Yüzyıllardır Türk ve Osmanlı hakimiyetinde yaşayan, tarihî ve kültürel dokusuyla Anadolu’nun bir parçası olan, Kilis’e sadece 67 km. mesafedeki Halep, unuttuğumuz, bilmediğimiz bir şehir. Bugün Suriye’deki savaş nedeniyle hatırladığımız Halep, Osmanlı döneminde Urfa, Maraş ve Adana’nın bağlı olduğu eyalet merkezi, imparatorluğun en büyük şehirlerindendi.

Suriye’de yaşanan iç savaşta harap olan ülkenin en büyük kentlerinden Halep, Türk kültürü ve tarihi açısından özel bir kenttir. Bize hem çok yakın hem de çok az tanıdığımız bu kentte Osmanlı yönetimi 1918’de sona ermişti. Sonrasında unuttuğumuz bu kenti, geçen ay bazı gazeteler ve internet siteleri Türkiye’nin 82. vilayeti ilan etti. Benzer haberlerde “muhaliflerin kentte artık Türk Lirası kullanmak istediği” yazıldı. “Türkmen koridoru, güvenli bölge, vs.” tanımlarıyla, günlük reel siyasetin ve maalesef savaş kışkırtıcılığının bir nesnesi durumuna düşürülen bu tarihî şehrin, kültürel mirasıyla, adetleri ve gelenekleriyle özel bir konumu var.

19. YÜZYIL SONLARI

Osmanlı Devleti’nin büyük kentlerinden olan Halep, neredeyse sadece bir deyim ile biliniyor. Karşısındakine bir meydan okumayı ifade eden “Halep oradaysa, arşın burada” deyimi. Kimileri bu deyimin kendi içindeki anlamsızlığını bir bozuşmaya bağlıyor. Doğrusu “Halebi orada ise arşın burada”. Zira “halebi” de arşın gibi bir ölçü birimi.

Kent Suriye’nin kuzeyinde önemli kervan yolları üzerinde kurulmuş ve hem ticaret açısından gelişmiş, hem tarih boyunca zenginliklerinin peşinden gelen orduların tahribine uğramış. MÖ 3. bin yılda Halaba adıyla bilinen yerleşim, fırtına tanrısı Adad’ın kült merkeziydi. Tunç Çağı’nın sonlarında kent Anadolu merkezli Hitit Krallığı’nın eyaletlerinden biri haline geldi. Bir süre sonra da bir Geç Hitit devletçiğinin başkenti oldu. Kentin Anadolu ile yakın ticaret ve kültürel bağları bu dönemden sonra da kesilmedi.

2009

Halep, Helenistik ve Roma çağlarında Akdeniz çevresinde kurulan kentlerle benzer özellikte bir kente dönüştü. Hicret’ten sadece 16 yıl sonra (miladi 637), Güney Anadolu’nun birçok şehrini alan İyaz bin Ganm, Halep’i de ele geçirdi. Kentteki ilk Türkler 9. yüzyılda Abbasilerin hizmetindeki askerlerdi. Mısır Valisi Tolunoğlu Ahmed 878-884 yıllarında Halep’i ele geçirdi. Bu kısa dönem kentteki ilk Türk siyasi hâkimiyeti oldu. Şehir bir süre sonra yine Mısır’da Türk askerlerce kurulan İhşid Devleti’nin yönetimine girdi.

Halep 962 ve 969 yıllarında meşhur Bizans İmparatoru Nekeforos Fokas tarafından iki kez ele geçirilip günlerce yağmalandı. Şehirde bugün, bu yağmadan önceye ait maalesef çok az İslâm eseri kalmıştır. Bundan sonra kent üzerinde Bizans baskısı uzun süre hissedildi. Sonunda 1069’da Selçuklulardan Emir Sanduk kenti ele geçirdi. Artık kentteki camilerde Selçuklu Sultanı Alparslan adına hutbe okunuyordu. Bir süre sonra bizzat Alparslan kente geldi.

Bizans imparatoru Romanos Diogenes 1070 civarında kente iki büyük sefer düzenledi, ancak ele geçirmeyi başaramadı. Alparslan’ın 1071’de Malazgirt’te imparatoru yenmesi ile bölge üzerindeki Bizans baskısı bitti ve Anadolu ile birlikte bölge Selçuklu emirlerinin ve göçebe Türkmenlerin göçüne sahne oldu. Melik Tutuş, Emir Atsız gibi Selçuklu yöneticileri, bölgedeki Arap kabileleri ile ilişki içinde çevreye hâkim oldular. Artık kent ve çevresi Selçuklu yöneticilerinin mücadele alanı haline geldi.

Halep Kapalı Çarşısı çevresinde Osmanlı devri konutları. 20. yüzyıl başı ve 21. yüzyıl başı.

1086’da Anadolu fatihi Süleyman Şah, Halep’e 5 km. mesafede Tutuş’la girdiği savaşta öldü. Aynı yıl Melikşah beraberinde devlet adamları ve askerlerle birlikte gelip şehri teslim aldı. Ardında bölge valisi olarak Aksungur’u, kale kumandanı olarak da Nuh et-Türki’yi tayin etti.

1092’den sonra Emir Tutuş burada Suriye Selçuklu Melikliği’ni kurdu. Tutuş’un oğlu Rıdvan, onun oğlu Alparslan ve kardeşi Sultanşah bu Selçuklu kolunun yöneticileri oldular. Ancak son dönemlerde yönetim neredeyse tamamen Atabeg Lülü’ün eline geçti. Bu yöneticiler çevreye hâkim olan Haçlılara karşı büyük mücadeleler verdiler. Lülü’den sonra şehrin yönetimini ele geçiren Emir Yaruktaş ise bu mücadeleyi yavaşlattı.

Bu dönemde güney Anadolu’da çeşitli şehirlere hükmeden Artuklular, Halep idaresini devralmaya davet edildiler. İlgazi ve oğlu Timurtaş daha sonraları ise Artuklu Belek Gazi şehri Haçlılar’a karşı savundu. 1146’dan sonra kenti Haçlılara karşı savunanlar İmadüddin Zengi ve oğlu Nureddin Zengi oldular. Zengiler döneminde kentin surları, kalesi, Ulu Cami, pazar yerleri ve yolları tamir edilip birçok yeni bina inşa edildi.

Zengi yönetiminin sona ermesiyle 1183’te Eyyubi emirleri kente hâkim oldu. Eyyubi devri boyunca kent adil ve zengin hükümdarlarca idare edildi ve hızla gelişti. Ancak bu dönemin sonunda 1260’da İlhanlı Hanı Hülagü tarafından ele geçirilip yakılıp, yıkıldı. Aynı yıl Mısır Memlûkları Moğolları yenip Halep’e sahip oldu. Memlûk hâkimiyetinde artık Mısır’dan yönetilen kentin valileri Türk kökenli askerler oldular. 1400’de Timur’un Anadolu seferi sırasında Halep kenti de ele geçirilip üç gün yağmalandı, görkemli yapıları yakılıp yıkıldı. Halep bu süreçte de Anadolu kentleri ile benzer bir kaderi yaşadı. Kent sonrasında, bir Memlûk şehri olarak yaşamaya devam etti.

Kahire’den sonra Eyyubi ve Memlûk eserlerinin en çok korunduğu yerleşim Halep’tir. Kentin Osmanlı öncesi İslâm anıtlarının en etkileyicileri kale ve Ulu Cami’dir. Ulu Cami’nin 1089-1090’a tarihlenen minaresi, Selçuklu asırlarının en önemli hatıralarından biri idi. 2013’ün Nisan ayında kimin yaptığı hâlâ belli olmayan bir bombalamada minare yıkıldı. Bazı gazeteler Suriye rejiminin Türk hatırası olarak gördüğü minareyi kasıtlı yokettiğini ileri sürdüler. Halep’te halen Türklerin inşa ettiği birçok minare vardır.

Bölgede Osmanlı dönemi, Halep şehrinin kuzeyinde 1516’da Mercidabık ovasında gerçekleşen meydan savaşı sonrasında başladı. Memlûk ordusu Yavuz Sultan Selim karşısında yenilince, Halep ve çevredeki diğer şehirler de Osmanlı hâkimiyetini direnmeden kabul ettiler. Şehre çoğu zaman başkente yakın devlet adamları vali olarak gönderildiler. Hızla büyüyen yerleşim, tarihinde hiç olmadığı kadar önemli bir merkeze dönüştü.

1521’de Canberdi Gazali isyanında kent halkı Osmanlı askerlerini destekledi ve isyancılar kente giremediler. Aynı yıl isyan bastırıldıktan sonra kent, kuzey Suriye ve güney Anadolu’nun geniş bir parçasının merkezi olan bir beylerbeylik haline getirildi.

Kuzeyde yoğun Türkçe konuşulan bölgeler ile güneyde yoğun Arapça konuşulan çevreler arasında önemli bir geçiş alanı olan Halep, çokdilli ve kültürlü bir merkez olarak yaşadı. Seyyahlar, kentte bulunan Müslümanların Arapça ve Türkçe konuştuğunu bildirirler. 1860’larda şehirde çıkan ilk gazete Fırat da Türkçe ve Arapça’dır. Geniş bir coğrafyanın mallarını toplayan Halep çarşısı, İskenderun limanı aracılığı ile bu malları Akdeniz limanlarına gönderiyordu. Bu nedenle kentte Venedik ve İngiliz konsoloslukları da açılmıştı. Kent zamanla ticaret konusunda İzmir ile rekabet etmek zorunda kalmış, ama büyük kent olma vasfını korumuştur.

Halep 18. yüzyıldan itibaren ticari önemini yavaş yavaş yitirmeye, 19. yüzyılda Yeniçeriliğin kaldırılması ve Tanzimat’ın ilanıyla ciddi sorunlar yaşamaya başladı. Bu dönemde 1866’da yeniden düzenlenen idari yapıya göre Halep vilayeti merkez, Urfa, Maraş, Kozan, Adana, Payas, Zor sancaklarından oluşuyordu. Bu yüzyılın sonlarında Suriye’de Araplar arasında milliyetçilik hızla yayıldı. Halep seçkinleri bu hareketlere katılmakta isteksizdiler. Bunun başlıca nedeni, eski rakibi Şam’ın siyasi etkisi altına girme ihtimali ve Anadolu’nun güneyinde bulunan bazı şehirlerle olan iktisadi bağın kopmasıydı.

1. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Osmanlı ordusu yeni bir savunma hattı oluşturmak için şehirden çekildi ve 23 – 27 Ekim 1918’de İngiliz ve Arap kuvvetleri şehre savaşmadan girdi. Böylece savaşmadan Osmanlılara teslim olan kent, 402 yıl süren Osmanlı hâkimiyeti sonunda yine savaşmadan İngiliz işgaline uğradı. 1920’de İngilizler bölgeyi Fransızlar’a bıraktı ve Halep çevresindeki geniş bölgenin merkezi olarak bir özerk bölge haline getirildi.

Şehirde Fransız manda rejimine karşı bir mücadele başladığında, bunu Türkler de desteklediler. Fransızlar 1922’nin sonlarında Halep özerk bölgesiyle, Şam, Dürzi ve Alevi özerk bölgelerini birleştirerek merkezi Halep olan federal bir devlet kurdular. 1924’te bu federal devlet, Suriye adı altında üniter bir devlete dönüştü. Ama bu başkentin Halep’ten Şam’a taşınmasına neden oldu. Bölgenin batısında Türklerin yoğun yaşadığı Hatay, 24 Haziran 1939’da Suriye devletine değil Türkiye’ye katılmayı tercih etti.

Halep coğrafi konumu sayesinde Hititlerden günümüze her dönem Anadolu ile yakın ilişkiler içerisinde olmuş olan bir yerleşimdir. 11. yüzyıldan itibaren Türklerin yaşadığı ve yönettiği kent, bugün içsavaşa rağmen siluetiyle hâlâ Osmanlı karakterini kısmen koruyor. Halep, zengin yemek ve müzik kültürü ile de Anadolu coğrafyası ile bir bütünlük oluşturuyor. Türkiye’de yemekleri ve tatlıları ile meşhur Gaziantep, esas olarak Halep geleneklerini yaşatan merkezlerden biridir.

Uzun tarihi boyunca birçok isyan, işgal, savaş, sürgün, ekonomik sıkıntı gören kent, günümüzde muhtemelen en zor dönemlerinden birini yaşıyor. Ama Halep bu günlerini de atlatacak.

SELÇUKLU – OSMANLI KÜLTÜR MİRASI

Ortadoğu’nun İstanbul’u

Ortadoğu’da İstanbul etkisinin en güçlü olduğu şehirlerden biriydi. Öncelikle eski yapıların çoğu Osmanlı döneminde onarıldı eklerle genişletildi ve yaşamaları sağlandı. Şehir valilerinin İstanbul üslubundaki kurşun kaplı büyük kubbeli camileri ve Osmanlı tarzındaki minareleri kentin siluetini ciddi şekilde değiştirdi.

Halep Ulu Cami avlusu ve bugün mevcut olmayan Selçuklu devri minaresi

1546’da tamamlanan Beylerbeyi Hüsrev Paşa Külliyesi, onun vezirliği döneminde yaptırılmıştı. Cami Osmanlı üslubunu bölgeye tanıtan yapı olarak kabul edilir. 1556’dan önce yine bölge valisi Dukakinzade Mehmet Paşa Adiliye Külliyesi’ni inşa ettirdi. 1580- 1583 tarihli Behram Paşa’nın Behramiye külliyesi geniş bir alana yayılıyordu. Bu külliyelerin Mimar Sinan tarafından tasarlandığı kabul edilir. 1654’de inşa Mustafa İbşir Paşa külliyesi, 1730 tarihli Osman Paşa Külliyesi de, Osmanlı beğenisini devam ettiren külliyelerdir. Yapıların genelinde Osmanlı mimarisi belirgin olmakla birlikte, detaylarda bölgesel üslup ve işçilik belirgindir. Bazı bezemeler tamamen Osmanlı tasarımını yansıtır iken bazıları tamamen yerli özellikler gösterir. Ama en çarpıcı bezemeler yerel üslubun Osmanlı yorumlarıdır. Yapılarda görülen İznik çinileri ya da İznik taklidi çiniler, Osmanlı sanatının izlerini gösterir. İstanbul’dan sonra bu üslupta en çok çini kullanılan şehir Halep’tir.

Yeni binalar kadar eski yapılara yapılan ekler de dikkat çekicidir. Ulu cami revaklarına 19. yüzyılda inşa edilen bir çeşme, son devir Osmanlı süslemeleri, ay yıldızlı düzenlemeler ve altı minareli bir cami şeklinde istiflenen Kelime-i Tevhid yazısı ile dikkat çeker. Osmanlı dünyasında altı minareli tek cami İstanbul Sultanahmet Camii’dir. Başkentin görkemli camileri, tek minareli vezir camilerini bilen Osmanlı eyaletlerinde hep heyecanla anlatılmıştır. Halep’teki Osmanlı yapılarının bazılarında 16. yüzyıldan itibaren Türkçe kitabeler de görülür.

Halep Ulu Cami avlusunda Osmanlı dönemine ait çeşme.