Çinggis Han 1206’da devlet düzenini kurarken kendi yakın çevresini ödüllendirir. Moğolların Gizli Tarihi’nde hikayeleri anlatılan 20’den fazla kişinin neden ödüllendirildiğini veya öldürüldüğünü sebepleriyle öğreniriz. “Yapılan bir işlemin doğurduğu sonuçlar” kavramı Moğol halk kültüründe yaşamaya devam eder. Sonuç kadar süreç de önemlidir.

Bizler bugün bir tarih eserinden hatta bir des­tandan bile verdiği bilgiler açısından yarar­lanırız. Aslında bilgiler unutulabilir; eserin bilgilerin ötesinde zihnimizde ve gönlümüzde bırak­tığı tat ise kalıcıdır; eserin veya destanın ömrü bu tat ile ilgilidir. Örneğin Çin’in en büyük yayınevi ne zaman darda kalsa MÖ 2. yüzyıla ait ilk resmî tarih eseri Tarihî İlmekler’in (Shiji) süslü yeni bir baskısını yaparak açığı kapatır. İçi bilgi dolu diğer 23 resmî tarih böyle bir rağbet görmez.

Bu açıdan bakınca Moğolların Gizli Tarihi böyle “lezzet­li” bir eserdir. Türkçeye Prof. Dr. Ahmet Temir tarafından 1948’de kazandırılmış olan ve aslında Çinggis Han ve ataları­nın maceralı hayatlarının dedikodusu gibi de algılanabilecek olan bu eser Türkçede pek yaygın bir okuyucu kitlesine ka­vuşmuş sayılmaz.

Bugün bu eserin elimizde olan orijinal nüshaları Çince imlerle yazılmıştır; örneğin Çinggis adı, Çince “Cheng Ji Si” şeklinde karşımıza çıkar. Bugün çevirilerini kullandığımız bu nüsha 15.-17. yüzyıllarda Çin bürokrasinin tercüme büro­sunda kullanılıyordu. 19. yüzyılda “keşfedildikten” sonra eser Çince imlerle basılmış ve ondan sonra da bilginler Çince im­lerden hareketle Moğolca metni oluşturmak için uğraş ver­mişler ve çeviriler yapmışlardır.

Destansı mahiyette bir eser olan Moğolların Gizli Tari­hi’nin orijinal nüshaları Çin bürokrasinin raflarında kalmış değildir. Aslında eser Moğollar açısından bir tarihyazım ge­leneği oluşturduğu gibi, sözlü geleneklerden de dizeler içe­rir. Bu tarihyazım geleneği Çinggis Han’ın göçebe halkları “Mongğol ulus” adıyla bir bayrak altında toplaması hakkın­daki tarihsel bilgileri ve kendi döneminin askerî başarıları yanında bize o zamanın eskiden beri varolan veya değişen değerlerini de yansıtır. Değişen değerler arasında sadakat ve emre itaat gelmektedir. Evvelce ayakları ile oy veren kabile efradının artık ordu içinde belli onluk (manga), yüzlük, bin­lik ve onbinlik (tümen) birimler içinde yer alması ve kendi ihtiyarları ile yerlerini terkedememeleri, yeni düzenin (yasa) en önemli değişiklikleridir.

Tarihyazım geleneği açısından bakınca sonradan yazı­lan eserlerin salt Çinggis Han üzerinde odaklanmadıkları, özellikle birinci hanımı Börte’yi yücelttikleri görü­lür. Dolayısıyla bu eserle aynı temaları ele alırken, özellikle kadınlara verilen önemin farklı bir şekil­de ağırlık kazandığı görülür. Genelde Mongolistler bu eserin 17. yüzyılda gelişen tarihyazıcılığına nasıl yansımış olduğu konusunda çalışmalar yürütmüşler ve pozitivist bir yaklaşımla özellikle hangi pasajların Gizli Tarih’ten alındığı üzerinde durmuşlardır. Sonra­dan yazılmış eserlerin esin kaynağı Gizli Tarih olsa bile, öz­nelerin ağırlığının değişmesi bize Gizli Tarih’te gördüğümüz öğretilerin ve değerlerin bireyler için ne ifade ettiği sorusunu akla getirir. 16. yüzyılda Moğollar arasında Budizmin yaygın­laşmasına rağmen, halk arasında yüzyıllar boyunca yaşayan değer ve öğretilerden hangilerinin öne çıktığına bakmak bizi bu konuda aydınlatabilir.

Çinggis Han 1206’da devlet düzenini kurarken kendi yakın çevresini ödüllendirir. Moğolların Gizli Tarihi’nde bu ödüllen­dirmelerle ilgili olarak bu kişilerin evvelce ne yapmış oldukları ve hizmetleri karşılığında kendilerine ne ödül verildiği ayrın­tılarıyla anlatılır. Baştan beri Çinggis Han’ın yanında bulun­muş ve zorluklara karşı birlikte göğüs germiş olan yakınları ile ilgili hikayeler ve bu kişilerin yeni düzen içindeki konumları, daha sonraki tarihyazımında da anlatımda ufak-tefek değişik­liklerle karşımıza çıkar. Bu kişilerden biri de örneğin Bo’or­çu’dur. Çinggis Han (§ 205): “Atlarım çalındığında ‘yardıma muhtaç olan bir kimseye yardım edeyim’ diyerek, babana bile haber yollamadan […] benimle hareket etmiştin. […] sonunda hayvanları kovalayıp götürmüştük. […] Sen o zaman hangi dü­şüncelerle bu iyiliği yapmıştın? Hayır, sen ancak kahraman­lık düşünceleriyle benimle dost olmuştun” diyerek Bo’orçu’ya dokuz defa cezadan muaf olma hakkını ve Altay tümenlerinin kumandanlığını verir. Burada (§203-224) hikayeleri anlatılan 20’den fazla kişinin neden ödüllendirildiğini; cezalandırılanla­rın da niçin öldürüldüklerini sebepleriyle öğreniriz (§200).

“Yapılan bir işlemin doğurduğu sonuçlar” kavramı Moğol halk kültüründe yaşamaya devam eder; bugünkü Moğolcada “sonuç ve devamı” (ür dağabar) sözcükleri ile ifade edilir. Kı­sacası sonuçla iş bitmez; sonuç, doğurduğu diğer durumlarla beraber mütalaa edilir. Öyle anlaşılıyor ki göçebe kültürü ya­şatan Moğollarda sonuç kadar süreç de önemlidir.