Tıp biliminin babası kabul edilen Hippokrates (MÖ 460-370), aynı zamanda halen tıp fakültelerinde hekimlerin “Hipokrat yemini” olarak mesleğe başlarken ettikleri yeminin de isim babası. Bodrum’un hemen yakınındaki İstanköy (Kos) adasında doğan Hippokrates, ilk metin ve tedavilerini burada geliştirmişti.

Bodrum’un güneybatısına doğru yelken açarsanız, 13 mil sonra Yunanistan’ın İstanköy (Kos) adasına varırsınız. Adanın merkezi olan Kos şehri sizi Akdeniz tarihinin tüm katmanlarının izleriyle karşılayacaktır. Antik Yunan tapınaklarından Osmanlı camilerine; Bizans kiliselerinden St. John şövalyelerinin kalesine; Mussolini’nin yaptırdığı art-deco binalardan çağdaş mimari örneklere bu küçük ada, koca Akdeniz tarihinin bir mikrokosmozu gibidir.

Şehrin tarihî merkezinde bulunan, 18. yüzyılda Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından inşa edilmiş asude caminin avlusundaki bir çınar ağacı, bu adada doğmuş en ünlü ve saygın kişinin adını taşır: Hippokrates.

Tıp biliminin babası kabul edilen Hippokrates (MÖ 460-370) çağlar boyu isminin yaşamasına yol açacak sanatına dair eğitimini doğduğu bu adadaki Asklepion’da almıştı. Antik Yunan dünyasında ve mitolojide hekimlik ve şifa tanrısı kabul edilen Asklepios, Apollon’un oğluydu. İnsanlara şifa dağıtıp ölümsüzlüğün yolunu açtığı için baştanrı Zeus tarafından öldürülmüştü. Kızı Hygieia da babasının yolundan gidip sağlık ve temizlik tanrıçası olmuş, babası hastalıkları iyileştirirken, adını bugün de kullandığımız “hijyen” sözcüğüne veren tanrıça, hasta olmamanın  yollarını öğretmişti insanlara.

Hippokrates ve okulu İstanköy (Kos) adasındaki Asklepion, tıp biliminin babası Hippokrates’in eğitimini aldığı yerdi.

Kos şehir merkezinin 5 kilometre dışında, yeşillikler ve ağaçlar arasında dünyadaki ilk hastanelerden birinin kalıntıları bulunuyor. Antik Çağ’da Tanrı Asklepios’a adanmış bu sağlık merkezlerine Asklepion deniyordu. Bunlar hastaları iyileştirmek işlevinin yanısıra sağlık tanrısına adanmış birer tapınak işlevi de görüyordu. Eski Yunan medeniyetinin klasik çağından Roma İmparatorluğu’nun sonuna, Akdeniz dünyasının önemli merkezlerinde Asklepios’a adanmış bu tapınak/hastaneler açılıyor; buralarda ismi felsefe ve tıp tarihine geçmiş antik çağın bilgeleri hem hekimlik yapıyor,hem de tababet sanatının kadim bilgisini üretip paylaşıyordu.

Bu antik hastanelerden en ünlülerinden biri de İzmir-Bergama’da kurulmuştu. Bugün hâlâ 
etkileyici kalıntıları gezilebilen Bergama Asklepion’u, 2. yüzyılda Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un hekimbaşılığına kadar yükselmiş Galen’in de yetiştiği yerdi. 5. yüzyıl başlarında Hırıstiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmî dini olmasıyla birlikte, bu antik çağ tapınak/ hastaneleri de tıpkı diğer antik pagan tapınakları, kehanet merkezleri, olimpik oyunlar gibi “putperest işi” sayıldı ve tarih sahnesinden çekildi.

Tanrıların hastanesi Antik Çağ’da Tanrı Asklepios’a adanan bu tapınak/hastanelerin kalıntıları halen gezilebiliyor.

Asklepionlarda tedavi, doğa içerisinde, insan-doğa uyumunu hedef alarak yapılıyordu. Bunlar şehir merkezlerinin dışında, doğada, duvarlar ve avlularla dış dünyadan ayrılmış huzur veren mekanlardı. Buradaki hekimler/rahipler afyonun da aralarında bulunduğu çeşitli ilaçlarla tedavi dışında, uyku terapisi, rüya yorumları, psikoterapi gibi yöntemlerle hastaları tedavi ediyor; doğayı ve insanı anlamaya çalışıyor; en önemlisi teşhis ve tedaviyi kayıt altına alıyordu. Örneğin Hippokrates “Havalar, Sular, Beldeler” isimli yazmasında, çevre ve iklimin sağlık üzerindeki ve özellikle salgın hastalıkların yayılmasındaki etkisinden bahseder.

Bugün “Hipokratik Koleksiyon” diye anılan antik tıp metinleri ve ünlü “Hipokrat Yemini”, antik çağın gözlem, yorum, yazma ve kayıt altına alma geleneğinin, nasıl bugünkü bilimin temellerini attığını gösteriyor. Bu antik Hipokrat metinleri bugün de hâlâ geçerli ve önemli bir saptamayı bize fısıldıyor: “Hekimlik sanatının sevildiği her yerde insanlık sevgisi de vardır”.