Özellikle kuzeydeki göçebe halklar önce derin çukurlar kazar, gıda maddeleri ve ticaret mallarını bunların içinde saklardı. “Ora/oro” adı verilen bu çukurlar, ticaret yollarının kontrolü ve konaklama açısından kritik, stratejik öneme sahipti. Bu yeraltı ambarları, Uygurlardan sonra Moğolların başkenti Karakurum’a giden hatlarda karşımıza çıkmaktadır.

İSENBİKE TOGAN

Yolculuklarda mola, hepimizin ihtiyaç duyduğu bir olgudur. Anadolu’daki Selçuklu kervansarayları tüccarların mola verdikleri yerlerdi. Özellikle 12-13. yüzyılda yapılmış olan kervansaraylar muhteşem yapılar olduğu için, kervansaray kelimesini kervanlar için yapılmış saraylar gibi algılarız. Öte yandan saray kelimesinin bazı Türk dillerinde ve Rusçada “ahır, depo” anlamında da kullanıldığını düşünecek olursak, bu yapıların yalnız mola verme yeri değil aynı zamanda tüccarlar için depo işlevi de gördüğünü anlayabiliriz. 

Başkurtların bır kısmı, hayvanların kalması için evin yanına ahşap veya dallardan örülerek oluşturulmuş yapılara-depolara “saray” der. Bu açıdan Altınorda-Saray şehrini, içinde Dolmabahçe gibi saraylar olan bir şehir olarak değil de hem hanların ordasının bulunduğu yer hem de ticaret mallarının, daha doğrusu hazine gibi kıymetli şeylerin deposu olarak algılayabiliriz.  Özellikle kuzeydeki göçebe halklar önce derin çukurlar kazar, gıda maddeleri ve ticaret mallarını bunların içinde saklardı. Bu çukurlara verilen “ora/oro” adı Uygur vesikalarında görülür. Kazmak karşılığı olan “or-” fiilinden gelen bu kelime halen Kırgızlar ve Başkurtlar arasında aynı anlamda yaşamaktadır (H. Şirin).

Hududülalem adını taşıyan coğrafi eserde (10 yüzyıl), kendilerinden Dokuzoğuz diye bahsedilen Uygurlardan (744-840) misk, kara-kızıl-yollu tilki kürkü, gri sincap kürkü, samur cinsleri, gelincik kürkü,khutu” boynuzları ve yak tüyleri geldiği belirtilir. Uygurların kuzeyindeki Kırgızlardan da İslâm dünyasına misk, değişik kürkler, “khadang-khalanc” denilen denilen ahşap ve “khutu” boynuzundan yapılan bıçak sapları geliyordu. Bu tür malzemelerin yol boyunca “ora/oro”larda saklandığını düşünebiliriz. Şeyh Süleyman Efendi “ora”yı “ambar-ı zemin” diye açıklamış (Radloff 1888, I:1048b). Ticaret yolları boyunca dizilen bu yeraltı ambarları, Uygurlardan sonra Moğolların başkenti Karakurum’a giden hatlarda karşımıza çıkmaktadır. Hatta bu yeraltı ambarlarının denetçisi olan kişiye “oraçı” deniyor ve bunlar hazineci gibi önemli bir mevkiye sahip oluyordu (Qiu Yihao).

Aynı terimi kullanan bugünkü Kırgızlarda da “oro”lar bir insan boyundan derindir. Kuzey taraflarına göre daha sıcak olan Kırgızistan’ın güney taraflarında ise soğuk bir ortam yaratabilmek için bu ambarlar beş metre derinliğe kadar iner. Yazın yapılan kımız bile bu “oro”larda uzun zaman saklanabilir. Kımız için “oro”nun dibine konulan kımız tulumunun etrafına nehirlerden toplanan “saltaş” denilen bir taş diziliyor; bu taş yerden soğuğu çektiği için buzdolabı gibi bir ortam yaratılmış oluyor. Saklanmak istenen maddelerin üstüne bir dikey kütük (türkük) ve birkaç yatay kütük (bakan) konuluyor, böylece sanki ızgara gibi bir satıh oluşuyor; bunu üzerine de sığır derisi seriliyor, onun üzeri de toprakla örtülüyor (Ö. Abraimov).

Başkurtlarda ise aynı iş için “mögerep” denen bir çukur kazılır ve derinlik ihtiyaca göre değişir. Saklanmak istenen maddeler çukurun içine konduktan sonra üstü saman, sonra toprakla örtülür. Tam bir yeraltı ambarı konumunda “mögerep” havalandırma borusu ve bağlantılı depoları da olabiliyor. Bu depolarda yaz-kış patates ve diğer sebzeler de saklanır (Ahat Salihov). Patates bizde Erzurum’da da 2 metre derinlikteki çukurlarda saklanır ve bunlara “kartol çukuru” denir.

Kaşgarlı Mahmud bu yeraltı ambarlarından “buğday, turp gibi gıda maddelerin saklandığı çukur” diye bahseder. Hududülalem’in bize verdiği bilgiler ışığında tarihte Kırgız ve Uygurların bu yeraltı ambarlarını yiyecekten çok Sudanlı Şukriyeler gibi (#tarih, sayı: 69) ticaret emtiası için kullandıklarını düşünebiliriz. Ticaret yolları üzerindeki yeraltı ambarlarının korunması gerektiği için de, bunların bulundukları yollar ve yolların geçtiği toprak üzerinde sahibiyet ve hakimiyetin önemi ortaya çıkmıştır. Tarihte Uygurların bu hatlar üzerinde yerleştiklerini ve çeşitli yeraltı veya yerüstü ambarlarla kendilerine “mola” verme imkanı yarattıklarını da görebiliyoruz.

.