Padişahın güç gösterisi

Toplu hâlde avlanmak, tarih boyunca hükümdarlar tarafından bir talim fırsatı olarak görüldü; ayrıca gündelik hayatın monotonluğundan kurtulmak için de eşsiz bir yoldu. İran ve Yakındoğu geleneklerinde hükümdar daima görkemli bir avcı görünümündeydi. Eski Türklerde avın yeri mukaddesti. Osmanlılar avlanma işlerini tüm ayrıntılarıyla teşkilatlandırdılar ve resimli hüner kitaplarında maharetlerini gururla anlattılar.

Orhan Gâzi’nin ağır topuzu Hünernâme’nin, kendisinden iki buçuk asır önceki bu padişaha dair betimi tarihî bir belge değeri taşımasa da Osmanlıların kurucusunun 16. yüzyıldaki imgesini ilk elden gösteriyor. Padişah, ağır bir topuzu kaldırıp dizlerinin üstünde tuttuktan sonra yere bırakmış (Lokman, Hünernâme I, resimleyen Osman ve ekibi. TSMK, H. 1523).
 ‘Sultanım, harikasınız!’ Bu başarıdan sonra padişahın sağındaki bir vezir başparmağını yukarı kaldırarak bir jest yapıyor. Acaba bu el hareketi 16. yüzyılda bugünkü anlamına benzer olarak bir beğeni işareti olarak mı kullanılıyordu? Bunu yazılı metinlerle destekleyemiyoruz; ancak yine sportif başarılar ve durumlarda bu jesti görebildiğimiz en az iki minyatür daha var.

Ordu, barış zamanında organize edilen ve binlerce askerin katıldığı sürek avlarında manevra kabiliyetini geliştiriyordu. Hatta padişahın bu avlarda saray kurallarının katılığının dışına çıkarak yakın adamlarıyla yoldaşlık ve dostluğunu pekiştirdiği düşünülür. 11. yüzyıl itibarıyla Türk ve Müslüman dünyasında sürek avları vazgeçilmez bir etkinlik hâline gelmiştir.

Osmanlı sarayında şikâr (av) ağaları protokolde önemli bir yer tutuyordu. Çorlu, Istranca Dağları, Kâğıthâne, Üsküdar ve Sarıyer, av etkinliklerinin sık yapıldığı alanlardı. Avlanmak için doğuştan avcılardan; doğan, şahin ve kartal gibi yırtıcıların içgüdülerinden faydalanılıyor, sadece av köpeklerinin bakımı için samsoncubaşı, turnacıbaşı, zağarcıbaşı gibi Yeniçeri memuriyetleri tahsis ediliyordu. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa gibi av yolunda can verenler de oldu; IV. Mehmed gibi av tutkusuyla nam salıp kendisine “Avcı” lakabı verilenler de.

Padişahın güçlü-kuvvetli bir hüner sahibi ve karizmatik bir lider olarak imgesi, kaydedilmeye değerdi. Bu sebeple 16. yüzyılda Seyyid Lokman, şahnâme tarzında Hünernâme isimli iki ciltlik eserini verdi. Nakkaş Osman ve ekibi ise bu eserin her iki cildini de gerçekçi bir üslupla resimlediler. Burada Oğuz destanları, Kayı boyunun Anadolu’ya gelişi gibi diğer olaylardan başlanarak Kanûnî’ye kadar olan padişahların zaferleri, övülesi kişisel özellikleri ve av becerileri betimlenir. Daha başka minyatürlü kitaplar içerisinde de av sahneleri yer aldı. Sanat tarihçisi Tülay Artan’a göre av, padişahın imgesini yaygınlaştırmanın ve pekiştirmenin bir yoluydu. 

Sultan Murad’a bir takdir Sultan II. Murad 1444 Varna Muharebesinde mağlup ettiği Macar komutanının miğferini bir kılıç darbesiyle parçalar. Bu hüner gösterisi karşısında solundaki bir paşa yine aynı beğeni jestini yapıyor (Hünernâme I). 
Güreş sahası 1582 Atmeydanı şenliklerinde iki güreşçi mücadele ediyor. Hakem, bir onay jesti yapıyormuş gibi görünüyor (İntizâmî Surnâmesi, TSMK, H. 1344). 
Yavuz öldürüyor I. Selim, beyaz bir kaplanı tek gürz fırlatışıyla öldürüyor (Hünernâme I). Dönemin tanığı Müderris (sonradan şeyhülislâm) Kemalpaşazâde’ye göre Sultan, ağabeyi Ahmed’in son mukavemetini kırıp iç karışıklıkları yoluna koyunca Edirne’de av eğlencesine çıktı. Bu yolla muhtemelen zihnî yorgunluğunu gidermek istemişti. “O diyarın kenarları avlanmaya müsait olduğundan oraları çok severdi. O kış (1513) orada oturup bazen eğlenerek yiyip içti (ayş u işret etti), bazense avlandı”. 
Muhteşem bir av Kanûnî Sultan Süleyman avda, kara bir boğayı okuyla vururken… Saray görevlileri, zağarcılar ve kuşçular hizmetine hazır hâlde betimlenmiş (Lokman, Hünernâme II, resimleyen Osman ve ekibi. TSMK, H. 1524). 
Vakit olmadığında hüner göstermek Eğer avlanmak için yeterli zaman yoksa şehir etrafında biraz at sürmek veya meydanlara inip hüner göstermek iyi gelirdi. Burada Fâtih Sultan Mehmed Atmeydanı’ndaki (bugünkü Sultanahmet Meydanı) Yılanlı Sütun’a topuz fırlatıyor. (Hünernâme I). Bu andan sonra yılan başlarından birinin alt çenesi kırık kalacaktır. Minyatürde padişaha doğru el jesti yapan papaz, sütunların şehri haşerelerden koruyan birer tılsım olduğunu anlatmaya çalışıyor. Evliya Çelebi, bu olayı II. Selim’e atfetse de sütunun çenesi kırıldıktan sonra şehri haşerelerin bastığından söz eder.