Aklımda kaldığı kadarıyla dünyanın yuvarlak olduğuna dair fikirler binlerce yıldır var. Aristo dünyanın çevresiyle ilgili (bugün saptadığımızın 1.5 -2 katı) bir bilgi de veriyor. Bilgi veriyor lakin hesabı nasıl yaptığını göstermediği için Aristo’ya gidiş yolundan puan veremiyoruz. Ama 3-C’den Eratostenes, hem gidiş yolunu gösterdiği hem de sonucu sadece 66 kilometre farkla bulduğu için coğrafya dersinden takdirle geçiyor. Zaten kendisi coğrafyanın da kurucusu olduğu için geçsin artık. 

Gerçek, netameli bir mesele. 20. yüzyıldan beri hiç kimsenin gerçeği değer yargılarından, bakış açısından bağımsız olarak yansıtamayacağını az çok kabullenmiş durumdayız. Tabii bunun belli sınırlar içinde olması gerektiğini düşünebilirsiniz ama “sınır” çizmeye kalkınca iş karışıyor. Yine de soykırım inkarcılığı, Auschwitz’in hiç var olmadığını, Romalıların uzaya gidip geldiğini iddia etmek falan mesela, bu görünmez, çizilmemiş sınırlara tosluyor, hayatınızın geri kalanına Erich von Däniken ya da Mahmud Ahmedinejad olarak devam ediyorsunuz. 

Bu tabii yalnız tarihle değil, hemen her tür bilgiyle ilgili. En son gazetecileri vurdu mesela: “Fake News, Fake News” derken, insanlar beğenmediği her habere yalan haber demeye başladı. Diğer yandan yalan olduğu çok belli haberler de hiçbir kontrol mekanizmasının bulunmadığı yeni mecralar sayesinde hızla yayılmaya başladı. İddia o ki, bu kontrolsüz yalan haber mekanikleri de yine bazı gruplar tarafından kurulan troll merkezleri aracılığıyla yönlendiriliyor ve yalan haberle kamuoyu oluşturularak, örneğin Amerika Birleşik Devletleri’ndeki seçim sonuçları bile etkilenebiliyor. 

Bunun siyasi boyutuyla ilgili kafası çalışanlar kalem oynatıyor, benim o topa girmeme gerek yok. Ama bunlar, bir süredir çocuksu bir merakla yakından takip ettiğim bir grupla yakından ilgili görünüyor; bakın böyle abur-cubur konularla ilgili gönül rahatlığıyla yazabilirim işte. 

Aklımda kaldığı kadarıyla bize ilkokulda dünyanın yuvarlak olduğuna dair verilen başlıca kanıtlardan biri, bir geminin ufukta kaybolurken önce gövdesinin, en son da direğinin gözüktüğüydü. Yine aynı kitaplarda, eğer yanılmıyorsam Macellan’ın dünyanın yuvarlak olduğunu ispatladığı yazardı (Evet Magellan değil Macellan çünkü bizim zamanımızda bazı insanların isimleri okunduğu gibi yazılırdı, sonra bir ara isimleri orijinal dilinde yazıldığı gibi yazmaya başladık ama o isimler kullanılarak adlandırılmış yer adlarını yine okunduğu gibi yazdık. Ünlü Amerikan generalinin adı George Washington diye yazıldı ama aynı adı taşıyan kent ve eyalet Vaşington olmaya devam etti. Bence burada durmalıydık ama son yıllarda niyeyse o da Washington oldu ki ben de buna anlam veremiyorum doğrusu ve Münih’i München, Marsilya’yı Marseille, İsveç’i Sverige yapacağımız günü iple çekiyorum). Yok, konuyu dağıtmıyorum, hepsi birbirine bağlı aslında. 

Dikkat ettiyseniz bize öğretilende bir saçmalık vardı: Dünyanın yuvarlak olduğu sahilde oturup bir gemiye bakarak anlaşılıyorsa, neden Macellan bunu “ispatlayana” kadar binlerce yıl beklemişler ki? Böyle bir şey yok tabii ve aslını isterseniz insanoğlu uzun yıllardır neredeyse hiçbir zaman dünyanın düz olduğunu da düşünmemiş. 

Aklımda kaldığı kadarıyla dünyanın yuvarlak olduğuna dair fikirler binlerce yıldır var ve eğer yanılmıyorsam Aristo dünyanın çevresiyle ilgili (bugün saptadığımızın 1.5 -2 katı) bir bilgi de veriyor. Bilgi veriyor ama hesabı nasıl yaptığını göstermediği için Aristo’ya gidiş yolundan puan veremiyoruz; ama 3-C’den Eratostenes, hem gidiş yolunu gösterdiği hem de sonucu sadece 66 kilometre farkla bulduğu için coğrafya dersinden takdirle geçiyor. Zaten kendisi coğrafyanın da kurucusu olduğu için geçsin artık. Ama Aristo’nun dünyanın çapıyla ilgili tahminde bulunması ve Eratostenes’in oturup bunun hesabını yapması dünyanın yuvarlak olduğu fikrinin evvel eski varolduğunu gösteriyor. 

Yalnız tarih hep aynı doğrultuda ilerlemiyor, işin iniş-çıkışları var, Roma’nın hidrolik mühendisliğinde dünya lideri olup şehirlerini su kemerleriyle, kanalizasyon sistemleriyle donatmasının ardından, Avrupalı kardeşlerimize resmen kal geliyor ve hepsini yüzlerce yıllığına unutuveriyorlar. Ama dünyanın yuvarlak olduğu bu unutuşlardan biri değil. Eğer aklımda doğru kaldıysa, dünyanın tepsi gibi düz olduğunu ileri sürenlerin sayısı, “Ortaçağ karanlığı”nda bile fazla değil. Ha evet, başta Cizvitler, çoğu güneşin dünya etrafında döndüğünü ve dünyanın merkezde olduğunu zannediyor ama tepsiciler bayağı azınlıkta diye biliyorum. 

Cansın Çağlar

Ama şimdi, dünyanın yuvarlak olduğunun kayda geçirilmesinden yaklaşık 2500 yıl sonra, 2019 yılında, dünyanın tepsi gibi düz olduğuna inananların oranı ilk defa bu kadar fazla. Düz dünya derneği galiba 1950’lerde kurulduğuna göre, bunların son yıllarda orta çapta bir ülke kuracak kadar büyümelerinin başlıca sebebinin internet olduğunu söyleyebiliriz herhâlde. Bu da dönüyor dolaşıyor, en başta bahsettiğimiz görünmeyen sınırlara dayanıyor. 

Hiçbir kontrolün, filtrenin olmadığı mecralarda dörtnala giden düz dünyacılar bugün dünyada milyonlarca insanı aya hiç gidilmediğine, NASA’nın masonik bir komplo falan, dünyanın da tepsi gibi düz olduğuna inandırmış durumda. 20. yüzyıl filozoflarının gerçeğin tanımına dair böyle artistlikler yaparken bu kadarını beklemediklerine eminim ama, başta tarihsel tüm bilgileri “herkesin söylediği biraz doğru/herkesin söylediği biraz yanlış” noktasına getirdiğinizde önce dünyanın düz olduğunu savunanlar etrafınızı iyice saracak; onları aşı karşıtları izleyecek ve kimileri yıllar sonra Martin Niemöller misali “Önce düz dünyacılar geldi, post-modernist olduğum için gerçeğin sosyal bir icat olduğuna inanıyordum, umursamadım; şimdi kimseyi benim etimin yenmeyeceğine inandıramıyorum” diye şiirler yazacaklar.