İstanbul’da, Kadıköy-Bahariye’de 150 yıl önce kurulan Saint-Joseph Lisesi, ülkemizin en köklü okullarından biri. Gerek tarihî binası, gerek eğitim ve öğretim kalitesi, gerekse yetiştirdiği binlerce mezunuyla Türkiye’nin yakın tarihine damga vurmuş müstesna bir kurum. Başarısının arkasında ise sadece bir gelenek değil, değişen dünyalara/hayatlara uyum sağlayan sağlam bir metot bilgisi var.

ALP E. AKSUDOĞAN

Her Eylül ayında okullar açıldığında, demir kapısından geçip iki yanı ağaçlı bir yoldan geçilerek Aziz Joseph’in (Hz. Meryem’in eşi) heykeli önünden okul binalarına girerdi öğrenciler. Bu defa 2020 Eylül’ünde, Marsilya çinisi döşeli o koridorlarda çocuklar görülmedi. Onlar her ne kadar dijital dünyanın yaşamlarına getirdiği imkanlar sayesinde derslerini görüyor olsalar da, kuruluşunun 150. yılını idrak etmekte olan okullarının havasını bu sonbahar teneffüs edemediler.

Kadıköy’ün Saint-Joseph’i… Fıtratında koridorlarda 3. karodan yürüyerek sınıflara gitmenin; saman kağıdı müsvedde defterleri kullanmanın; tükenmez kalem yasağının; teneffüslerde spor zornululuğunun; defterden sayfa kopartma yasağının; ara karnelerin; “espérance”ların ve “retenu”lerin; kot pantolon ve lastik ayakkabı yasaklarının; Fransızca ezberlenen “fable”ların olduğu okul! Öte yandan da öğrencilerine ilkokul (şimdilerde ‘temel eğitim’) sonrasında o demir kapıdan adım attıkları günden itibaren “siz” diye hitap edilen; eğitimlerinde her türlü düşüncelerin ifade etme hakkının bulunduğu ve cesaretlendirildiği; öğretimlerinde Fransız Devrimi’nin “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” ilkeleri etrafında sağlam, bilinçli ve evrensel normlarda bir vatanseverliğin inşa edildiği; o demir kapıdan bir daha dönmemek üzere çıktıklarında artık “Kartezyen düşünce”nin kişiliklerinin bir parçası olduğu; analiz-sentez yapma, yorumlama niteliklerinin kazandırıldığı; giriş-gelişme-sonuç üçlemesiyle başlayan metot bilgisine hakim bireyler yetiştiren bir eğitim yuvası. Şüphesiz ki kamuoyundaki “St. Joseph’in tedrisatı ağırdır” söylemi, son kertesine kadar hakedilmiş bir saptama olduğu okul.

Girişindeki Aziz Joseph heykeli ve 150 yıldır üzerinden geçen adımlardan aşınmış merdivenleri bu yıl pandemi nedeniyle öğrencilerini karşılayamadı.

Okulun 150 yıllık tarihi, 1870 Temmuz’unda Pera’daki büyük yangınla başlar. Lasallien frerlerin 1863’te satın aldıkları, 1864’teki fermanla da gereken onay ve izni edindikleri, ancak parasızlıktan inşaatına geçemedikleri arazi Kadıköyü’ndedir. 1870 yangını sonrasında mecburiyetten 150 gün içinde ahşap olarak inşa edip eğitime başladıkları bina ile İstanbul St. Joseph tarihi de yazılmaya başlanır. 1870-1888 arasında okul binaları ve girişteki ağaçlıklı yol adım adım bugünkü görünümüne yaklaşır. 1894 depremi sonrasında ilk yapılan ahşap bina yine aynı tarihli 2. Abdülhamid’in fermanıyla 1895’te taştan yeniden yapılacaktır. 1907’de okul bugünkü görünümünü alır; ilgili ferman ise Sultan Reşad tuğrasını ve 1911 tarihini taşır.

Saint-Joseph’in taş binasının yapımını onaylayan 15 Nisan 1895 tarihli, 2. Abdülhamit tuğralı ferman.

1870’te Kadıköyü’nde kolej olarak eğitime başlayan St Joseph’te, 1900’ler başında kurulan Ticaret Enstitüsü de okulla birlikte eğitim vermeye başlar. Osmanlı Devleti’nin 1. Dünya Savaşı’na girmesiyle okul 1919’a kadar kapalı kalır. Bir erkek okulu olan St. Joseph’te ilk kadın öğretmen 1941’de görevine başlar: Neyyire Şibay. 1974’te okula son “leyli” (yatılı) talebeleri alınır ve 1975’ten itibaren okulun yatakhaneleri etüd ve sınav salonu olarak işlev görmeye başlar.

1988’de ise yılların Saint-Joseph Erkek Lisesi ilk kız öğrencilerinin kaydını alır; 1995’te son erkek mezunlarını, 1996’da da ilk kız mezunlarını verir. St. Joseph’in yakın tarihinde önemli bir yeri olan bu radikal değişiklik, bazı mezunlarca “okulun ruhunu teslim ettiği dönem” olarak nitelense ve ileride “matem yılları” olarak anılsa da, eğitim kurumunun çağdaş olanı yakalama, kendini güncelleyebilme ve geleceğe daha güçlü yönelme refleksinin açık bir göstergesidir.

Fesli, küçük St. Josephliler Petit Quartier’de teneffüsteki öğrenciler.
Fesli, küçük St. Josephliler Okulun iz bırakan öğretmenlerinden Frère Joseph, saygı uyandıran sakalıyla iki kişilik sıralara oturmuş öğrencilerinin başında.

St. Joseph’in yakın tarihine açık ve net olarak damgasını vurmuş olan yöneticisi, “gelenekçi okulun liberal hocası” olarak nitelenen Pierre Caporal’dir (Frère Raymond). İzmir doğumlu Levanten bir ailenin çocuğu olan Pierre Caporal bir İstanbul St. Joseph öğrencisidir. Okul Pierre Caporal ile 1970’li yıllarda başka bir frekansa geçer ve 1968’in dünyada yarattığı değişim rüzgarının -tabii ciddi bir arıtmadan geçirildikten sonra- okula yansıdığını görürüz. Caporal bir frerdir ancak öğrencileriyle briç, tenis oynayan bir okul müdürüdür. 1970’li yılların St. Joseph’i Tübitak yarışmalarında, liselerarası satranç turnuvalarında, Milliyet gazetesinin müzik yarışmalarında ilk dereceleri alan; basketbol ve voleybolda hem ortaokul hem de liselerde Türkiye şampiyonluklarına yıllarca ambargo koyan; Türkiye’yi temsil ettiği liselerarası dünya voleybol şampiyonalarından biri dünya şampiyonluğu olmak üzere derecelerle dönen bir eğitim kurumudur artık. Üstelik bu dereceler yarı-açık, beton zeminli bir salonda (!) çalışılarak, okul saatleri sonrasında ve haftasonları yapılan antrenmanlarla kazanılmış, sporcu-öğrencilere hiçbir ayrıcalık tanınmamıştır.

Tam teşekküllü bir okul Saint-Joseph, modern mutfağı, oyun odası gibi imkanlarıyla tarihi boyunca öğrencilerine çokyönlü bir eğitim vermeye odaklanmıştı.
Oyun odası.

Caporal 1995’te emekli olsa da, okul üzerindeki esirgeyici varlığı emekliliği sonrasında da hissedilecek; gözle görülmeyen, elle dokunulmayan bir şekilde hep varolacaktır. St Joseph’e dönemi yakalayabilme yetisini aşılayan ve bunu okulun kodlarına yerleştirmeyi başaran Pierre Caporal’le 2010’da yaptığımız bir röportajda söylediklerinin bazılarını burada yeniden hatırlayalım:

  • Günü gününe çalışma alışkanlığını erken yaşta edinmek önemli, yumurta kapıya dayandıktan sonra öğrenemezsiniz, ezberlersiniz.
  • Eğitimde mutlaka  ezbere de yer vermek gerekir, hafızayı da eğitmek lazım.
  • Şimdilerde belli bir dikkat ve konsantrasyon eksikliği var; ama diğer taraftan çocuklar konuları daha çabuk öğrenebiliyor. Bilgisayarın sağladığı sürat müthiş; ancak elemanter olanı öğrenciye sunamazsanız, fark yaratamazsınız.
  • Bugün çok iyi, çok özverili hocalarımız, müdürlerimiz var; artık frerlerin olmaması eğitim kalitesini etkilemiyor.
  • Bizim okul, en yalın ifadesiyle bir düşünme ve iş yapma metodu verir. Kompozisyon dersindeki gibi: Introduction (giriş) – corps du sujet (gelişme) – conclusion (sonuç). Analitik ve sentetik düşünce işimizin temelidir; üniversite ve sonrasında hayatın vazgeçilmezleridir.
  • Biz hep küçükleri büyüklere karşı koruduk ve sınıflarda çocukların hocalarla tartışmasını destekledik.
  • St. Josephlilerin her biri birer Rambo. Tek başına, dünyanın neresine koysan bir çok şeyin üstesinden gelebilir.

2000’li yılların St. Joseph’i, yukarıdaki satırlarda ifadesini bulan LaSallien okullarının mottosu “yaratıcı sadakat” temelinde, değişimini ve gelişimini sürdürür. Zamana uyumlu ve geleceği tasarlayan sistemler uygulamaya koyulur. 2010’lu yılların mezunları, artık ülkede kolej seçiminde kriter haline gelen ancak St. Joseph’in hiç de hedeflemediği, Atlantik Okyanusu ötesindeki itibarlı üniversitelerden sadece kabul almakla kalmaz, bursları da ceplerine koyar olurlar. “Kadıköyü’nün Papaz Mektebi”, kuruluş temelini oluşturan ilkeleriyle ve güncel olanı yakalama yetisiyle, küreselleşen dünyanın saygın üniversitelerine öğrencilerini gönderir.

Bugün okul, kullandığı elektriğinin %10’unu güneş panelleri ile kendisi üreten; kazandığı başarılarla yüzme sporunu “gelenekselleşmiş başarılı St. Joseph sporları” arasına ekleyen; diğer okullardan 700 öğrencinin katıldığı spor şenliğine evsahipliği yapan; 250’yi aşkın koro ve klasik müzik orkestrası öğrencisi yetiştiren; uluslararası bilim, teknoloji, inovasyon yarışmalarından derece ile dönen öğrencileri ve Model Birleşmiş Milletler Kulüpleri (MUN) faaliyetleriyle öne çıkan; “Z kuşağı”nın çağın gerektirdiği nitelikli eğitim ve öğretimi almasına imkan tanıyan bir kurum. Tıpkı geçmişindeki uzun yıllarda olduğu gibi…

Doğa Bilimleri Merkezi St. Joseph bünyesinde 1800’lü yıllardan 1960’a kadar Anadolu’da toplanmış ve özel tekniklerle korunmuş 30 bin hayvan- böcek türünü, 40 bin bitki çeşidini ve zengin bir mineral koleksiyonunu barındıran, Türkiye’deki doğa tarihi müzeleri listesinde yer alan bir yapı da var.

150 yıllık geçmişinde “zaman uyumlu ve geleceği tasarlayan sistemleri uygulayan” St Joseph, Lasalyen okullarının öncelikli değerleri ile yolculuğunu sürdürmüş. Fransız Devrimi’nin temel ilkelerinin insan onuru için vazgeçilmezliği; bilinçli, tutarlı ve hamasetten uzak bir vatan sevgisi kavramının öğrencilerin akıllarına ve kalplerine nakşedilmesi hep temel hedef olmuş. 2000’li yıllardan itibaren, özellikle Fransız etkisi-eğitimiyle yetişmiş insanları aşağılamak için kullanılan “monşer” kelimesi de, bu okul mezunları için sadece gülünç bir yakıştırma olmuş. Sonuca varmayı racon kesmekte, “dayılık”ta, “efelenmek”te değil;  metodolojide, bilgi sahibi olmada, araştırmada, strateji oluşturmada ve vatana hizmet etmeyi usul-adap içeren bir tarzda karşısındakilerin saygısını da kazanarak icra etmekte bulmuş bu okulun mezunları.

Rozet, okulun 150 yıllık tarihini vurguluyor.

Birkaç lisana olan hâkimiyetlerinin ötesinde, ayrıca yüksek nitelikli donanımları ile ağırlıklı olarak Türk Dışişleri’nde ve devletin çekirdek kadrolarında çok önemli görevler üstlenmiş St. Josephliler. Hem devlet katında hem de yurtdışındaki refikleri nezdinde saygınlık kazanmışlar. Başta diplomatlar olmak üzere tıbbiye, üniversite ve akademiya, basın, bankacılık ve finans, mühendislik ve iş dünyasında zirvelerde yer alan bir çok St. Josephli; aldıkları öğretimin tevazusu ile kendilerini önplana atmasalar da kendilerini belli eder, çevrelerinde göze çarparlar.

Dönem dönem Fransa ile yaşanan her gerilimde “baskı altına alınacaklar listesi”nin ilk sıralarında yer alsa da, 150 yıldır Türkiye’ye nitelikli insan yetiştiren Saint-Joseph Lisesi de, kuruluş felsefesinde yer alan değerleriyle geleceğe yol alacak. Yaş kütüğündeki çentiklerin sayısı çoğalarak… Ne de olsa “geçmiş geleceğin aynasıdır” diyen bir özlü Türk sözü var.