1928 doğumlu Gani Yener, 1950’li yılların başından itibaren İngilizceden yaptığı tercümelerle dünya edebiyatının önemli eserlerini dilimize kazandırır. Gani Bey 60’lı yıllarda o dönemki Elif Kitabevi’nin yurtdışında tanınmasını sağlar ve 70’li yıllarda pek çok ünlü uzmanı da yayınevinin dostu yapar.

Sahaflar Çarşısı’nın 60’lı-70’li yıllarına damgasını vurmuş birkaç büyük simasından biridir Gani Yener Bey. Şeyh Muzaffer Ozak, Nizamettin Aktunç, İsmail Akçay, Raif Yelkenci, Necati Alpas, Arslan Kaynardağ, Ali Ertem gibi bugün hayatta olmayanlar dışında, yaşayan iki büyük ustadan biridir. Kıymetli İbrahim Manav ustamız ile birlikte hayatta olan en büyük meslek büyüğümüzdür.

Yazarımız Emin Nedret İşli, Gani Yener’le birlikte

Artık evlerine çekilmiş olan bu iki büyük ustadan Gani Bey’i, kendilerinden çok şey öğrenmiş bir çırak olarak anlatmak, tanıtmak istiyorum. Gani Yener 1928’de İstanbul’da doğmuştur. Babası işinsanı Hikmet Bey, annesi Nezihe Hanım’dır. 1940’ta ilkokuldan mezun olup Galatasaray Lisesi orta kısmında okumuştur. High School’dan 1946’da mezun olmuş ve babası Hikmet Bey’in sahibi olduğu Şark-Yenen Çikolata fabrikasında çalışmaya başlamıştır. Ailesinin sahibi olduğu fabrikaları yöneten Gani Bey, Nebioğlu Yayınevi tarafından çıkarılan Türkiye’de Kim Kimdir Ansiklopedisi’nde “fabrikatör” olarak yer alır.

Yener, daha önce babası Hikmet Bey’in sahibi olduğu Şark-Yenen Çikolata Fabrikası’nda çalışıyordu.

1950’li yıllarda Adnan Menderes’in siyasi baskısıyla karşılaşan Yener ailesi ve Gani Bey, kendilerine ait fabrikalarda çalışan yüzlerce işçinin Menderes’in kurdurduğu Vatan Cephesi’ne üye yapılmasını onaylamadıkları için kısa zamanda hükümetin hışmına uğrar. Çeşitli siyasi ve mali-hukuki baskılar sonucu iflas ederler. Gani Yener’in bu tarihten sonra yapabileceği iki iş kalmıştır. O da çevirmenlik ve kitap ticaretidir. Bir yandan yetkin İngilizcesiyle kitaplar çevirirken, öbür yandan kapanan fabrikaların hukuki ve mali sorunlarıyla uğraşır.

İlk çevirdiği kitap, H. F. Longellow’dan Evangeline, Bir Acadie Hikâyesi adını taşır. Hilmi Kitabevi’nin yayımladığı bu eserin tarihi 1951’dir. Yine Hilmi Kitabevi aynı yıl H. Rider Haggard’ın Hazreti Süleymanın Hazineleri isimli eserinin çevirisini basar Gani Yener’in. Bu çevirileri daha sonraları Lord Byron’dan Chillon Mahpusu (1958), T. J. B. Spencer’dan Tenkit Sanatı (1962), A. Eisner Putnam’dan Kongo Pigmileri Arasında Sekiz Yıl (1962), R. T. Cross’tan Yuvanın Saadeti (1963), Agatha Christie’den Nil Cinayeti (1963), G. Wickham-G. Brereton’dan Dram Sanatı (1964), Andrew L. Stone’dan Öldüren Dakikalar (1965), Mihail Şolohov’dan Don Nehri Sakin Akar” (4 Cilt, 1965), Richard Llewellyn’den Vadim O Kadar Yeşildi ki (1966), Ignacz Kunos’dan Yaşayan Masallar Dizisi (1968), Ignacz Kunos’dan Türk Masalları (1986) izler.

Yayıncı ve çevirmen Arslan Kaynardağ’ın açtığı Elif Kitabevi’nin dünya kitapçıları arasında söz sahibi olmasında azımsanamayacak bir katkısı olan Gani Yener, Hazreti Süleyman’ın Hazineleri, Evangeline gibi çevirileriyle de hatırlanıyor.

Bu çeviri faaliyetinin yanısıra, 1951 Komünist Tevkifatı sırasında İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden çıkarılan Arslan Kaynardağ’ın Sahaf Muzaffer Özak’ın yardımı sayesinde açtığı Elif Kitabevi’ne her türlü desteği vermeye başlar. Elif Kitabevi’nin kuruluşuna ve Arslan Kaynardağ’ın dünya kitapçıları arasında söz sahibi olmasında Gani Yener’in katkısı çok büyüktür.

Varlıklı zamanlarında Sahaflar Çarşısı’nın gözde kitap toplayıcısı Gani Yener, ailenin maddi kayıpları sonrasında biriktirdiği büyük kitap koleksiyonlarını yavaş yavaş elden çıkarmaya başlar. İlk satılan mühim birikimi, Halkevi dergileri koleksiyonudur. Özen ve titizlikle toplanan Halkevi dergileri, dağılmadan Boğaziçi Üniversitesi kütüphanesine satılır. Hem kitabiyat bilgisi hem de İngilizceye vukufu nedeniyle Gani Bey, Elif Kitabevi’nin yurtdışında tanınmasını sağlar ve 70’li yıllarda pek çok biliminsanını yayınevinin dostu yapar. O dostluklara örnek olacak bir mektup, dünya çapındaki halkbilimcimiz Prof. İlhan Başgöz’ün kaleme aldığı mektuptur. Gani Yener’e yazdığı mektupta şöyle der:

“Indiana University

Department of Uralic and Altaic Studies

27. 01. 1989

Sevgili Gani,

Memleket, hayat ve insan sevgisi ile dolu mektuplarınla beni gerçekten içlendiriyor ve sevindiriyorsun. Karacaoğlan’ın dediği gibi “Üç beş kişi kaldı türkü diyenler”. Sen onların haslarından birisin. Doğa ile başbaşa, renkli dünya artık tarihlerde ve düşlerde kaldı. O kadar ki, kendi akrabam çocuklar mandanın ne olduğunu bilmiyorlar, bulgur pilavı yememişler. Kendi kültürlerinde bu kadar yozlaşma anlaşılır şey değil. Yerden ve geçmişten kopmak zamanımızdaki kızgınlıkların en önemli nedeni bence. Ayağını basacak yer bulunmazsa nasıl ayakta duracaksın?

Benim dramım başka türlü. Burası benim yerim değil. Ama, çalışma alanım yerli, tümden bizim. Onun için çok sıkılsam da, ara sıra senin gibi kadir bilen dostlardan bir ses geldi de “Hoca seni unutmadık, bize katkını küçümseme” dendi mi içim sevinçle doluyor.

“Yaran-ı vefadan bizi özler bulunursa, düştük seferi gurbete muhtac-ı duayız”.

Sevgiler ve sağlık, esenlik dilekleri yollarım.

İlhan Başgöz

P.S. Ganiciğim, 8-10 kitaplık bir seri basacak zengin bir yayıncı biliyorsan bana adresini yazar mısın?”

Halen evinde muhteşem bir kütüphaneyi muhafaza eden Gani Yener, Elif Kitabevi’nde arka planda kalmayı tercih ederek mütevazı hayatını sürdürmüş; henüz yazılmamış Türk çeviri tarihinin kahramanlarından biri olarak edebiyatımıza eşsiz eserler kazandırmıştır. Büyük ustaya sağlıklı ömürler diliyor, emekleri için şükranlarımızı sunuyoruz.