İktidar sahiplerinin cömertliklerini göstermek için para saçmaları, Türk tarihinde sıkılıkla görülen bir gelenek. “Hân-ı yağma” veya “çanak yağması” adıyla tertiplenen para saçıları (nisâr) ve detaylardaki minyatür tarih…

Yağma (talan ve çapul), her ne kadar savaşın kaçınılmaz evrensel sonuçlarından biri olmuşsa da, özellikle Türk akın savaşı için en önde gelen bir gelir kaynağıydı. Ancak yağmanın, bir ev sahibinin ya da devlet büyüğünün kendi malından, dostlarına yönelik olarak yaptırdığı daha barışçıl bir türü de vardı: En eskisi Kuzey Amerika yerlileri arasında yapıldığı sanılan bu tarz yağmalar “Potlaç” adıyla biliniyor. Türkçe literatürde Dîvânü Lugâti’t-Türk’ün sayfaları “kençliyü” adıyla yer veriyor bu olguya; Dede Korkut Kitabı’nda ise Salur Kazan’ın kendi evini Oğuzlara yağmalattığı bir öyküde geçiyor.

Farsçada “hân-ı yağma” adını alan, yemekten sonra takımların yağmalanması âdeti, Osmanlılarda daha çok “çanak yağması” adıyla yaşamış, padişahlar cömertliklerini göstermek için para saçıları (nisâr) tertiplemiş. Anadolu’nun bazı bölgelerinde hâlâ, düğün yemeklerinde, düğün evinin ya da sofrasının yağmalaması gibi âdetler yaşıyor. Eli açıklık göstergesi ve bolluk algısı ortaya koyan bu tür yağmalar çoğu kez ihtiyaç sebebiyle değil bir eğlence ve gösteri amacıyla yapılmakta ve insanları birbirine yakınlaştırmakta. Bugün, kökeninin tarihî bir geleneğe dayandığına inanılan mesir macunu festivalleri, siyasilerin halkla teması arttırmak için kalabalığa saçtıkları armağanlar ve büyük kuruluşların uyguladığı türlü promosyonlar, tarihteki bu “barışçıl” yağmalardan daha farklı bir görüntü ortaya çıkarmıyor. Belirli bir mekân ve zaman ayırt etmeksizin yaşayabilen, muayyen bir kültürel devamlılık sebebiyle mi, basit bir insani dürtü olarak mı süregeldiği açıkça anlaşılamayan yağma kültürüne Osmanlı minyatürlerinin renkleri arasından bakış… 

‘Akçesiz kimse kanatsız kuştur’

Sultan III. Murad’ın şehzâdesi III. Mehmed’in 1582’deki sünnet düğünü. Padişah, Atmeydanı’ndaki (bugünkü Sultanahmet) İbrahim Paşa Sarayı Divanhânesi’nde, gösterileri izlediği şahnişinde doğrularak meydandaki ahaliye altın ve gümüş saçıyor (Nakkaş Osman, İntizâmî Surnâmesi, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi, Hazine Bölümü).

Surnâme yazarı İntizâmî olayı şöyle anlatmakta (özetle): “Padişah ihsanda bulunarak kese kese filorileri dört tarafa sağanak yağmur gibi saçmaya başladı. Bu yağmada bulunmayanlar pişman oldu. Kimileri tam ayar akçeleri etekle getirdi. Para kapışmak için herkes birbirine girdi, hayhuydan yer gök inledi. Halkın bazısı sarığını havaya doğru tuttu, bazısı da bu arada takkesini çaldırdı. Nazik çelebiler nezaket gereği sadece elbiselerini yere serip çokça topladılar. Atmeydanı sanki bir denizdi” (Bu ifadelere yabancı tanıklıklar da katılınca her para saçımında bir-iki kişinin ezilerek öldüğü anlaşılıyor).

Ve bir şiir ekler: “Akçesiz kimse mürg-i perdür (kanatsız kuştur) / Kişiye kol kanat hemân (yalnız) akçe // Dediler akçe rûh-i sânîdir (ikinci bir ruhtur) / Ehl-i dünyâ katında cân akçe.”

Pay almak için yere eğilenler

Yağmadan payını alabilmek için yere eğilenlerden biri. “Bazısının kafes deliğine baka baka gözleri halka halka olup oyulmuş, bazısı iş budur diye Tatar gibi yağmaya koyulmuş” diyor İntizâmî.

Sarığı kaptıranlar

Bazıları da sarığını –havadan saçılan altınları yakalayabilmek için çıkardığından- kaybediyor ya da çaldırıyor, başı kabak kalıveriyordu. Bu vesileyle sarığın altındaki bir tutam ecel perçemi de açığa çıkıyor. “Uyuma saçılınca sîm ile zer (altınla gümüş) / Pulunu akçe etti mâhîler (balıklar)” (İntizâmî).

İtişmeler, kavgalar

Kapışma esnasında itişmeler kavgaya dönüşüyordu. Bazıları dışarıdan yardımcılar bile getirmişti. “Akçe arzusuyla gözlerini kararttılar ve filori ümidiyle nice sikke suretliler benizlerini sararttılar… Çoğu o izdihamda kötü talihle elinden akçesini aldırıp boş kese gibi ağzı açık bakakaldı” (İntizâmî).

III. Murad para saçıyor

Sultan III. Murad, İbrahim Paşa Divanhânesi’nde şenlikler boyunca ilk kez altın ve gümüş saçmak için ayağa kalkıyor. Ve halk İntizâmî’nin deyimiyle, “belli başlı kelle heriflerin başları enseye gelip, akçe arzusuyla gözleri havada ve ‘yâ nasîb’ diyerek sarıklarını dua eder gibi havaya açmış” beklemedeler.

Yeniçerisiz olmaz

Kavga ve akça olur da yeniçerisiz olur mu? Belli ki bu yağma tertibi belirli bir zümreye mahsus değildir.