazı telefat ve yaralananlar olmuştur.

• Zelzele Adalar’da da bilhassa Heybeli ile Burgaz’da fazla tahribatta bulunmuştur. Burgaz’da sekiz evden mâdâ bütün evler, dükkanlar hurdahaş olmuş, bazı kimseler de ölmüş veya yaralanmıştır.

• Heybeliada’da da evler dükkanlar yıkılıp 14 kişi enkaz altında kalmıştır. Tepe üstündeki kilise göçmüş, Rum Ruhban Mektebi, Rum Ticaret Mektebi, Arseniyos’un manastırı içine girilemez hâle gelmiştir.

• Heybeliada’da Şurâ-yı Bahriye azâsından mirlivâ Tayyar Paşa’nın köşkündeki balkon yıkılarak paşanın kızıyla bir erkek çocuğu vefat etmişlerdir.

• Heybeli’de Şehremaneti muhasebecisi Reşad Bey’in kızıyla torunu balkonda bulunurlarken aşağı düşmüşler, vefat etmişlerdir.

• Büyükada’da İdare-i Mahsusa’nın bir vapuru suların çekilmesinden iskele önünde kuma oturmuştur. Rum Mektebi, Otel Dezetranje(?), İdare-i Mahsusa müdürü Con Paşa’nın K.şkü duvarları çatlamış, mu’teberan tüccardan Mösyö Dalili’nin köşkünün sıvaları dökülmüş, Nizâm Su Kumpanyasının Hıristos tepesindeki büyük havuzu çatlamıştır. Aya Yorgi Manastırı harap olmuştur. Herkes evlerinden fırlayıp bahçelere kırlara kapağı atmışlardır.

• Ayastefanos’ta deniz iki yüz metre kadar geriye çekilip şiddetle karaya hücum etmiş, kayık sandal büyük küçük yelkenlileri kıyıya atmıştır.

• Boğaziçi’nde de zelzelenin te’siri görülmüştür.

• Çengelköyü’nde Kuleli Askeri idâdisi, Rüşdiye Mektebi haylice sakatlanmıştır. Birçok hanelerin ocakları yıkılmıştır.

• Vaniköy Câmii yıkılmış, birkaç nüfus enkazda kalmıştır. 28-29 haziran (11-12 Temmuz) Çarşamba gecesi saat sekiz raddelerinde tekrar şiddetlice zelzele olmuştur. Çarşı-yı Kebir’in Fesçiler, Kuyumcular caddesi ile Yağlıkçılar ciheti, Kazazlar sokağı, Yolgeçen Hanı, Baltacı Hanı, Sepetçi Hanı, Yarım Han kâmilen yıkılmıştır. Bu hanlarda bazı vefiyat da vuku’a gelmiştir. 30 Haziranda( 13 Temmuz) dahi sekiz buçuğa yedi kala ve on bir raddelerinde yine zelzele hissedilmiştir. Ahali tekrar sokaklara dökülmüşlerdir. Pek çok kimse korkudan geceyi açıkta geçirmişlerdir.

• 1 (14)Temmuz 310 Cuma, Belediye memurları taraf taraf ameleler sevk ederek zedelenip yıkılacak hâle gelmiş camileri, medreseleri, hanları , dükkanları evleri yıkdırmaya devâm etmişlerdir.1 (14) Temmuz saat 6 ve 12 raddelerinde zayıf olarak bir zelzele vuku bulmuştur.

• 2 (15)Temmuz cumartesi, 3 Temmuz Pazar günleri harap binaların yıktırılmasına belediye tarafından devam edilmiştir. 

• Edilen keşif neticesinde Çarşı-yı Kebir’in pek ziyade rahnedar olduğu, mükemmelen tamir edilmedikçe açılması tehlikeli bulunduğu görülmüştür.

• Çarşıda suculuk eden Agop isminde birisi, Salı günkü zelzelede dükkanı yıkılınca iyi su bulunan iki küpün arasında kalmış, üzerine topraklar yıkılmış, Cuma gününe kadar o hâl ile yaşamıştır. Memurlar tarafından etraf araştırılırken sesi duyulmuş, derhal orası kazılarak sâlimen kurtarılmıştır. Agop’un ifadesine göre toprak altında açlık his ettikçe Karakulak suyu içmiştir.

• Kumkapı Ermenileri sâlimen kurtulduklarından dua etmişler, kurban kesmişlerdir. Kadırga ve Cündi meydanlarından dolaşarak şimendöfer yolundan Kumkapı’ya gelebilmiş ahalinin önü alınıncaya kadar şimendöferler işlememiştir.

• 4-5 (17-18) Temmuz gecesi de iki defa hafif olarak zelzele duyulmuştur. Şehre çekirge de yağmıştır.

1894 depremiyle ilgili temel kaynaklar:
İstanbul’da 1894 Depremi, Fatma Ürekli, İletişim Yayınları, 1999.
İstanbul Depremleri, Mehmet Genç, Mehmet Mazak, İGDAŞ, 2000,

• 5 (18) Temmuz Salı günü saat dört buçuk ve sekiz buçukta hafifçe zelzele olmuştur.

• 6 (19) Temmuz Çarşamba günü saat dördü yirmi geçe İstanbul’da yine şiddetli zelzele olmuş, Çarşı-yı Kebir’in birkaç mahalli yıkılarak bir polisle bir jandarma neferi enkaz altında kalmıştır.

• Rivayete göre Çarşı-yı Kebir’de enkaz altından çıkarılan ölülerin sayısı 150 kişiyi bulmuştur. Hafriyata devam edilmiştir.

• 7 (20)Temmuz Çarşamba sabahı bir defa daha hafifçe zelzele duyulmuştur.

• 10 (23)Temmuz Pazar günü üç, 22 Temmuzda (4 Ağustos) iki zelzele daha olmuş, çarşıda simitçinin birisi enkaz altında kalarak on beş gün sonra kurtarılmıştır. Onbeş simidinin her gün birini yiyerek kendisini beslemiştir. Yine çarşıda bir asker enkaz altında kalarak on beş gün sonra çıkarılmıştır. Çarşıda bir kadınla bir erkek fi’il-i şeni’ (zina) icrâ ederken müthiş zelzelede öyle oldukları halde enkaz altında kalmıştır. Bazı dükkan içinde böyle halât-ı nâ-meşru’ada (uygunsuz vaziyette) bulunurken ölenler de görülmüştür.

• 27 Temmuz (9 Ağustos) saat üçü kırk geçe kuvvetli bir zelzele vuku’ bulmuştur

• 27 Temmuz (9 Ağustos), 1 (14) Ağustos, 5 (18) Ağustos, 10 (23) Ağustos, 12 (25) Ağustos, 23 Ağustos (5 Eylül), 29 Ağustos (11 Eylül), 8 (21) Eylül, 25 Eylül (8Ekim) de de hafif veya şiddetlice de zelzele tekrar etmiştir.

• Şimdiye kadarki zayiat tahminen 231 ölü, 205 yaralıdır.

• Yalova harap olmuş, koruda bulunan kaplıcaların suyu çekilip bir müddet sonra yine akmağa başlamıştır.

• Yakacık’ta on sekiz ev ile minare yıkılmıştır.

• Tuzla’da bir hayli hâne yıkılmıştır.

• Adapazarı’nda 127 ev yıkılarak yirmi beş kişi enkaz altında ölmüştür.

UZMAN GÖRÜŞÜ / PROF. DR. CELAL ŞENGÖR

İstanbul yine kuzey-güney hattından vurulacak

Jeolojik olarak Türkiye’nin başında iki büyük bela var. Biri çok büyük bir bela ama çok şükür 1000 senede bir oluyor. O da Girit’in güneyindeki bölge. Orada olursa 8’den büyük olabilir. O durumda Sicilya’yı, İsrail’i, İskenderiye’yi bile tsunami vuruyor. Türkiye sahillerinden hiç bahsetmeyeyim.

İkinci büyük tehlike Kuzey Anadolu Fayı. İşte 1894’teki deprem de o fay sisteminin normal fay olarak çalışan bir parçasında meydana geldi. Bu depremin büyüklüğü görece düşük olmasına rağmen (6’larda), yaptığı yıkım çok büyük. Bu hattın büyükdepremleri genellikle doğu-batı yönünde hareket eden yanal atımlı parçalar üzerinde olur, dolayısıyla hasar da bu yönde olur; kuzey-güney ekseninde yayılmaz. İstanbul’un büyük avantajı tabii bu. Ama bizim beklediğimiz büyük, yani 7,6’lar civarında bir deprem yanal atımlı fayı kıracak ve 1894’te olduğu gibi kuzey-güney ekseninde de ciddi tahribat yaratacak.

Kumburgaz ile Tuzla hizasına denk gelen Marmara Denizi’ndeki bu hat, 1766’dan beri hareketsiz. Tabii bu enerji dışarı çıkacak sonunda. Bu deprem bir de 1894 depreminin üzerinde olmuş olabileceği normal faylardan birini tetiklerse, büyüklüğü 7’ye varabilecek olan bir deprem daha yaratabilir. Al sana çifte cümbüş! 1894’teki nüfus 1 milyon değil. Binaların büyük çoğunluğu da malum ahşap. Gerisini, bugün deprem sonrası toplanma alanlarına plazalar, acil ulaşım yollarının bir şeridini park yeri yapanlar düşünsün. Yine binalara, ruhsatlara girmeyeyim.

TEVFİK FİKRET’TEN 1894 DEPREMİ

İçin için ve uzun bir ihtilaç ile çırpındı kırdı, yıktı…

Tevfik Fikret, oğlu Haluk’un doğduğu günlerle çakışan 1894 Depreminde, bir çocuğun dünyaya gelişiyle binlerce yıllık İstanbul’u yıkan felaket arasındaki çelişkiyi, Haluk’un Defteri’ndeki özel şiirlerden “Zelzele”de ağıtlaştırmış.

Bin üçyüz ondu… Henüz dün bu köhne izbeye sen

Misafir olmuştun,

Ki hep sinirli ve hummâlı hastalar gibi yer,

Birden

İçin için ve uzun

Bir ihtilâc ile çırpındı, kırdı, yıkdı… keder

Ve korku yüzleri soldurdu: evler aileler

Birer döküntü; kalanlar bütün ezik, hurda;

Bir inkisâr-ı huşû’ en şerefli başlarda…

Minâreler bile serbezemîn;

Beşer, bu sadme-i meş’ûma böyle uğrar da

Biraz tenebbüh eder.

Biraz tenbih için bin belâ… ne ders-i haşîn!

Sen işte böyle siyâh günlerin misâfirisin,

Hayatın elbette

Kolay ve neş’e-fezâ bir seyâhat olmayacak;

Lâkin

Bu tih-i mihnetde

Kolay ve neş’efezâ bir seyâhatin ancak

Hayâli vardır; uzak bir serâb için koşmak,

Nihayetinde yorulmak ve boş yorulmakdır;

Hayâtı dev hakikatle çarpışan kazanır;

Zafer biraz hasar

İster;

Koşan cihâd-ı meâliye şanlı, lâkin ağır,

Mahuf adımlar atar!..

Önünde zelzeleler, arkasında zelzeleler!..

HABERLER FRANSIZCA YAYIMLANAN GAZETEDE

Ahali paniğe kapıldı, arabacılar bayram etti

Prof. Dr. Fatma Ürekli’nin İstanbul’da 1894 Depremi adlı kitabında, olaydan sonra gazetelerde çıkan haberlerle ilgili ilginç bilgiler yer alıyor. “Deprem vukuatından halkınkorku ve endişeye kapılmasına sebep olunmayacak şekilde” bahsedilmesi doğrultusunda basına getirilen sınırlama, neredeyse tüm gazeteleri etkilemiş görünüyor. Bundan sonra gazeteler konu hakkında “münasip üslupla” bilgi vermiş. Tercüman-ı Hakikat “Yunanistan ve diğer birçok ülkede meydana gelen şiddetli depremlere oranla İstanbul Depreminin daha hafif olduğuna” vurgu yapmış. Sabah gazetesi de depremden iki gün sonra çıkan nüshasında, Mekteb-i Şahane’nin yıkılıp 22 kişinin öldüğü haberini kullandığı için bir gün kapatılmış.

İstanbul Postası iki hafta sonra verdiği haberinde “Şiddetlice vuku’ bulup ondan sonra gittikçe hafifleyerek devam etmişve elhamdülillah şimdi külliyen zail olmak derecesine gelmiş olan tezelzülât-ı arziye (yer sarsıntısı) ile bir aralık olağan zevk ve neşesini kaybeden şehrin yine mutlu havasına döndüğü, abartılan korkuların gereksizliğinin anlaşıldığı”nı vurgulamış. Yıkıntılara, ölen ve yararlananlara hiç değinmemiş.

‘Dünkü deprem’
Le Moniteur Oriental’ın depremin ertesi günü verdiği haberde, olayın şehirde yarattığı panik ve zarar Osmanlı basınının aksine ayrıntılarıyla aktarılmış.

Buna karşın İstanbul’da Fransızca yayınlanan Le Moniteur Oriental gazetesinin 11 Temmuz sayısında, depremin tahribatı, şehirdeki panik, semt semt nerelerde neler yaşandığına dair çarpıcı, ayrıntılı bilgiler mevcut. Boş söz etmeden epeyce uzun bir yazıda toplanan deprem haberi, canlı anlatımları, üslubu, göz tanıklıkları, dayandığı kaynakları belirtmesiyle, bugünkü medyamız için dahi bir ders niteliği taşıyor. İşte o haberden bir alıntı: “ Dün saat 12.25’te meydana gelen ve yaklaşık yarımdakika süren şiddetli bir yer sarsıntısı, şehrin tamamında tarifsiz bir panik yarattı. Çok sayıda ölü ve yaralı olduğu (…) Akabinde saat 12.42 ve 13.24’teki hafif şiddetli sarsıntılar ise adeta son nefesini veren şehrin titremeleri gibiydi. O ana dek endişe ve korkuya karşı soğukkanlılığını korumuş olanlar dahi, bundan sonra direnemediler. Pera semti Feriköy, Şişli ve Kağıthane civarındaki tarlalara akın etti. Günün devamında sarsıntılar kesilse de, bu kitlesel göç devam etti. Arabacılar hayatlarının vurgunu yaptı: Pera’dan Şişli’ye 2 Mecidiye’ye insan taşıdılar (…)