Aziz Nesin’in çıkardığı en meşhur olmasa da en önemli haftalık mizah gazetelerinden biri olan Medet!, 1950 yılında hem CHP’ye hem DP’ye yükleniyor, İnönü’ye de Menderes’e de “acımıyordu”. Basın özgürlüğü ve mizah tarihimizde bir kilometre taşı. 

Mizah ve karikatür tarihimizin öksüz evladıdır Medet!. Aziz Nesin’in Sabahattin Ali ile birlikte çıkardığı Markopaşa mizah gazetesinin devamı olan ve haftada iki kez çıkan bir süreli yayındır. 41×29 cm. ölçülerinde, ilk kez 23 Nisan 1950 tarihinde yayımlanmıştır. Cumhuriyet dönemi karikatür antolojisi sayılabilecek Karikatürkiye, Karikatürlerle Cumhuriyet Tarihi 1923-2008 isimli büyük ve kapsamlı çalışmada ismi üç yerde geçmektedir. Turgut Çeviker’in gerçekleştirdiği bu çalışmanın mizah dergileri kaynakçasında bildirilen 22 sayı çıktığı bilgisi tashihe muhtaçtır. Medet!, bazı sayıları ikinci baskı yapılmış ve toplam 25 sayı yayımlanmıştır. 

Gazetenin amacı: Halka hizmet 

Aziz Nesin’in Medet!’in ilk sayısında yazdığı ve gazetenin çıkış amacını özetleyen yazısı.

Aziz Nesin 50’li yıllarda…

Bizim görebildiğimiz son sayı, 27 Temmuz 1950 tarihli olup gazetenin sağ üst köşesinde iri puntolarla “ikinci baskı” kaydı bulunmaktadır. Yine bu sayıda “Okuyucularımıza” başlığıyla verilen bir haberde “Gazetemizin, yalnız yaz ayları için haftada bir defa Perşembe günleri çıkacağını okuyucularımıza bildiririz” denilmektedir. Medet! gazetesinin bazı sayıları gördüğü ilgi yüzünden ikinci baskı yapmıştır. 25 Mayıs 1950’de çıkarılan “İnönü Fevkâlade Sayımız, Sen On İki Yıl Başımızda Üçüncü Aptulhamittin!” başlıklı 10. sayının ikinci baskısı da elimizdedir. Bu ikinci baskının, gazetenin logosunun kırmızı mürekkeple basıldığı, 3 Haziran 1950 Cumartesi günü tekraren çıkarıldığı ve sayı numarasının da 11 olarak konulduğu görülür. Ama gazete aslında Mayıs ayında eski numara düzenini sürdürmüş, düzenli numara alarak yayınına devam etmiştir. 

III. Abdülhamittin (!) 1950 seçimlerini kaybeden İsmet İnönü’yü direkt hedef alan ve Çankaya Köşkü üzerinden cumhurbaşkanını eleştiren Medet!, bir sayısını da özel sayı olarak sadece İnönü’ye ayırmıştı. 

Gazete çıkmadan önce Aziz Nesin bir el ilanı bastırmış ve dağıtmıştır. Bu ilan, 1946’dan itibaren çıkan Markopaşa ve benzeri mizah gazeteleri hakkında ilk ağızdan bilgiler veren bir belge niteliğindedir. 

İlk sayıdan itibaren Çemberlitaş Cami Sok. No: 59 adresinde çıkarılan derginin “Sahibi ve bu sayıda neşriyatı fiilen idare eden: Mefkur Demiray” kaydı, 27 Temmuz 1950 tarihinde çıkan 25. ve son sayıya kadar aynen devam eder. 

Harekete geçen irtica… 

Aziz Nesin tarafında kurulduğu ve yönetildiği kesin olan bu 25 sayılık önemli mizah gazetesinin bir garip yönü de Aziz Nesin biyografilerinin pek çoğunda adının bile yer almıyor olmasıdır. Yapı Kredi Yayınları’nın hazırladığı Tanzimat’tan Günümüze Edebiyatçılar Ansiklopedisi başta olmak üzere Aziz Nesin’i anlatan eserlerin pek çoğunda Medet!’in adı bile geçmemektedir. Halbuki gazetenin ilk sayıdan itibaren, dördüncü sayfanın sol alt köşesinde Aziz Nesin’in “Markopaşa Meselesi” başlıklı anıları tefrika edilmiştir. 24 sayı süren bu anı/yazı sadece 8 Haziran 1950 tarihli 13. sayıda yoktur. O da “Yazılarımızın çokluğundan, (Markopaşa Meselesi) tefrikamızı bu sayımızda koyamadık. Özür dileriz” şeklinde bir bilgi notuyla duyurulmuştur. 

66 sene önce yazılabiliyordu! Medet!’in başyazılarında hem İnönü CHP’sini hem de Menderes DP’sini diktatörlükle suçlayan satırlar… 

Aziz Nesin’in ikinci sayıda bir karikatürüne de rastladığımız Medet!’in 6 Temmuz 1950 tarihli 21. sayısında Aziz Nesin biyografilerinde öne çıkan dergilerinden Yeni Başdan’ın ilk sayısının çıktığı ve ikinci sayısının da Cumartesi günü çıkacağını belirten bir ilan bulunmaktadır.

‘Türkiyede sansür yoktur’ hele otosansür hiç yoktur 

Birbirinden zevkli, günümüz ile örtüşen manşet ve mizah yazılarının yer aldığı Medet!’ten ibret verici bir yazı. 

“Eskiden ne fena imiş, hain padişahlar, zalim padişahlar zamanında söz hürriyeti, matbuat hürriyeti yokmuş! O zamanlar sansür varmış, bütün yazıları gazetede basılmadan evvel inceler, işine gelmiyen yerleri çıkarırlarmış. Bu yüzden muharrirler hapse girmezlermiş! 

Aman iyi ki o günlere yetişmemişiz, şimdi sansür yok, istediğin gibi yaz, oh çok şükür bu günlere! 

Ben yazımı yazdıktan sonra babam: 

– Aman oğlum! Der – ne olur ne olmaz, bir kere bana oku da başın belaya girmesin! 

Yazımı okuduktan sonra da: (şurasını çıkar, şurasını da çıkar, aman burasını da çıkar!) diye yazıyı budar. Ondan sonra bir arkadaş: 

– Bilirim ben senin kalemin sakardır, şu yazıyı bir de bana oku, der. Ona da okurum… 

– Yooo… Burasını sil, şurasını çiz… 

Der. Onun da tavsiyesini dinlerim. Bir kaç arkadaş daha okur; keser, biçer, ondan sonra sekreter: 

– Ben seni severim, oku şu yazıyı Allah aşkına! diye israr eder. O da: “burasını değiştir, şurasını hafiflet!” diye öğütler verir. Onu da dinlerim. Sıra yazı işleri müdürüne gelir, o haklı olarak: 

– Sen hapsi göze aldınsa ben almadım, o cümleyi çıkar bir, o satırı da kaldır! der. 

Sonra korkularından matbaacı, baş mürettip de birer birer yazıyı dinler; (Çıkar, çiz, kaldır) tavsiyelerinde bulunurlar. 

– Mamafih bütün bunlara güvenemem. Bir kere de, bir avukata danışırım. O da: 

– Burası olmaz, şurasını çıkar! diye çizer bozar. Nihayet yazı kuşa benzer ve gazetede basılır. 

Aman efendim eskiden ne imiş o, sansür varmış, istediğin gibi yazı yazmanın imkanı yokmuş… Oh şimdi ne rahatız istediğin gibi yaz! 

İşte böylece yazım gazetede çıkar ve ertesi gün de mahkemeye verilir ve kodesi boylarım. Kodese girdiğime şaşmam da kuşa benzemiş bu yazıları okur da nasıl gülersiniz, işte ona şaşarım!”