Eğer aklımda yanlış kalmadıysa, Atinalılar diğer medeniyetlere nazaran karşılaştıkları sorunları halka başvurarak çözme eğiliminde olan arkadaşlar. Öncesini bilmiyorum ama aklımda kaldığı kadarıyla her önemli meselede “Halka soralım!” nidalarının yükseldiği yer, daha çok Atina. 

Spartalılar mesela çok öyle değil diye biliyorum. Daha önce de bir-iki kere bahsettiğimiz gibi (bahsetmişizdir herhâlde, otuz üç yazı arasında bir yerlerde) bu Atinalılar ve Spartalılar birbirlerinden pek hoşlanmıyor, sürekli kapışıyorlar. Bu savaşların en ünlülerinden biri de üstadımız Thucydides’in ünlü eserinde işlediği Peloponez Savaşı. Uzun yıllar süren bu savaşın dönüm noktalarından biri de Arginusae Deniz Muharebesi. 

Efendim millattan önce beşinci yüzyılın sonlarına doğru bizim Dikili’nin açıklarında Spartalılar ve Atinalıların filoları savaşıyorlar. Atinalılar hiç beklenmedik bir zafer kazanıyor ve o kadar seviniyorlar ki savaşta görev yapan kölelere vatandaşlık veriyorlar falan filan. Ha ama dananın kuyruğu filo Atina’ya dönerken kopuyor: Orasını tam hatırlamıyorum, fırtına mı kopuyor, son anda bir Sparta saldırısı mı oluyor, ne oluyorsa iki düzine kadar Atina gemisi batıyor, gemilerden kurtulanlar da denizde yardım bekledikleri hâlde, amiraller Karayip Korsanları gibi davranarak “geride kalan, geride kalmıştır” diyerek adamları denizde bırakıp yollarına devam ediyorlar. 

Artık her nasılsa bu hadise Atina’da öğrenilince kızılca kıyamet kopuyor. Amiraller kendilerini savunuyor hatta kurtaracak gibi de oluyorlar ama, şimdi burada iki düzine geminin mürettabatından bahsediyoruz. 

Tabii bu işin görünen yüzü. Arka planda bu ailelerin acılarından ve de Atinalıların kızgınlığından yararlanarak gücünü artırmak isteyen bir takım Atinalı politikacılar var ve derhal amirallerin bölücülükten, vatan hainliğinden, paralel devlet kurmaktan falan yargılanmasını istiyorlar. “Yahu bu anayasaya aykırıdır, böyle iş olmaz” diyen mebus da çıkıyor çıkmasına ama, galiba onları da “Bak sizi de atarız içeri ha” diye tehdit ediyorlar; bütün muhalefet susturulmuş oluyor. Yargılanma dediysek, kısaca halka “Bu adamlar suçlu mu değil mi?” diye sormak şeklinde oluyor, bir tür jüri sistemi anlayacağınız ama aklımda yanlış kalmadıysa bütün halk jüri, yani bir nevi referandum. 

Ama amirallerin şansına bakın ki, yargılanacakları gün bu seçim kararını vermekle görevli kişi -artık meclis başkanı gibi bir şey herhâlde- ünlü filozof Sokrates. Sokrates akîl adam olduğu için “Yahu hele bir soluklanın, ne oluyor” diye amirallerin yargılanmasını engelliyor. Ama Osmanlılarda olduğu gibi Atinalıda da oyun bitmiyor ve politikacılar türlü goygoy ve ayak oyunuyla en sonunda amirallerin kaderini halka sormayı başarıyorlar. 

Bu esnada tabii resmen Sokrates dışında bütün politikacılar, halkın önüne yağlı urganlar atıp “Asmayıp da besleyelim mi, asalım, keselim, siz isterseniz idam edelim” diye goygoy yapmaya devam ediyor. Yani şimdi burada amiralleri savunacak değilim, dosyayı incelemedim, iddianameyi okuma fırsatım olmadı ama, bana sorarsanız Sokrates haklı gibi. Zira savaş henüz bitmiş değil, kazanılan sadece bir muharebe ama, herhâlde kimse benim gibi düşünmüyor olacak ki halkın çoğunluğunun oylarıyla amirallerin asılmasına karar veriliyor. 

Ha nedir, en başarılı amirallerini kendi eliyle asan Atinalılar, resmen Alper Potuk’u Fenerbahçe’ye satan Eskişehirspor gibi hüsrana uğruyor; Antik Yunan liginde küme düşerek Spartalıların hegamonyası altına giriveriyor. 

Bugün tabii antik Yunan tarihçilerini saymazsak, Sokrates dışında bu goygoycu politikacıların hiçbirini tanımıyoruz, bilmiyoruz. Akidedes desem başım ağrımaz, “Hadi lan akide şekerinden uydurmuşsun” diyen çıkmaz. Bilemiyorum ama bunda da ayrı bir hikmet var gibi geldi bana.