Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra önemli siyasi krizlerle çalkalanan Ermenistan, sokaktan gelen bir gazetecinin, Nikol Paşinyan’ın başbakan oluşuyla yeni bir sürece girdi. Geçen Nisan ayında başlattığı hareket ve sokak eylemleriyle iktidara yürüyen, gençlik başta olmak üzere farklı kesimlerin desteğini kazanan Paşinyan, “siyaset erbabı” politikacıların oyunlarına da çomak sokmuş görünüyor.

Ermenistan’da üç sene önce anayasa değişikliği ile başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçilmesi, son iki dönemin cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın bu kez başbakan olarak, bir tür Medvedev-Putin modelini uygulamaya sokmaya çalışması karşısında bir gösteri dalgası başlamıştı.

Geçen Mayıs ayında başlayan büyük sokak eylemleri ise, üç haftalık barışçıl, sivil itaatsizlik gösterilerinin ardından beklenmedik bir biçimde siyaset erbabının ayak oyunlarına çomak soktu. Rusya’nın nüfuz alanındaki ülkelerde kendisine benzer siyasal rejimlerin hüküm sürdüğü düşünülürse, 30 yıl öncekileri hatırlatan bu gösteriler ülkede iktidar değişikliğine yol açtığı gibi kemikleşmiş olan “tek adam” rejimini de sarstı.

Halk, ordu, din adamı Ermenistan’da halkın, askerlerin ve ortalarında bir papazın katıldığı gösteri, ülkedeki birçok farklı kesimin siyasal sisteme ve yetkililere güvenmediğinin belirgin kanıtı oldu.

Ermenistan’da 6 Aralık 2015’te yapılan referandumla başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçilmişti. Aslında bu  değişiklik, bir daha başkan seçilme hakkı olmayan cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın iktidarının konsolidasyonu için hazırlanmıştı. Başkan artık halk tarafından değil parlamento tarafından seçilecekti; o da tabii kendini seçen çoğunluğa uygun bir başkan atayacaktı. Nitekim 2 Mart 2018’de yapılan seçimle meclisin çoğunluğunu elinde bulunduran Cumhuriyetçi Parti, Batı’ya yakınlığı ile bilinen, Oxford ve Cambridge gibi okullarda hocalık, son dönemde ise British Petroleum, Alcatel ve Telefonica gibi büyük şirketlere danışmanlık yapmış ve diğer işleriyle kazandığı paranın önemli bir kısmının kayıtdışı olduğu iddia edilen bir başka Sarkisyan’ı (Armen Sarkisyan) başkanlık koltuğuna oturttu.  O da yeni seçilen meclisteki çoğunluğa uygun olarak adaşı Serj Sarkisyan’ı başbakan olarak atadı.

9 Nisan’daki başkanlık törenine ilk iki cumhurbaşkanı ve muhalefetin Sarkisyan’ı meşru görmedikleri için katılmamaları bir güvensizliğin işareti olsa da, her şey kurallara uygun görülüyordu.

Ülkede tekrar patlak veren olayların sözcüsü konumunda ve Yelk’ (Çıkış) grubu başkanı Nikol Paşinyan ise yeni cumhurbaşkanının sadece Ermenistan vatandaşı olmadığını (İngiltere’de iken oranın vatandaşlık aldığını) belirterek cumhurbaşkanı olamayacağını iddia etti. Bununla da yetinmedi; onun aynı zamanda eski başkanın bir oyuncağı olduğunu da söyledi!

Hareket başlıyor

Nikol Paşinyan, geçen 31 Mart’ta Gümrü’den Yerevan’a bir yürüyüş başlattı. 1988’deki depremden ve işsizlikten muzdarip bu kentten hareket ettiğinde, ancak bir düzine taraftarı vardı. “Merjir Serj” (Serj’i reddet) sloganıyla başlayan yürüyüş 250 km’yi katettiğinde, on binlerce insan artık Serj Sarkisyan’ın çekilmesini talep ediyordu. Parlamento tam yeni başbakanı seçecekken Azatutyun meydanında büyük bir kalabalık polis şiddetine de karşı durarak Sarkisyan’ın istifasını istedi. Devlet kurumlarının kapıları kapatıldı ama, sokak tamamen göstericilerin denetimi altına girdi. Halkın, askerlerin ve ortalarında bir papazın katıldığı gösteri, ülkedeki birçok farklı kesimin siyasal sisteme ve yetkililere güvenmediğinin belirgin bir kanıtıydı.

Yerevan: Dün-bugün Yerevan, 1930’lar.

Cumhuriyetçi Parti ve Taşnaksutyun’un desteği ile seçilen Sarkisyan, başbakanlık makamına gelişinin altıncı gününde sokağın baskısıyla mecliste çoğunluğu elinde bulunduran partisine rağmen istifa etmek zorunda kaldı. 

Parlamentoda 31 sandalye ile ikinci parti olan Mürrefeh Ermenistan Partisi ve 7 sandalyesi olan Ermeni Devrimci Federasyonu, müzakerelerden sonra Paşinyan’ı destekleme kararı aldılar. Böylece  9 sandalyeli Yelk ile birlikte 47 sayısına ulaşıldı.  Ancak 105 milletvekilinin 53’ünün oyuna ihtiyaç vardı. Cumhuriyetçi Parti’nin ise tek başına 58 sandalyesi vardı. Bu partinin de aday göstermeyip Paşinyan’ı desteklemesiyle, Paşinyan başbakan olarak seçildi.

Yerevan: Dün-bugün Paşinyan’ın Gümrü’den Yerevan’a yürüyüşünde, “88 kuşağı”nın çocukları, bağımsızlık ve sonrasındaki Yukarı Karabağ savaşında (1988-1994) yer almış ebeveynlerinin bıraktığı ülkeyi yeniden sorguluyor.

Nereden nereye?

Paşinyan’ın iktidara yürüyüşü, SSCB’nin dağılmasından hemen önce küçük bir aydın grubu tarafından başlatılan ve kültürel bir boyut da kazanan 1987- 1988 ekolojist ve milliyetçi büyük gösterileri hatırlatıyor. Bugünkü olayın kahramanı Paşinyan, o zamankar 13 yaşındaydı. Onunla birlikte “88 kuşağı”nın çocukları, bağımsızlık ve sonrasındaki Yukarı Karabağ savaşında (1988-1994) yer almış ebeveynlerinin bıraktığı ülkeyi yeniden sorguluyor. Ülke iki taraftan (Türkiye ve Azerbaycan) ambargo altında iken güvenliği için Rusya’ya (Türkiye ve İran sınırında Rus askerleri bulunmakta), gündelik hayatın idame ettirilmesi (enerji ve gıda) için de İran’a bağımlı durumda. Ülkeyi doğrudan yabancı yatırımların %40’ı Rusya’dan geliyor. Ermeni oligarkların çoğu da Rusya’dakilere bağımlı.

Savaşın önde gelen simaları yalnızca Yukarı Karabağ’da değil, başkent Yerevan’da da siyaseti teslim almışlardı. 1994-97’de “Yukarı Karabağ Cumhuriyeti” başkanı olan Koçaryan 1997’de Ermenistan başbakanı ve 1998-2008 arsında da cumhurbaşkanı olmuştu. Serj Sarkisyan da onun yerini almadan önce onun genelkurmay başkanı, daha sonra savunma bakanıydı. Her ikisi de Yukarı Karabağ’ın başkenti Stepanakert doğumlu olup siyasi hayatları SSCB döneminde Komünist Partisi’nde başlamıştı.  Levon Ter Petrosyan gibi bağımsızlığın önde gelen simalarını bir yana koyarak yirmi yıl süren bir siyasal sistemi sürdürdüler. Bu sistemin kabaca üç önemli dayanağı vardı: Rusya ile iyi ilişkiler, seçimlerin düzenlenmesi ve iş dünyasının denetimi.

Eski gazeteci, yeni başbakan

Paşinyan, kısa bir süre öncesine kadar bir gazeteciydi. Şu anda başbakan olan Paşinyan’ın Gümrü’den Yerevan’a geçen 31 Mart’ta başlattığı yürüyüşü iktidara kadar uzandı.

Paşinyan ise genellikle muhalefete yakın gazetelerde çalıştıktan sonra 2006’da Aylentrank (Alternatif) adında bir sivil toplum hareketi oluşturdu. 2008 seçim sonuçları üzerine polisle çıkan ve 10 kişinin ölümüyle sonuçlanan şiddetli çatışmalar üzerine ilan edilen sıkıyönetimle yeraltına çekildi. Bir yıl kaçak kaldıktan sonra mahkemeye gitti ve 2011’e kadar hapiste kaldı.

Ülkede sistemin dayanağı Cumhuriyetçi Parti, muhafazakar ve aşırı milliyetçi bir çizgide, işadamlarından memurlara geniş bir kitleyi denetimine almış ve iktidarın her kademesinde nüfuz sahibi olmuştu. Ter Petrosyan döneminde başlayan özelleştirme hareketleri de Koçaryan ve Sarkisyan döneminde son derece hızlanmıştı (Çevre felaketlerine yol açan maden aramaları bu konuda tipik bir örnektir).

Bugün ülkede esas olarak 40 dolayında oligark, bankacılık, ticaret ve sanayiyi denetimi altında tutuyor. Bu rüşvet cennetinde halkın üçte biri yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bunun sonucu olarak da nüfusun yaklaşık üçte biri ülke dışına çıkmış durumda. Ülkede, bağımsızlık öncesine göre 650 bin daha az insan bulunmakta (2.9 milyon). On yıldır aynı düzeyde bulunan millî gelirin  %15-20’si de, ülke dışında çalışanların gönderdiği paralardan oluşuyor.

Paşinyan geçen aylarda yaşanan hadiselere kadar bir gazeteciydi. Şimdi başbakan olarak, karşı çıktığı Cumhuriyetçi Parti’nin çoğunluğu oluşturduğu bir parlamentoda seçim sistemi başta olmak üzere bir dizi değişiklik yapmak zorunda. Öte yandan düne kadar bir muhalif olarak Avrasya ekonomik işbirliğini eleştirirken (o zamanlar Ermenistan’ın Avrupa Birliği’nin doğudaki üyesi olması düşünülüyordu); 14 Mayıs’ta Soçi’de örgütün devlet başkanlarının temsil edildiği toplantısına katıldı ve çok sıcak karşılandı.

Geçiş hükümetinin önünde her şeyden önce saydam bir seçimin örgütlenmesi, Rusya ile geçmiştekinden daha dengeli bir ilişki kurmak ve elbette yolsuzluklara, rüşvete ve kayırmacılığa karşı mücadele gibi zorlu işler durmakta. 2008 ve 2011 protestolarına katılanlar; 2013’te otobüs bilet ve 2015’de elektrik zammına karşı mücadele edenler çapraşık parlamento aritmetiğini aşarak siyasal rejimin normalleşmesini sağlayabilecekler mi? Şimdilik sözlerini Paşinyan’ın yazdığı ve rock şarkıcısı Hayg Stver’in yorumladığı “Kaylum em” (Yürüyorum”) şarkısını söyleyen gençlerin de etkisiyle önemli bir adım attıkları söylenebilir.

‘Yürüyorum’ Sözlerini Paşinyan’ın yazdığı ve rock şarkıcısı Hayg Stver’in yorumladığı “Kaylum em” (Yürüyo- rum) şarkısı, Ermeni gençlerin sloganı oldu.

KRONOLOJİ

Bağımsızlıktan bu yana durulmayan Ermenistan

1991: 2 Eylül’de Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etmesinden dört gün sonra Yukarı Karabağ özerk bölgesi, 21 Eylül’de Ermenistan bağımsızlığını ilan etti.

1991: Levon Ter-Petrosyan cumhurbaşkanı oldu.

1993: Ermenistan, Karabağ’ı işgal etti.

1994: Azerbaycan başkanı Haydar Aliyev ile Petrosyan arasındaki müzakerelerden sonra Temmuz ayında barış antlaşması imzalandı.

1998: Petrosyan, Yukarı Karabağ konusundaki tutumu dolayısıyla milliyetçilerin baskısıyla istifa etti. Robert Koçaryan iktidara geldi.

1999: Başbakan Vazken Sarkisyan ve Meclis başkanı  parlamento görüşmeleri sırasında öldürüldü.

Şubat 2003: Koçaryan tartışmalı seçimi kazandı.

Avril 2004: Başkan Koçaryan’ın istifasını isteyen gösteriler başladı.

Şubat 2006: Azerbaycan ve Ermenistan başkanları Yukarı Karabağ görüşmelerini sonlandırdı.

Mart 2008: Serge Sarkisyan’ın kazandığı başkanlık seçiminin ardından, başında Levon Ter-Petrosyan’ın bulunduğu muhalefet seçimlerin hileli olduğunu iddia etti. Gösterilerde 10 kişi öldü.

Eylül 2008: Abdullah Gül’ün ziyareti, 1918’den beri bir Türk cumhurbaşkanının ilk ziyareti olarak tarihe geçti.

Haziran 2009: Parlamento, hapiste olan muhalifler için af çıkarttı.

13 Nisan 2018: Ülke çapında büyük protesto yürüyüşü başladı.

17 Nisan 2018: Sarkisyan başbakan seçildi.

23 Nisan 2018: Sarkisyan istifa etmek zorunda kaldı.

8 Mayıs 2018: Nikol Paşinyan başbakan olarak atandı.