Dünün ve bugünün gündemi e-postanıza gelsin.
0,00 ₺

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

1827’DEN GÜNÜMÜZE UZANAN BİR SAĞLIK GELENEĞİ

Cerrahpaşa: Türk tıbbının 130 yıllık medar-ı iftiharı

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, asırlık tarihi, yetiştirdiği müstesna hekimleri ve hayata döndürdüğü sayısız insanla ülkemizin gurur duyduğu nadir kurumlardan. Darülfünun’dan günümüze gerek yapısal gerek coğrafi gerekse idari birçok değişim yaşayan Cerrahpaşa’nın öyküsü insana, hayatına ve kaliteye duyulan saygının da öyküsü.

Bundan 130 sene önce, 1893’te İstanbul’da baş­gösteren büyük kolera salgını şehri vurmuş; hızla artan hasta sayısı nedeniyle acil hastane ihtiyacı ortaya çıkmıştı. O dönemde hastane­lerin tespitini Şehremaneti’nin Hıfzıssıhha Komisyonu yapı­yordu. Hubyar Mahallesi’nde, Mutasarrıf Hasan Rüştü ve İhsan Efendi’nin sahip olduğu “Takiyüddin Paşa Konağı” diye bilinen boş vaziyetteki büyük ahşap yapı geçici bir hastaneye dönüştürüldü; salgın mağdur­larının tedavisi için kullanılma­ya başlandı.

Nisan 1894’te salgın bitip geçici hastaneler kapatılınca belediye dairesi olarak kulla­nılmaya devam edilen konak, aynı yıl 10 Temmuz’da meydana gelen şiddetli depremde zarar gördü. 1896’da hastane yapıl­mak üzere İstanbul Şehrema­neti tarafından satın alınarak tamir edildi ve bahçesine ek bir pavyon yapıldı ama 1908’e ka­dar yine belediye dairesi olarak kullanıldı. Yakın çevrede Hür­rem Sultan döneminde kurulan Haseki Nisa Hastanesi sadece kadınlar içindi; erkek hastalar için uygun bir sağlık kurumu yoktu. Bu nedenle, erkekler için günün koşullarına uygun bir belediye hastanesi yapılması amaçlandı. Gerekli tamiratı ve Yıldız Sarayı’ndan verilen eşyalarla tefrişatı yapılan ahşap konak, 2. Meşrutiyet’in yıldönü­münde, 23 Temmuz 1910’da 80 yataklı Cerrahpaşa Zükûr Has­tanesi adıyla Şehremini Suphi Bey tarafından açıldı.

Ahşap konak zamanla ihti­yaçlara cevap vermekte yetersiz kalınca, eski şeyhülislamlar­dan Cemaleddin Efendi’nin bağışladığı hastane bahçesinin bitişiğindeki arazide bir cer­rahi binası yapılmasına karar verildi. Takiyüddin Paşa Konağı 1911’de yıktırılarak, birbiriyle bağlantılı iki kargir binanın inşaatına başlandı.

TipTarihi-1
Gazi Mustafa Kemal, 14 Aralık 1930 Pazar günü öğleden sonra Cerrahpaşa Hastanesi’ni ziyaret eder. Başhekim Rüştü Bey ve diğer hekimler tarafından karşılanır. Hastane hakkında bilgi alan Mustafa Kemal, laboratuvarları ve klinikleri inceler, hastalarla sohbet eder ve hastanenin anı defterine “Gördüklerimden memnun oldum. Temizlik, intizam, ciddi mesai takdire şayandır” satırlarını yazar.

1912’de Balkan Savaşı biterken, İstanbul’da tekrar kolera salgını başladı; hasta­ne bahçesine kadınlar için 12 yataklı, erkekler için 24 yataklı ahşap barakalar yaptırıldı. Bu barakalar salgın bittikten sonra da kullanılarak çeşitli tıbbi bi­rimlere dönüştürüldü. Hastane giderek büyümeye başlamıştı; 1913’te 150 yatakla hizmet ver­mekte olan Cerrahpaşa Zükûr Hastanesi’nde cerrahi, dahiliye, bulaşıcı hastalıklar, kulak-bu­run-boğaz, deri ve zührevi hastalıklar servisleri, ayrıca röntgen, patoloji, bakteriyoloji laboratuvarları kuruldu.

Bugün Tıp Tarihi Müzesi olan Merkez Dairesi ve yine bugün Dekanlık olan Cerrahi Pavyonu binaları 1916’da tamamlanarak, kadın ve erkek hastalara hizmet vermek üzere Cerrahpaşa Be­lediye Hastanesi açıldı. Giderek büyüyen hastanenin cerrahi şefliğine 1925’te genç ve idealist bir cerrah olan Dr. Burhaned­din (Toker) getirildi; hastane, cerrahi ve travmatoloji ağırlıklı bir merkez olma yönünde ilerle­mekteydi.

1927’de hastane çevresindeki 70 bin metrekarelik bir alan istimlak edilerek yapılan Dahi­liye Pavyonu (daha sonra yakın zamanlara kadar psikiyatri kliniği olarak hizmet vermiştir) 1930’da hizmete girdi. Burası hastanenin cumhuriyet döne­minde inşa edilen ilk binasıydı ve yatak sayısı 250 olmuştu.

TipTarihi-2
1893’teki kolera salgınında hastane olarak kullanılan bina, bir dönem belediye dairesi olarak hizmet verdi. 1907’de koleranın tekrar başgöstermesiyle yeniden hastane oldu.

Askerî ve sivil tıbbiyenin birleştirilmesinin ardından tıp eğitimi veren yegane kurum hâline gelen Darülfünun Tıbbi­yesi, 1909’dan itibaren Haydar­paşa’da bulunuyordu. Darülfü­nun’da inceleme yapmak üzere, Türk hükümetinin davetiyle 1932’de İsviçre’den gelen Prof. Albert Malche, hazırladığı raporda Haydarpaşa’daki tıp öğrencilerinin yeteri kadar hasta görerek uzmanlaşma im­kanı bulamadığına değinmişti. Bu rapordan yaklaşık 1 yıl sonra yapılan üniversite reformunda Darülfünun’un bütün fakültele­ri kaldırıldı ve 1 Ağustos 1933’te 2252 Sayılı Kanun’la İstanbul Üniversitesi ve ona bağlı tıp, hukuk, edebiyat ve fen fakül­teleri kuruldu. Darülfünun Tıp Fakültesi, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi adını almıştı ve aynı yıl Maarif Vekaleti’nin kararıyla Haydarpaşa’dan Beyazıt’taki eski Harbiye bina­sına taşındı. Fakültenin klinik eğitimleri Haseki, Şişli Etfal, Vakıf Gureba, Bakırköy Emraz-ı Akliye ve Cerrahpaşa Belediye Hastanesi’nde yapılacaktı.

Üniversite reformu ile birçok öğretim üyesi görevden alın­mış, aynı tarihlerde Alman­ya’da Nazi baskısına maruz kalan biliminsanlarından Türkiye’ye davet edilen Nissen ve Igersheimer gibi hekimler de tıp fakültesinde göreve başla­mıştı. 1933’ten itibaren İstanbul Tıp Fakültesi’nin klinikleri 300 yatak kapasitesine ulaştı. Hem öğrencilere düzenli bir eğitim hem de hasta tedavi hizmetleri verilmeye başlanan Cerrahpaşa Hastanesi’nde, dahiliye kliniği şefi Atatürk’ün de doktoru olan kalp mütehassısı Neşet Ömer (İrdelp), cerrahi kliniği şefi Ru­dolf Nissen ve göz kliniği şefi de Josef Igersheimer oldu. Cerrah­paşa ününe ün katıyordu. Yine aynı yıl, üniversite kliniklerinin nakli esnasında Cerrahpaşa’nın ilk dershanesi yaptırıldı; İstan­bul Üniversitesi’nin Cerrahpa­şa’da yaptığı bu ilk bina Ord. Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp’in ölümünden sonra “Neşet Ömer Amfisi” olacaktı. Cerrahpaşa artık “Cerrahpaşa Yerleşkesi” olmuştu.

TipTarihi-3
1912 kolera salgınında hastane bahçesinde yapılan barakalar.

1940’ta Ziya Gün’ün bağışıyla 60 yataklı modern yeni bir göz kliniği, 1941’de deri ve frengi servisi ve 1943’te 150 yataklı yeni 1. cerrahi kliniği hizmete açıldı; 1988’e kadar hizmet ve­recek olan bu binada, o devrin en modern cerrahi kliniği hayat bulmuştu. 1941’e kadar Prof. Dr. Nissen’in yönettiği 1. cerrahi kliniği, 20 Ağustos 1951’deki ani vefatına kadar Prof. Dr. Burha­nettin Toker tarafından yöne­tildi. Tıp fakültesinin önemli bir bölümü artık Cerrahpaşa’daydı.

1950’lerde tıp fakültesi eğitim klinikleri Cerrahpa­şa ve Çapa yerleşkelerinde toplanmıştı. Kadın-doğum kliniği 1933, çocuk hastalıkları kliniği 1948’den beri Haseki Hastanesi’nde bulunuyordu. Her iki kliniğin Cerrahpa­şa yerleşkesindeki temelleri 1953’te atıldı. Hizmet kapasitesi ve kadrosu büyüdükçe yöne­tim sorunları ortaya çıkan Tıp Fakültesi, daha çok öğrenci alması yönünde baskıya maruz kalıyordu. 1960’ta 46’sı İstan­bul Tıp kadrosunda olan 147 öğretim üyesi üniversiteden çıkarılmış, 1962’de kliniklerine geri dönmüşlerdi. 1963’te yeni bir tıp fakültesi yönetmeliği hazırlanmış ve 1964’te İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin Çapa ve Cerrahpaşa yerleşkeleri idari bakımdan iki ayrı fakülte olarak ayrılmıştı.

Türkiye’nin yeni üniversite­lere, özellikle tıp fakültelerine ihtiyacı vardı. Yüksek Öğrenim Şurası’nda da gündeme geldiği üzere, 10 Aralık 1965 tarihinde Çapa ve Cerrahpaşa’nın iki ayrı fakülte hâlinde örgütlenmesi kararı alındı. Çapa’da göz, üro­loji, nöroloji, çocuk ve anestezi kürsüleri kurulurken, Cerrah­paşa’da fizik tedavi, radyoloji, cildiye, kulak-burun-boğaz, ortopedi, anestezi, psikiyatri kürsüleri açıldı.

TipTarihi-4
Burhanettin Toker ve Rudolf Nissen (ikinci sıra soldan ikinci ve üçüncü) asistanlarıyla, 1938.

Cerrahpaşa Hastanesi’nde 1953’te temeli atılan çocuk has­talıkları ve kadın-doğum kli­nikleri, 20 Ocak 1967’de ders­haneleri ve amfileriyle hizmete girdi. Cerrahpaşa yerleşkesinde hastane kapasitesi 1.000 yatak olmuştu. 6 Mayıs 1967’de fakülte kurulunun, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin ikiye ayrılarak Cerrahpaşa yerleşkesinde İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi adıyla yeni bir tıp fakültesi kurulması kararı tutanaklara geçti ve İ.Ü. Sena­tosu’nun 27 Temmuz 1967’de yapılan oturumunda kara­ra bağlandı. Eski fakültenin devamı kabul edilen Çapa’daki fakülteye “İstanbul Üniversi­tesi Tıp Fakültesi” adı verildi; Cerrahpaşa’daki fakülte ise yeni kurulmuş kabul edilerek “İstanbul Üniversitesi Cerrah­paşa Tıp Fakültesi” adını aldı. Halbuki her iki fakülte de kuru­luşundan beri eski fakültenin bir parçası olarak var olmuştu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin kuruluş tarihi uzun yıllar son­ra, 2019’da düzeltilecekti.

Öte yandan Cerrahpaşa’daki binaların mülkiyeti İstanbul Belediyesi’ndeydi. Fakülte komisyonu binaların satın alınmasına karar vermiş, fakat belediye meclisinde “yoksul ve kimsesiz hastalar nerede tedavi görecek?” muhalefeti üzerine “Cerrahpaşa Hastanesi binaları satılamaz” kararı çıkmıştı.

TipTarihi-5
1943’te hizmete açılan bina, dönemin en modern cerrahi kliniği olarak tıp tarihinde çağdaş yapılanmanın bir örneği.

6 Eylül 1967 tarihli gazete­lerde Cerrahpaşa Tıp Fakülte­si’nin ilk dekanı Prof. Dr. Celal Öker’in ilk demeci yayımlandı: Fakültenin bütün üniteleriyle kurulduğu ve 2 Ekim’de bütün sınıflarda öğretime başlanaca­ğı duyuruluyordu. Öte yandan bina sorunu henüz çözülme­mişti ve belediye binalarının üniversiteye devredilmesi gerekiyordu. 19 Eylül 1967’de olağanüstü toplanan İstanbul Belediye Meclisi’nde, Cerrah­paşa yerleşkesindeki belediye binalarının Cerrahpaşa Tıp Fa­kültesi’ne tahsis edilmek üzere 25.800.000 Türk lirası karşılı­ğında İstanbul Üniversitesi’ne devredilmesine karar verildi. 22 Ekim 1967’de İstanbul Valisi Vefa Poyraz, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Memduh Tağmaç, İstanbul Üniversitesi Rektörü Ord. Prof. Dr. Ekrem Şerif Egeli, Belediye Başkan Haşim İşcan, İstanbul Üniversitesi’nin iki tıp fakültesinin dekanları Prof. Dr. Cihat Abaoğlu ve Prof. Dr. Celal Öker, öğretim üyeleri ve konukların katıldığı bir tören­le devir gerçekleşti. 2 Ekim 1967 tarihinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde eğitim ve öğretim başladı.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi binaları artık fakültenindi… 1967’de 1.000 yatak ve 75.000 m2 alanda hizmet veriyordu ve o ders yılında toplam 903 öğ­rencisi vardı. Tıp Fakültesi’nin klinikleri hasta kabulüne ve eğitime kesintisiz olarak devam ettiler. 1970’lerde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin Hemşire ve Laborant Okulu ile Ebe Okulu eğitime başladı; merkez labora­tuvarı hizmete girdi ve fakülte merkez kitaplığı faaliyete geçti. 1973’te kuruluşunu üstlen­diği Edirne Tıp Fakültesi’nin 1974’ten başlayarak 1982’ye ka­dar öğrencilerinin tıp eğitimle­ri de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bünyesinde yapıldı. İç Hastalık­ları yeni binası 1975’te, Temel Bilimler Binası 1978’de yapıldı; yeni amfiler açıldı ve aynı yıl Göz, KBB, Üroloji ve Dermato­loji kürsüleri yeni binalarına taşındı.

TipTarihi-6
Burhanettin Toker (önde ortada), Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde asistan ve öğrencileriyle, 1941.

6 Kasım 1981 tarihinde yürürlüğe giren 2447 Sayılı Yüksek Öğretim yasası uyarın­ca, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kürsüleri anabilim dallarına dönüştü. Yine 80’lerde Merkez Araştırma Laboratuvarı ve Mer­kez Kütüphanesi, kapalı spor salonu hizmete açıldı. 1987’de Prof. Dr. Uğur Derman’ın ku­rucusu olduğu bir İngilizce Tıp Programı açılarak eğitim ve öğretime başlandı. 1988 yılında Cerrahi Monoblok binası açıldı. Dekanlık 1995’te yeni bir binaya taşındı ve eski dekanlık bina­sında 2004’te Tıp Tarihi Müzesi açıldı.

9/5/2018 tarih ve 7141 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Ek Madde 182’yle, İstanbul Üni­versitesi-Cerrahpaşa adıyla yeni bir üniversite kuruldu. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin dışında Florence Nightingale Hemşirelik, Hasan Ali Yücel Eğitim, Orman, Sağlık Bilimle­ri, Spor Bilimleri, Veterinerlik, Mühendislik Fakülteleri ile yeni kurulan Diş Hekimliği, İktisat, İşletme ve Eczacılık Fakülteleri de yeni üniversitenin kapsa­mındadır.

TipTarihi-7
1913’te Şehbâl dergisinde yayımlanan bu fotoğraf, Cerrahpaşa Hastanesi’nin bugün ayakta olan en eski binasıdır ve günümüzde dekanlık olarak kullanılmaktadır.
TipTarihi-8
Cerrahpaşa Hastanesi’nin “muazzam bir sağlık sitesi” olarak tanıtıldığı 28 Şubat 1955 tarihli Akşam gazetesi haberi.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 18 Mayıs 2018’den itibaren eği­tim-öğretim faaliyetlerini İs­tanbul Üniversitesi-Cerrahpa­şa’ya bağlı olarak sürdürmekte ve geçen zaman içinde yıpranan ve hasar gören yapılarda res­torasyon ve yerinde dönüşüm çalışmaları devam etmekte iken; 6 Şubat 2023’te yaşanan Kahramanmaraş depreminin ardından süreç hızlandırıldı ve risk arzeden binalar boşaltıldı. Boşaltılan binalardaki klinikler yeniden yapım sürecinde geçici olarak Yeşilköy’deki Cerrahpa­şa Tıp Fakültesi Prof. Dr. Murat Dilmener Hastanesi’nde hizme­te devam etmekte.

19. yüzyıl sonuna doğru, geçici kolera hastanesi olarak kurulduğu yıllardan beri sağlık hizmeti sunan Cerrahpaşa Has­tanesi, yurdun her köşesinden her hastaya kapısı her zaman açık ve Türkiye’nin en güveni­lir sağlık kurumlarından biri olmaya devam ediyor.

1933’ten beri kesintisiz tıp eğimi veren kurum, üniversite giriş sınavlarında hekim aday­larının ilk tercihlerinde yer alıyor ve mezun ettiği hekimle­rin tıpta uzmanlık sınavı (TUS) başarısında yine ilk sıralarda bulunuyor.

TipTarihi-9
Yerinde yeniden yapılandırılan Cerrahpaşa’ya öğrencilerin geçici vedası, 2023.

(… – 1604)

Cerrah Mehmet Paşa: Semte, camiye, hastaneye adını verdi

TipTarihi-KUTU1
1594’te inşa edilen cami, daha sonra restorasyonlar geçirerek günümüze kadar varlığını korudu.

Cerrahpaşa adı, Osmanlı sadrazamlarından Cerrah Mehmet Paşa’nın yaptırdığı külliyeden geliyor. Enderun’da yetiştirilmiş bir devşirme olan Cerrah Mehmet Paşa, Yeniçeri ağası iken 1578’de 2. Selim’in kızı ve Piyale Paşa’nın dul eşi olan Gevher Sultan’la evlendi. 1582’deki vezirliği sırasında 3. Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’i sünnet ettiğinden dolayı “cerrah” lakabıyla anıldı. Takip eden yıllarda 3. Mehmed devrinde Hadım Hasan Paşa’nın azli üzerine 9 Nisan 1598’de sadarete getirildi. Sadrazamlık makamında 9 ay kalabildi; gut hastalığı sebebiyle aktif çalışması mümkün olmadığından 6 Ocak 1599’da azledilerek yerine Damat İbrahim Paşa getirildi. 10 Ocak 1604’te vefat eden Cerrah Mehmet Paşa’nın kabri, yaptırdığı caminin haziresindeki türbededir.

Kitabesinde 1594’de inşa edildiği yazan Cerrah Mehmet Paşa Külliyesi’nin mimarı, Mimar Sinan’ın haleflerinden Davut Ağa’dır. Gevher Sultan’ın 1587- 88’de kurduğu medresenin karşısında klasik Osmanlı Türk mimarisi tarzında inşa edilen külliyenin içinde cami, çeşme, şadırvan, türbe ve çifte hamam yapılmıştır. 1660’ta yaşanan büyük yangında içine sığınanlarla birlikte yanmış ve ertesi yıl tamir edilmiştir. 1782’de bir diğer büyük yangında yine zarar görmüş, 1894 depreminde ise minaresi ve son cemaat yerinin kubbeleri yıkılmıştır. Minaresi 20. yüzyıl başlarında yeniden yapılmış, 1958’de ve 1982’de restore edilmiş; külliyenin doğu kısmında kadınlar ve erkekler için yapılmış olan çifte hamam ise 1908’de kapandıktan sonra bakımsızlıktan yıkılmış ve geriye hiçbir şey kalmamıştır.

Cerrah Mehmet Paşa Camii, 16. yüzyıl Türk mimarisinde kubbesi altıgen kaideye oturan en güzel eserlerden biridir; merkezî kubbenin ağırlığını altı fil ayağı taşımaktadır. Ana duvarlar ve kubbe kasnağı üzerinde çok sayıda pencereden bol ışık alır. Sadece kubbe kasnağında 18 pencere vardır. Cami avlusunu çevreleyen duvarlar kesme taştan; kuzeyde orta kısmındaki avlu kapısı kemerlidir. Avluda 16 köşeli mermer bir şadırvan havuzu; kuzeybatı köşesinde sekizgen planda yapılmış klasik bir Osmanlı türbesi ve içinde Cerrah Mehmed Paşa ile oğullarına ait üç ahşap sanduka vardır. Bizans döneminin 12. bölgesinde, Yedinci Tepe’de kurulan Cerrahpaşa Hastanesi, 1930’lara kadar topografik olarak eski Hubyar Mahallesi sınırları içinde yer alırdı. 1928 İstanbul belediye reformundan sonra eski mahallenin sınırları düzenlenerek adı Cerrahpaşa olarak değiştirildi.

(330-1711)

TipTarihi-KUTU2
17.yüzyıla tarihlenen Avrat Pazarı minyatürü
bugün Venedik’teki Museo Correr’de.

Bizans’tan Osmanlılar’a, Arkadius’tan Avrat Pazarı’na

Roma İmparatoru 1. Konstantin, 330’da başkent yaptığı Byzantion’a 7 tepe üzerinde kurulmuş Roma’dan esinlenerek “Nova Roma” adını vermiş; sonraları kurucusuna ithafen Konstantinopolis (Kostantiniyye) diye anılan bu şehir 395’ten sonra Doğu Roma İmparatorluğu’na başkent olmuştu.

Güneyindeki Theodosius Limanı’yla büyük bir ticaret merkezi olan bu zengin şehir yeniden inşa edilirken Eski Roma gibi 14 bölgeye ayrılmıştı. Genişleyen şehrin hipodromu, devasa bir sarayı, heykellerle süslenmiş sokakları vardı.

İmparator Arkadius’un 7 tepeli şehrin yedinci tepesi olan Xerolophos’da yaptırdığı, dört köşeli kaide üzerinde 47 metre yüksekliğindeki anıt 421’de tamamlandı. 740’taki depremden sonra zirvesindeki heykel devrildi; geçen zaman içinde depremlerden ve üzerine düşen yıldırımlardan çok zarar gördü.

1453’te Fatih, Kostantiniyye’yi payitaht ilan ettiğinde de Arkadius anıtı varolmaya devam etti. 2. Bayezid döneminden itibaren etrafındaki alanda kadınların ticaret yaptığı ve “Avrat Pazarı” diye bilinen bir pazar kurulması nedeniyle “Avrat taşı” olarak anılan sütun; 1711’de onarılamayacak kadar hasarlı olduğundan ve devrilme tehlikesi gösterdiğinden yıktırıldı.

İstanbul’un “suriçi” dokusu birbirine bitişik mahallelerden oluşuyordu ve Bizans’ın yedinci tepesinde, Fatih devrinin sonlarında var olan 4 mahalle, Hubyar, İsa Kapısı, Kasap İlyas ve Sancaktar Hayrüddin mahalleleriydi. Arkadius sütununun kaide kalıntısını eski Hubyar Mahallesi’nde, Cerrahpaşa Haseki Kadın Sokağı’nda, sokağa bakan cepheden görmek halen mümkün.

Devamını Oku

Son Haberler