50’li yılların İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, şehirde akşam-gece saatlerinde içki içen ve çevreye rahatsızlık veren kişilerle ilgili ilginç bir uygulama başlatmıştı. Bunlar gözaltına alındıktan sonra hastaneye götürülüyor, iğne vurularak kusturuluyor ve serbest bırakılıyordu. Hukuka aykırı bulunan uygulama, gazetelerde tartışma başlatmış ve ilginç haberler yayımlanmıştı. 

 İstanbul’un en renkli valilerinden biri olan Fahrettin Kerim Gökay (1900- 1987), aynı zamanda alkole karşı olan katı tutumu ile de tanınır. Gökay, ünlü bir ruh ve sinir hastalıkları uzmanı olduğu için, tıpkı Mazhar Osman gibi içkinin kişilik buhranlarına ve büyük toplumsal sancılara sebebiyet verdiğini, soyu bozduğunu savunuyordu. Yeşilay dergisi ve İçki Düşmanı Gazete gibi süreli yayınların da kurucuları arasındaydı. Uluslararası alkolizmle mücadele kongrelerine katılıyor, bu kongrelere bildiriler sunuyor, kongrelerde alınan kararları yerel yayınlar vasıtasıyla Türk halkıyla paylaşıyordu. 

Gökay 1949’da Lütfi Kırdar’ın yerine İstanbul valiliği görevine getirildi. Vali olduktan sonra alkolizmle mücadelesini daha da etkin biçimde sürdürdü. İçki karşıtı tutumundan dolayı, “akşamcılar” 25’lik Yeni Rakı’ya onun adını verir oldu. Zira bu rakıların şişeleri de tıpkı Fahrettin Kerim gibi kısa boylu ve tıknazdı! 

Dönemin başbakanı Adnan Menderes ve İstanbul’un en “renkli” valileri arasında gösterilen Fahrettin Kerim Gökay aynı karede… 

Valiliği döneminde Ankara valiliği ile ortak tutum takınarak içki kullanımına tavır aldı. Hatta bu konuda tartışılan bazı kararlara da imza attı. İçki içen ve çevreye rahatsızlık veren kişileri hastaneye sevk ederek iğne yoluyla kusturmak da bu tartışılan kararlarından biri olarak tarihe geçti. İstanbul halkı arasında “mini mini valimiz” diye anılan Gökay’ın, sarhoşları toplatarak şehirdışına bıraktırdığı şeklinde bir dedikodu yayıldı. Lakin buna ilişkin bir kanıt ortaya çıkmamıştır. Öte yandan gazetelerde Ankara Valiliği’nin böyle bir karar uyguladığına dair iddialar bulunmaktadır. 

Cumhuriyet gazetesinin 13 Ekim 1952 tarihli nüshasında, iğneyle mideleri temizlenen sarhoşlar haber olmuştu.

Böyle ceza görülmedi! 

Cumhuriyet gazetesinin 13 Ekim 1952 tarihli nüshasında Fahrettin Kerim Gökay’ın içki içip etrafa rahatsızlık verenlere karşı başlattığı ilginç bir uygulamadan bahsedilmekte. Habere göre İstanbul’da, bir ilkyardım hastanesinde kurulan birime getirilen sarhoşlar, iğne vurulmak suretiyle kusturuluyor, yüzleri yıkandıktan sonra da serbest bırakılıyordu. Cumhuriyet gazetesi muhabiri Feyyaz Tokar bu uygulamanın izini sürmüş ve İstanbul Emniyet Müdürü Ahmet Tekelioğlu ile hastanenin yolunu tutmuştu. Saat 22.00 sularında hastaneye gelen muhabir, Doktor Hilmi Evyapan’la görüşmüştü. Doktor, saatin sözkonusu uygulamaya şahit olmak için henüz erken olduğunu söylemişti. Zira muhabirin hastane ziyareti cumartesiye denk geldiği için, sarhoşların biraz daha geç bir saatte “düşmesi” bekleniyordu. 

Sarhoşları yola getirmek için düzenlenen oda, o sırada 8 günden beri faal haldeydi. Odada Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı 6 doktor sıra ile nöbet tutmaktaydı. Uygulama başlamadan önce her gece en az 15-20 kişinin bu merkeze getirileceği hesaplanmış ancak korkulan olmamıştı. 8 gece zarfında topu topu 9 kişi getirilmişti. Bunlardan 6’sı sarhoşluğu had safhaya çıkmamış, ancak yoldan geçen kişilere laf atmış kimselerdi. Diğer üçü ise körkütük sarhoşlardı. Hafif sarhoş olanların mideleri foşer tüpleri vasıtası ile temizlenirken, sarhoşlukları daha aşırı olanlar apomorfin verilmek suretiyle kusturulmuşlardı. 

Ankara’da beteri var 

Feyyaz Tokar’ın ziyaret gecesi diğer günlere göre bereketli geçmiş, merkeze iki sarhoş getirilmişti. İlk getirilen sarhoş 25 yaşlarında Ahmet adında Rizeli bir gençti. Delikanlı, odaya getirilirken beraberindeki polislere “İstanbul’un işgalinden beri içerim, bir defa kusmadım. Bu iş zorla olur mu?” diye serzenişte bulunmuştu. Emniyet müdürü de gencin yaşına gönderme yaparak “Oğlum, annen galiba seni süt yerine rakı ile emzirmiş” demek suretiyle delikanlıyı dahi güldürmüştü. Yetkililer gence “Şimdi sana iğne yapılacak ve rahatlayacaksın” demiş, genç de mevcut durumdan memnun olduğunu ifade etmişti. 

Fahrettin Kerim Gökay’ın “Yeşilaycılık” faaliyetleri sıklıkla karikatürlere konu oluyordu. 

İğnenin tesiri kendini kısa sürede göstermiş ve genç kustuktan sonra yüzünü yıkayarak biraz olsun açılmıştı. Delikanlıya, kendini nasıl hissettiği sorulduğunda, gayet ilginç bir yanıt vermişti: “Vallahi pek iyi hissetmiyorum. 15 lira hesap ödemiştim. Cacığıyla, turşusuyla, kebabıyla esaslı bir sofra düzmüştüm. Hepsi gitti. Yazık oldu. Bir daha buraya gelmemenin yollarına bakmalı” demişti. Bu sözlerin ardından gencin odadan çıkarken Allah’a şükretmesi ise herkesin merakını uyandırmıştı. Sebebi sorulduğunda ise “Nasıl şükretmeyeyim? Ankara’da sarhoşları yakalayıp şehir dışına bırakıyorlarmış. Şimdi iğne yerine siz de beni Silivri’ye atsanız halim nice olurdu?” demişti. 

Öte yandan sözkonusu işlem sonrası odayı saran alkol kokusunun da tesiriyle doktor ve diğer görevliler hava almak için dışarı çıkmışlardı. Ancak kısa bir süre sonra ikinci bir vaka daha geldi. Bu seferki adam gayet iriyarı idi. Yanındaki polislere direniyor ve onlara: “Ömrümde etime iğne değdirmedim. Yapmayın! Bırakın da bu işi iğnesiz, kendi bildiğim yöntemlerle ben yapayım!” dediyse de onları ikna edememişti. 

Cumhuriyet gazetesi, İstanbul vali ve belediye başkanı Fahrettin Kerim’in başlattığı bu uygulamayla ilgili haberin hemen ertesinde, işin hukuki yanını masaya yatıran bir yazı dizisine başladı. Gazete, sarhoşluğun bir suç sayılıp sayılamayacağına ve yetkililerin mahkeme kararı olmaksızın sarhoş vatandaşlar hakkında bellerinden su alma, iğne yoluyla kusturma, hatta tımarhanede deliler arasında yatırma gibi uygulamalara başvurup başvuramayacağına dair merak edilen konuları işin uzmanlarına soruyordu. 

Fikirlerine danışılan hukukçular, tıbbi müdahale adı altında insanları kusturmanın, onlara eza etmek anlamına geldiği konusunda hemfikirdiler. Fahrettin Kerim Gökay’ın gerekçe olarak “uluslararası bir anti alkolizm kongresinde sözkonusu işlemin uygulanabilir bir yöntem olarak kabul edildiği” şeklinde ortaya attığı gerekçe de hukukçular tarafından doğru bulunmadı. Hukuk Fakültesi hocalarına göre, bir insanın sarhoşluğu kendisini ilgilendiren bir problemdi. Alkol satışının serbest olduğu bir ülkede kimseye zararı dokunmadan, edebi ile içen insana zaten zorlayıcı bir muamele yapılamazdı. Ancak sarhoşluğu sebebiyle kişi, etrafa zarar veriyorsa, o zaman yapılması gereken mahkeme karşısına çıkartılmasıydı. 

Fahrettin Kerim Gökay tarafından yayımlanan İçki Düşman Gazete’nin kapağı. 

Söz Hukuk Fakültesi’nde 

Gazete, sonraki günlerde konu ile ilgili olarak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi hocaları arasında bir anket çalışmasını da okuyucularıyla paylaşmıştı. İlk olarak Doçent Sahir Erman ile konunun hukuki yönü görüşülmüştü ki, onu sonraları diğer akademisyenler takip edecekti. Erman, Ankara ve İstanbul’da yapılan uygulamaları hukuksuz ve mesnetsiz olarak tanımlıyordu. Ankara Valiliği’nin, yakaladığı sarhoşları paralarını da alarak şehrin 40 kilometre uzağına bıraktırdığı ve böylece bu kişileri 8 saatlik cebri bir yürüyüşe zorladığı haberi basında yer almıştı. İstanbul zabıtası da sarhoşları iğne yoluyla kusturma yoluna gidiyordu. Her ikisi de hukuki açıdan kabul edilemez durumlardı. 

Ceza hukukumuz sarhoşluğun yaptırımını belirlemişti. Kamuya zararı olmayan bir sarhoşa kimse dokunamazdı. Ancak sarhoş, nara atıp sağa sola sözlü sataşmada bulunduysa, 15 güne kadar hafif hapis cezası alırdı. Sarhoş, sözlü saldırısını tokat, yumruk şeklinde fiili saldırıya dökerse, o zaman cezası 2 ay hafif hapisti. Bu tür sarhoşluğu alışkanlık haline getirip benzer vakaları tekrarlarsa, 90 gün hafif hapis cezası alırdı. Şayet bu da para etmiyorsa, ancak mahkeme kararıyla iyileştiği tıbben sabit olana kadar bir hastanede gözetim altına alınırdı. Hakim kararı olmadıkça idareciler hiçbir keyfi uygulamayı devreye sokma hakkına sahip değillerdi. 

Gazete, sonraki günlerde konu ile ilgili olarak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi hocaları arasında bir anket çalışmasını okuyucularıyla paylaşmıştı. 

Gazete 17 Ekim 1952 tarihli nüshasında ise bu sefer Hukuk Fakültesi dekanı olan, tanınmış hukukçularımızdan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’nun görüşlerine başvurdu. Velidedeoğlu’nun cevabı da Sahir Erman ile aynı doğrultudaydı. Velidedeoğlu, ancak hayati tehlikeleri içeren durumlarda kusturma işleminin uygulanabileceğini, bunun dışında uygulanan bir yöntemin ise yasal olmadığını söylüyordu. Medeni Kanun’un 24. Maddesi’nin kendisine zorla bu tür muameleler yapılan vatandaşın uygulamayı yaptıran şahıs ya da kuruma karşı dava açmasına imkan verdiğini beyan ediyordu. Ne kadar iyi niyetle yapılırsa yapılsın bu tarz uygulamalar kişilik haklarına aykırıydı. 

18 Ekim 1952’de gazete bu sefer İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi profesörlerinden Sulhi Dönmezer’i konuk ediyordu. Dönmezer’in de fikri aynı doğrultudaydı. Yalnız kendisi tedbir olarak, sarhoşların sebebiyet verdiği vakaların derhal çözüme bağlanabilmesi için gece mahkemeleri kurulmasını, polis mahkemeleri tesis edilmesini ve belki sarhoşlar kendine gelene kadar barınacakları istasyonlar kurulmasını teklif ediyordu. Anket, aynı üniversiteden Profesör Hüseyin Nail Kubalı ve İdare Hukuku asistanı İsmet Giritli’nin katılımıyla devam etmiş, lakin onlar da meslektaşlarından farklı görüş ileri sürmemişlerdi. 

Kısacası, İstanbul’daki bu uygulamanın ne kadar etkin olduğunu bilemesek de, muhtemelen sözkonusu haber dizisinden sonra bu uygulama sonlandırılmış olmalıdır. Yine de yaşananları İstanbul’un renkli tarihine katkı mahiyetinde, ilginç bir anekdot olarak kaydedelim.