13. yüzyılda yazılan Moğolların Gizli Tarihi’nde, “kırat” binene yardımcı olur, ona güç verir. At rengi olarak kır, genellikle Batı dillerine beyaz veya gri olarak çevrilmiştir. Öte yandan kültürdeki “kırat”a aşina olmayanların bu amblemi “beyaz at” olarak algıladıkları görülmüştür. Çeviriler sadece kelimeleri, deyimleri ve cümleleri aktaran değil aynı zamanda kültürel derinlikleri aksettiren ifadelerdir.
Alan Goa adlı kadının ışıktan hamile kalması hikayesi, bir bakıma Moğolların Gizli Tarihi’ndeki yaradılış efsanesidir. Alan Goa’nın 3 oğlu olur. Bunların en küçüğü, bir anlayışa göre “boyun atası” anlamını taşıyan Bodonçar’dır.
Annelerinin ölümü üzerine iki ağabey, Bodonçar’ın “abdal” (ermiş) hâlini aptallığa yorarak ona sıska bir at bırakır (§24). Ancak ağabeyler bu atın bir “kırat” (shingqula) olduğundan bihaberdir. İşte bu kıratın kutsallığı Bodonçar’a yardımcı olur, güç verir. Bu sebepten de özellikle Çince kaynaklarda bozkır halklarının törenle kurban ettikleri atların “kırat” olduğuna dair birçok pasaj vardır.
Ancak Çincede at rengi için kullanılan “kır” sıfatı yoktur; onun için de “bai”, yani “ak, beyaz” kullanılır. Aynı durum İngilizce için de geçerlidir. Ancak Türkçeye çeviri yapan Ahmet Temir hem kendisi İç Asya tarih ve kültürüne vakıf olduğu hem de hocası E. Haenisch’in Almanca çevirisine dayandığı için “kır at” tabirini kullanır. Burada iki husus dikkati çekmektedir. Birincisi Temir’in her iki kültüre aşina olması; ikincisi ise Almancada da bugün neredeyse kaybolmuş olan “kırat” karşılığı “Schimmel” sözcüğünün bulunmasıdır.
Türkçedeki “kırat” da “Schimmel” gibi zaman içinde erozyona uğramış görünüyor. Bu kelime TDK Güncel Türkçe Sözlüğü’nde iki ayrı kelime olarak, “kır” sözcüğüne bir örnek vermek için kullanılmış görünüyor. Ancak kır sözcüğünün karşılığı olarak verilen “ak ile az miktarda karanın karışımından oluşan renk” açıklaması, neden bu kelime üzerinde durmak gerektiğine işaret ediyor. At rengi olarak kır, genellikle Batı dillerine beyaz veya gri olarak çevrilmiştir. Başkurtçada da “kırat” için eskiden “kır” sıfatı kullanılırken artık “kök at” tabiri kullanılmaktadır. İşin ilginç yanı Moğolların Gizli Tarihi’nin Çince lügatçesinde de “kırat” (shingqula) “beyaz at” veya “kök at” olarak açıklanmıştır.
Aslında çeviri, çevrilen dilde konuşan okuyucu okuyabilsin diye yapılır. Ancak çeviride kimi zaman birçok şey de kaybolmaktadır. Buna en güzel örnek Moğolların Gizli Tarihi’nin (13. yüzyıl) İngilizce çevirilerindeki “kırat” kelimesidir (şimdiye kadar İngilizceye yapılmış üç çeviriye bir yenisi de katılacak). Bunlardan F. W. Cleaves çevirisi (1982), 17. yüzyıl İngilizcesi (King James) ile olduğu için bugünkü okuru yorar ve genellikle tercih edilmez. Bu çeviri, özellikle eserin ait olduğu kültürün inceliklerini aksettirmek ve okuyucu-araştırmacıyı bu konularda düşündürmek için de yapılmıştır; dolayısıyla okuyan, asıl metnin havasını kısmen de olsa hissedebilir.
Hikayenin kültürel nüansları aksettiren ifade şekliyle kendini gösterdiği Cleaves çevirisi, Paul Kahn tarafından sadeleştirerek “roman gibi” okunur hâle getirilmiştir (1984). Uyarlama diyebileceğimiz bu çeviriyle konuyu bilmeyenlere bir ufak pencere açılır. Zaten metin düşünmeniz için değil, çabucak okunarak Moğollar hakkında hiçbir şey bilmeyenlerin bir fikir edinebilmesi için hazırlanmıştır. Bu açıdan ABD’de lisans öğrencilerine çoğunlukla bu metin verilir. Bu eserlerde “kırat” ya gri ya da beyaz at olarak karşımıza çıkar; zira anglo-sakson kültüründe “kırat”ın özel bir yeri yoktur.
De Rachewiltz çevirisi (2004) ise çok daha kolay okunur bir İngilizce ile yazılmıştır; ayrıntılar kitabın 2. cildindeki dipnotlarda gizlidir. Notlara bakmadan okuduğunuz zaman hikayeyi takip etmeniz mümkün olur.
“Kırat”ın bu güç veren efsanevi özelliği onun Türkiye’de parti amblemi olarak kullanılmasına yolaçmış ve hatta “kırat” ambleminden dolayı Demokrat Parti halk ağzıyla “demirkırat” şeklini almıştır. Daha sonra aynı “kırat” Doğru Yol Partisi’nin de amblemi olmuştur. Öte yandan kültürdeki “kırat”a aşina olmayanların bu amblemi “beyaz at” olarak algıladıkları görülmüştür. Aslında siyasi partilerin “kırat”ı amblem olarak kullanmaları bizler için onun kutsallığına ve gücüne bir göndermedir. “Kırat”ların en bilineni Köroğlu’nunki ise, bu atın varlığı çok eski efsanelere dayanmaktadır (ntv tarih, sayı: 13).
Görüldüğü gibi çeviriler sadece kelimeleri, deyimleri ve cümleleri aktaran değil aynı zamanda kültürel derinlikleri aksettiren ifadelerdir. Böyle bir çeviriyi okuyan “kırat”ın tarihçesini bilmese bile bu atın gizemini, kutsallığını ve gücünü hisseder; hatta duyar. İşte bilmeden bilme, anlama hissini veren bu kültürdür.