Zehirli atmosferde yaşamaya çalışmak

0
432

Sokakları, ekranları, manşetleri ve günlük hayatıyla, sinirli-öfkeli erkeklerin ülkesi Türkiye… Aslında kendini beğenmeyen ve beğenmedikçe acısını diğerinden, genellikle de kadından çıkaran özgüvensiz bir “erkek millet”… Diğer tarafta suçluyu cezalandırmayan, masumu içerde yatıran “baba devlet”. Ortada ise sadece kendine karşı çıkanı, kendisiyle uğraşanı hedef alan bir hükümet. Kenarda bir yerlerde de, olmayan muhalefet.

“Zort” sesi çıkaran polis eskortuyla kendine yol açılan çeşitli mühim şahsiyet, acaba bu yolun nereye bağlanacağını düşünüyor mu? Tabii evet. Kartopu oynayanın, minibüse binenin veya ekmek almaya gidenin bile güvende olmadığı bir ülke, iktidar sahipleri için, doğru yolda demektir. Bu iklimde, daha baskıcı güvenlik yasalarını, anti demokratik uygulamaları ve tek adamlık sistemini çözüm olarak dayatmak, kabul ettirmek kolaylaşır.

Öyle ya, ciddi bir ekonomik kriz kapıdayken, sokaklar güvensizken, ülkede kutuplaşmanın ötesine geçmiş bir tür soğuk savaş yaşanırken; kadın hakları, çocuk hakları, çevre ve yeşil alan hakları gibi insani meseleler lüks değil mi? Kültürel, doğal ve tarihi mirası koruma, geliştirme gibi uğraşların sırası mı? Sanat, edebiyat gibi “entel” alanlar, zaten halkımıza yabancı, Batıcıl fikirler yaymıyorlar mı?

Yeni inşaat ve AVM’ler, yeni yollar ve köprüler, yeni saray ve camilerle kuşatılmış “huzurlu” bir yeni Türkiye’yi istemeyenler de ya susup uyum sağlayacaklar ya da dilerlerse başka bir ülkeye gidebilecekler; sonuçta özgür bir ülkede yaşıyoruz.

Tarihten ders değil bilgi alınır. Bu bilgiyi de ancak ilgili dönemin şartları ve insanlarıyla birlikte değerlendirip hissedebilirsek kendimizi revize edebiliriz. Diğer türlü geçmişe uzanan bir ufkumuz, geleceğe dair bir vizyonumuz olmaz, oluşmaz. Tarihten cımbızladığımız özlü sözler, beğendiğimiz kahramanlar, sevdiğimiz imajlar, şimdiki halimizi doğrulayan inançlarla idare ederiz.

Bu coğrafyanın insanları yakın tarihte çok daha sert ve zorlu dönemlerden geçti, ama atalarımız kadar bedel ödemedi. Çanakkale ve İstiklal Harbi’nden sonra yeniden yeni bir millet olmanın heyecanını sürdüremedi, aktaramadı, toplumsal dokuya yayamadı. Bugün her alanda kalitesizlik ve vasatlık tarafından kuşatılan, kuşatıldığını düşünenler, kendi niteliklerini gözden geçirmediler.

Şimdi “birçok sayfasını atlayarak bitirdiğimiz kitabın başından başlayabiliriz”. Belki o zaman, çocuklarımız için daha fazla oksijen üreten bir çevre yaratma şansımız olur.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.