Bu bir savaş.

Ancak bu defa tek bir düşman var.

Bundan tam 100 yıl önce, Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşuyla Millî Mücadele büyük bir ivme kazanmış, düşmana karşı askerî-sivil bir direniş ve dayanışma ruhu bizi birbirimize kenetlemişti. Bu ruh, bu topraklarda yaşayan insanların başına buyruk insanlar olduğunu ele-güne gösterdiği gibi, en önemlisi bizi bugüne kadar getiren bir özgüven aşılamıştır. Bu ruh, Mustafa Kemal Atatürk’le somutlaşır.

O dönemde de paramız yoktu ama, bugün o dönemle kıyaslandığında çok büyük bir yoksunluk içerisindeyiz:

Bu defa ruhumuz da yok.

Zaten ucuz politikanın ayrıştırdığı insanlar olarak, en saldırgan virüsler gibi birbirimizin kanına girmekle meşguldük. Zaten doğru-düzgün iş yapmayan, üretmeyen, ahlakını kaybetmiş ve varoluşunu “öteki”nin cehennemine bağlamış bir halde değil miydik? Konu-komşu, yaşlı, kimsesiz, çocuk, kadın gibi temel konularda dahi birliğini-beraberliğini unutmuş; sevgisizliği ve saygısızlığı marifet sayan; cahilliği kutsayan; düşüneni-konuşanı kovuşturan, hapse atan; zaten sayıları az olan işinin ehli insanları etkisizleştiren bir sistemsizliği yaşamıyor muyduk? İktidar veya otorite yandaşlığı, hayatın neredeyse tüm alanlarında neredeyse tek geçer akçe hâline gelmemiş miydi?

Bu giderek yükselen toplam kalitesizlik içerisinde edinilen düşmanların, verilen savaşların, harcanan paraların, ölen-öldürülen insanların ve kırılan kalplerin hesabı kitabı tutulamaz hâldedir.

Ancak durum değişti.

Artık, yaşamak için karşıda bir düşmana ihtiyaç duyan (hatta bu gerçekte olmasa bile onu yaratan) ve ancak reaksiyonla varolabilen insanların, düzenlerin zamanı doldu. Artık bütün o siyasi itişmelerin, çekişmelerin, pozların, pozisyonların hükmü bitiyor. Bu gerçek virüs, özellikle ülkemizde hüküm süren kimi irili-ufaklı iktidar sahiplerinin aslında ne kadar sanal/zahiri bir ortamda yaşadıklarını ve çoğunun ne denli acınacak bir durumda bulunduğunu gözler önüne serdi.

Bunun yanısıra, yaşadığımız ölümün kıyısındaki olağanüstü koşullara rağmen birlik-beraberlik duygusu, “tek düşman virüs” olgusu hâlâ kimilerince anlaşılamadı. Bu ortamda kanal projelerini sürdürmek; belediyelere gönüllü yardım edilmesine engel olmak; durumdan yakınan bir kamyon sürücüsünü gözaltına çekmek, bir sosyal devlet anlayışıyla izah edilemeyecek önlemler olarak kayıtlara geçti. Oysa ki hangi konularda önlem alınacağı, bu virüsün hepimizin tek ve ortak düşmanı ortadaydı.

Evinden, çoluğundan çocuğundan uzakta, ölümle yanyana ölüme karşı savaşan doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız; çöplerimizi toplayan, bakkalları, marketleri boş bırakmamak için uğraşan görevlilerimiz; asker-sivil tüm Emniyet güçlerimiz; biz evde oturabilelim ve yaşayabilelim diye kendi canını her gün tehlikeye atan insanlarımız… Sizler yaşarken tarihe geçtiniz; yaşadığımız 2. Millî Mücadele’nin fedakar kahramanları sizlersiniz.