Rusların bugünkü Yeşilköy, geçmişteki Ayastefanos’ta 1898’de yaptırdıkları anıt, Osmanlı Devleti’nin 1914 sonbaharında 1. Dünya Savaşı’na girmesiyle yıktırılmıştı. Dinamit patlatma anını 300 metrelik bir bobinle filme çeken yedek subay Fuat Uzkınay, Türk sinema tarihinin ilk çekimini yapmıştı. 103 yıl sonra anıtın yeniden yaptırılması gündemde. 

Mısırlılardan itibaren dikili taşlarla, zafer taklarıyla önemli olayların anısını yaşatmak, dünyanın kadim milletleri arasında bir gelenek olmuştur. Türkler de Orta Asya’da bengütaşlarla, balballarla, Orhun Abideleri gibi anıtlarla bu geleneğin önemli mirasını yarattılar. 

Oğuzların Anadolu’ya ilk geldikleri yerlerden Ahlat’taki mezartaşları, başlı başına birer anıttır. Osmanlılar bu geleneği, önemli olayların anısına köşk, kasır gibi binalar inşa ederek yaşattılar. Topkapı Sarayı’na Revan Seferi’nden sonra Revan Köşkü, Bağdat Seferi sonrasında Bağdat Köşkü inşa edilmesi bu kategoridendir. 

Ayastefanos abidesinin bir zamanlar bulunduğu mevkii, bugün askerî bölge içerisinde kalıyor. 

Taş dikme anlayışı ise sadece ok meydanlarındaki sportif yarışmalarda kırılan rekorları belirleyen nişan taşları ve birçok sanatın tezahür ettiği mezartaşlarıyla sınırlı kalmıştır. Buna karşın yüzlerce yıl üç kıtada seferden sefere koşan Osmanlılar, savaşlarda kaybettikleri askerler için şehitlikler kurma, kazandıkları zaferlerin hatırasına abideler dikme hususunda gayretsizdir. Ruslar ise bunun tam tersine her önemli olayı anıtlaştırma kültürüne çok eskiden sahip olmuşlardı. Osmanlı topraklarında ilk olarak 1833’te Kavalalı Mehmed Ali Paşa isyanına karşı Osmanlılara destek verdiklerinde yerleştikleri Beykoz’da Yuşa tepesine dev bir kaya anıtı diktiler. Ruslar bu anıta II. Mahmud’un izin vermeyeceğini düşünürken, izin verilmekle kalınmamış, anıtın bir yüzüne kazınmak üzere Pertev Paşa’nın Rus dostluğuna övgüler yağdıran bir şiir yazması da padişahın isteğiyle olmuştur. Bu abidenin dikilmesinden 20 yıl sonra Ruslarla dostluğumuz bozulmuş ve üç yıl boyunca Kırım Savaşı’nda mücadele edilmesine rağmen o abideye dokunulmamıştır.

İhtişamlı anıt Ayastefanos Anıtı 19. yüzyıl sonunda tamamlandığında, 30 metre yüksekliği ve ihtişamlı vaziyeti ile İstanbul’un birçok yerinden fark ediliyordu.

Kırım Savaşı’ndan yirmi yıl sonra aramızın tekrar bozulduğu Rusya ile savaşa tutuştuk. Osmanlı Ordusu 1877-78 yılındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nda Balkan ve Kafkas cephelerinde hezimete uğradı. Ruslar doğuda Kars, Ardahan’ı aldıkları gibi batıda da İstanbul kapılarına dayandılar. Ayastefanos’ta (bugünkü Yeşilköy) kamp kurup, tarihinin en ağır şartlar içeren anlaşmalarından birini 3 Mart 1878’de Osmanlılara imzalattılar.

Büyük devletlerin müdahalesiyle Ayastefanos Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi engellense de, 13 Temmuz 1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlıların Balkanlar ve Doğu Anadolu’da kayıpları büyük oldu. İngilizlerle yapılan anlaşma ile Kıbrıs da İngiliz denetimine geçti. Ruslar, Berlin Kongresi’nde imzalanan protokollerde, özerkliğini tasdik ettirdikleri Bulgaristan’ın Balkan Dağları’ndaki Şıpka Geçidi’ne bir manastır inşa etmeyi kabul ettirmişlerdi. Aslında iyi niyetli değillerdi. Projenin anıt ve manastır olarak tasarlanması, bu mevkii talep ederken askerî kaygılarla hareket ettiklerini gizlemeye yönelikti. Şıpka Geçidi savaşta çok şiddetli çatışmalara sahne olan stratejik bir bölgeydi ve sonraki yıllarda Osmanlı üzerine açılacak askerî seferlerde önemli bir nokta olarak kendilerine gerekliydi. Osmanlılar üzerine galip gelmelerinin coşkusunu Rus kamuoyunda da hissettirmek ümidiyle, ülkelerinde de çok sayıda anıt inşa ettiler. 

Ruslar bu süreçte egemenlikleri altına giren Kars’a da hemen bir kilise ve abide yapmayı ihmal etmediler. Kars’ın en mutena yerine diktikleri abidenin bir tarafına Grandük Mihail Nikolayeviç’in resmini, diğer tarafına da “Kars kalesinin Türklerden alındığı vakit kahramanca ölen Rus askerlerine” yazısını koydular. 

Ruslarla aramızda geçen savaşlarda Osmanlıların da binlerce kaybı olmasına rağmen, böyle abidelerimiz, hatıra nişanelerimiz hiç olmadı. 1. Dünya Savaşı’nda Kafkas ve Galiçya cephelerinde esir alınan Türklerin çoğunlukla gönderildiği Sibirya’daki Krasnoyarsk’da Türk-Alman-Avusturya ve Macar esirlerden ölenlerin anısına, esirlerin kendi aralarında topladıkları parayla diktikleri anıttan başka bir örneğimiz yoktur. 

Yıkım hatırası Anıtın kule kısmı 15 Kasım 1914’te ahali ve asker eliyle yıkıldıktan sonra kaide etrafındaki hatıra pozu. 
Dinamit tahribatı Teğmen Bahri Doğanay’ın patlattığı dinamit kalıpları ile kulenin eğilmiş hali. Kule daha sonra tamamen yıkılacaktı. 

Ayastefanos anıtına giden süreç 

Rusların bütün bu anıt-şehitlik-kilise-manastır projelerinde en önemli gördükleri yer ise Ayastefanos idi. Osmanlıları dize getiren antlaşma burada imzalanmıştı. Zaferlerinin tescili ve Osmanlılara sürekli bir mağlubiyet hissi tattırma arzusuyla hemen bir anıt dikmek istedilerse de olmadı. 

Savaşın ardından Bulgaristan ile Ardahan ve Kars’taki Rus askerlerinin mezarları koruma altına alınmışken; Edirne’den Ayastefanos’a kadar olan sahada, savaşta veya hastalık sonucu ölen 5 bin kadar Rus askerinin mezarı dağınık vaziyette, korumasızdı. Ölülerinin kemiklerini tek bir anıtmezarda toplamak istediler. İşin bahanesi, görünen yüzü olan bu masum talebin ardında, inşa edecekleri kiliseye koyacakları dünyanın dördüncü büyük çanının seslerini bütün İstanbul’a duyurmak yatıyordu. 

İlk teşebbüslerini 1890’da yaptılar. Rus asker mezarlarının en fazla bulunduğu Ayastefanos’ta “kemiklik” tabir ettikleri bir bina ve üzerine küçük bir kilise talebiyle ortaya çıktılar. İlk elde Ayastefanos Mezarlığı akla geldi. Yapılan incelemelerde zeminin bataklık ve çökmeye eğilimi tespit edilince, uygun bir arazinin Osmanlı Devleti’nden talep edilmesi düşünüldü. O sıralarda ünlü Barutçubaşı ailesi mensubu Ohannes Dadyan’ın Yeşilköy’ün kuzeyinde, bugün askerî havaalanı sınırlarında kalan Yeniçiftlik mevkiinde zemini Sultan II. Bayezid Vakfı’na ait bir tarlası vardı. Aynı sıralarda mülteci olarak ortaya çıkan, Rusya tebaasından olup Sivastopol’den gelme Hacı Baba Mehmedof, hayli kalabalık ailesine bir köşk inşa etmek iddiasıyla bu arazinin oniki dönümünü satın aldı. Ardından Bakırköy mahkemesinde düzenlenen bir senetle Rusya Devleti’ne hibe etti. Anıt ve kilisenin bu araziye inşa edilmesine dair görüşmelere başlandı. 

Görüşmelerin ilerleyen aşamalarında arazinin konumu, güneyinden geçen demiryolunun üzerinden yaya trafiğine izin verilemeyeceği, Ayastefanos’un kuzeye doğru büyümesiyle mezarlığın köy içinde kalıp sağlığı tehdit edebileceği gibi endişelerle, Türk tarafı buraya izin veremeyeceğini bildirdi. Ruslar kendilerine hibe edilmiş bir araziyi, inşaat maliyetini düşüreceği ayrıca hemen demiryolu kenarında bulunmasının da malzeme nakliyatını kolay ve ucuz kılacağı için değerlendirmek istedilerse de fazla ısrarcı olamadılar. Yeni teklif edilen araziler arasında bulunan, yine Barutçubaşı ailesinden Agop Dadyan’ın Kalitarya köyündeki (günümüzdeki Florya-Şenlikköy semti) bağ arazisinde mutabık kalındı. Rusya’nın satın aldığı yirmi dört dönümlük bağda inşaata 1893 yılında başlanıldı. 

Rusların anıt inşaatı sürerken… 

İnşaata üç yıldır İstanbul’da yaşayan mimar Bozorof ve Rusya sefareti ataşesi Pişkof nezaret ediyordu. Kilise binası henüz iki metre yükselmişken, inşaatın gidişatına dair yapılan bir tahkikatın raporunda oldukça ayrıntı verilmektedir. Rapora göre; her kenarı 25 metrelik kare bir bina, çok sağlam bir temel üzerine inşa edilmektedir. İki metre kalınlığındaki duvarlar altı metre yükseldiğinde taş kemerler ile örtülecek ve etraftaki ne kadar Rus mezarından kalma kemik varsa hepsi buraya toplanacaktır. Bu kemikliğin üst tarafına da yirmi dört metre daha eklenerek otuz metrelik bir kilise inşaatı düşünülmektedir. İstanbul’un her yerinden görüleceği, çan sesinin de her yerden duyulacağı muhakkaktır. 

Barutçubaşı Agop Bey’in Florya Çiftliği sahiline iki metre genişliğinde, yüz on bir metre uzunluğunda bir iskele inşa edilmiş; buradan demiryolu hattına, oradan da inşaata kadar bir şose yaptırılmış; Agop Bey aşırı cimri olduğundan çiftliğe hiç yatırım yapmadığı halde bu yolun bir kısmını kendi cebinden yaptırmıştır. Manastır bahçesinde 200 kişinin kalabileceği barakalar da unutulmamıştır. 

Amele defterinde kayıtlı 82 kişiden ikisi Müslüman, diğerleri çeşitli milletlerdendir. Bunlarla civardaki Türkler arasında gerginlik baş gösterir. Kalitarya köyünde Ataşe Pişkof’un bir arabacıyı azarlamasının ardından işçiler de oturdukları kahveden Osmanlı armasına ateş etmek isterler. Önlerindeki bardak ve kadehleri kırarak hep bir ağızdan Rusça şarkılar söylerken tartışma çıkar. Kahvenin mumlarını söndüren Türklerle çıkan kavgada bir Makedon işçi bıçaklanır. 

Malzeme ve irade Rusya Sefareti’nin Türkçe yazıp mühürlediği malzeme listesi ile anıtın inşaatında kullanılmak üzere Avrupa’dan getirilecek malzemenin gümrük muafiyetini sağlayan Sultan II. Abdülhamid’in iradesi. 

7 Haziran 1893 tarihli bir irade [BOA. İ.RSM. 1/48] ile Avrupa’dan getirilecek inşaat malzemesinin gümrük vergisinden muaf olması sağlanır. Malzemenin niteliğine bakınca çok maliyetli bir bina olduğu açıkça görülüyor. Büyük kısmı bağışlarla elde edilen, az miktarı Rus hükümetinin bütçesinden çıkan bir buçuk milyon rubleye mal olduğuna yönelik bilgiler vardır. Belgenin ekindeki Rusya Sefareti’nin Türkçe kaleme alıp, Türkçe mühür bastığı takrirde muafiyet istenen malzemenin listesi verilmiştir: 

1-Sekiz bin çuval içinde dört yüz ton kireç. 

2-Bin iki yüz fıçı içinde Portland çimento. 

3-Bir milyon tuğla. 

4-Altı yüz metreküp taş. 

5-On ton demir ve demir kiriş. 

6-On ton ham ve işlenmiş bakır. 

7-Elli ton dökme demir parmaklık. 

8-Sekiz ton mabet içinde kullanılacak tasvir ve ikonostas. 

9-Araba ve takımlarıyla beraber on iki beygir. 

10-Yarım ton kazma, kürek, çapa. 

Bütün aşamalarında titizlikle çalışan ekip bilhassa ince dekoratif süslemeleri en yetkin sanatçıların eline bırakmıştır. Böylelikle Rus sanatı açısından önemli bir eser ortaya konulmuş oluyordu. 

İstanbul girişinde Rus askerleri Rus ordusu Ayastefanos’ta (bugünkü Yeşilköy) kamp kurup, tarihinin en ağır şartlar içeren anlaşmalarından birini 3 Mart 1878’de Osmanlılara imzalattılar. Ruslar Çatalca’dan Yeşilköy’e kadar olan bölgede her köy ve yerleşim birimine asker yerleştirmişti. Küçükçekmece (altta) ve Safraköyü (bugünkü Sefaköy-en altta) civarında Rus askerleri. 

Anıtın açılışı ve yıkılışı 

Anıtın tamamlanması hedeflenenden bir yıl uzun sürdü. Henüz tamamlanmadan, bir kutsama töreni yapıldı. 1898’in Kasım sonunda biter bitmez açılış töreni hazırlıklarına başlandı. 18 Aralık 1898’deki törene Rus çarını temsilen Grandük Nikola, Osmanlıları temsilen Ahmed Ali Paşa katıldı. Birçok üst düzey asker ve bürokrat, uluslararası davetliler ve Slav dünyasının ruhban sınıfı da davetliydi. Osmanlı ve yabancı basın yanında Yıldız Sarayı fotoğrafçılarından Bahriyeli Ali Sami’nin de fotoğraf çektiği biliniyor. Sirkeci istasyonundan Florya’ya özel trenler kaldırıldı. Yapılan ayin ve okunan toplu ilahilerin ardından verilen kokteylle tören bitirildi. 

19. yüzyılın ilk yarısında Çavuşbaşı deresinin batısında çok miktarda Rum köyü ve nüfusu vardı. Rus ve Balkan savaşlarının ardından Rumeli’den gelen göçmenlerin Ayastefanos’tan ileriye İstanbul’a geçirilmemesi benimsendi. O civardaki birçok yerleşime iskân edildiler. 30 metrelik yüksekliği ile her yerden gördükleri, mağlubiyet ve acılarını sürekli hatırlatan abideye karşı hiç de iyi hisler beslemedikleri açıktı. Aynı şekilde İstanbul sakinleri de yapıldığı andan itibaren bu abideye “bir gün elbet elbirliğiyle yıkacağız” gözüyle bakıyorlardı. Osmanlının cihad çağrısı bu zemini hazırladı. 

Rusya 1 Kasım 1914’te Osmanlı devletine harp ilan etti. Osmanlılarda, 11 Kasım da Rusya ve İngiltere’ye savaş ilan etti. Üç gün sonra da bu ülkelere karşı cihad çağrısında bulundu. Cihad fetvası Fatih Camii’nde okunduktan sonra cemaatin bir kısmı doğruca abidenin başına geldi. Orada da birikmiş bir kalabalığı karşılarında buldu. Fatih Camii’nden çıkan grupla abidenin etrafında bekleşen muhacirler birleştiler. Kilise görevlileri ve muhafızlar zaten Rusya savaş ilan eder etmez orayı terketmişler, giderken maddi-manevi değerli objeleri de yanlarında götürmüşlerdi. Bomboş anıtın başında bir miting düzenlendi. Ortaya çıkan karar anıtın yıkılması yönündeydi. Kalabalık halk kitlesi kazma küreklerle tahribata başladı ama sadece zarar verdiler, anıt yıkılamadı. 

Ertesi günü yıkım için yine toplanıldı. Bundan sonrası için anlatımlarda farklılık olmakla birlikte, binanın dinamit kalıpları kullanılarak yıkıldığı kesindir. O zaman teğmen rütbesinde bulunan Bahri Doğanay’ın Tarih Dünyası dergisinin 1950 yılı 6. sayısındaki yazısına göre dinamitleyen de kendisidir. Mensubu bulunduğu 27. Süvari Alay Komutanı Binbaşı Hamid Fahri Bey’in emriyle çan kulesinin üst kısmındaki kemer ayaklarına yerleştirdikleri dinamitleri patlatmışlar, ama ancak külahını eğebilmişlerdir. O sıralarda İstanbul Emniyet Müdürü Bedri Bey’in engellemesiyle karşılaşmışlar, Binbaşı Hamid Bey’in sert çıkışıyla işlerini tamamlamışlardı. 

Bu anlatımın tam aksine bazı arşiv belgelerinde Bedri Bey’in İstanbul’un işgali zamanlarında Fransızlar tarafından yıkımın sorumlusu olarak arandığı ve soruşturulduğu görülmüştür. Eldeki belgeler kesin kanaate sahip olmamıza yetecek kadar doyurucu değildir. 

Bazı anlatımlara göre yıkım ve tahribat birkaç gün sürmüştür. Dinamit patlatma anını 300 metrelik bir bobinle filme çeken yedek subay Fuat Uzkınay, Türk sinema tarihinin ilk çekimini yapmıştır. Her ne kadar bu film henüz ele geçmediyse de, görüp izleyenlerin şahitliği itibariyle filmin varlığı şüpheden uzak bir gerçekliktir. Çan kulesindeki çan, bazı malzemelerle birlikte Askerî Müze’ye kaldırılmıştır. Günümüzde de müzede teşhir edilmektedir. 

Yıkıldıktan sonra arazi üzerinde belirli tasarruflar olmuş, enkazın kaldırılması Şehremaneti’ne çok pahalıya patlamıştır. Harbiye Nezareti’nin kullanımına tahsis edilince Şehremaneti bu parayı talep etmiş, ama “halk hareketiyle yıkılan bir binanı enkaz temizleme parasını Harbiye Nezareti’nin ödeyemeyeceği” cevabını almıştır. Bundan sonra askeriyenin kullanımıyla günümüze kadar gelmiştir. İstimlâk edilip edilmediğini, mülkiyet durumunu tapu kayıtlarından maalesef araştıramadım. 

İlk Türk filmi Ayastefanos Anıtı’nda dinamit patlatma anı, yedeksubay Fuat Uzkınay’ın Türk sinema tarihinin ilk çekimi sayılan filminde mevcut. Bu film henüz ortaya çıkmadıysa da, görüp izleyenlerin şahitliği itibariyle şüpheden uzak bir gerçek. 

Aynı günlerde Beykoz’da 1833 yılında dikilen “Moskof Taşı” da Vaniköyü’ndeki Rehber-i İttihat Mektebi talebeleri ve hocaları eliyle imha edildi. Brest-Litovsk Anltaşması’nın ardından Kars’a giren Türk ordusu ilk iş olarak 1877- 78 savaşının ardından dikilen anıtı yoketmiştir. 25 Nisan 1918 tarihli Donanma mecmuasında haberi yapılmıştır. 

Yazımızın sonunda tarihten günümüze ani bir sıçrama yaparak Türk-Rus Dışişleri Bakanlarının 3 Aralık 2012’de İstanbul’da imzaladıkları anlaşmaya gelelim. Buna göre iki ülke karşılıklı olarak kendi topraklarında inşa edilmiş anıtlar, anıtsal yapılar ve mezarlıkları inşa ve restore edebilecektir. Türkiye’nin Krasnoyarsk’taki abidesi ile Ayastefanos ve Kars abidelerini aynı kefeye koyan bu anlaşma, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak 8 Mart 2017 tarihinde, yani geçen ay başında 6773 numaralı kanun olarak yürürlüğe girdi. 

Rus anıtlarının tekrar inşa edilip edilmeyeceğini önümüzdeki günler gösterecek.

(Makalenin hazırlanmasında çalışmalarından yararlandığım Ertunç Denktaş, Roni Marguiles ve Fatma Ürekli’ye teşekkür eder, Reşad Ekrem Koçu ile Bahri Doğanay’a rahmetler dilerim)