HÜSEYİN ÇUKUR

20. yüzyılın ilk yarısında, tarihsel olarak yakalanamamış bir katilin izini sürmek ister misiniz? “Baltacı” adıyla maruf katilimiz, kusursuz cinayetler işlemiyor; kendisine göre geçerli sebepleri var. Romanın üç dedektif-araştırmacı kahramanı da üç ayrı koldan ve kendi yöntemlerince katilin peşinden sürükleniyor… Sürükleniyorlar çünkü katili yakalayacaklarına inandıkları her iz, her görgü tanığı, her ipucu onları New Orleans’ın karanlık, girdabı andıran, her sınıfın kendi çıkarları için kanunsuz işler yaptığı, tekinsiz atmosferine sokuyor.

Tütün, Bataklık ve Caz-New Orleans Cinayetleri’nde yaklaşık 10 yıl önce Katrina Kasırgası’nın darmadağın ettiği, neredeyse haritadan sildiği New Orleans, 20. yüzyılın tüm gerçekliğiyle (yoksulluk, ırkçılık, müzik vb.) başarılı bir şekilde resmediliyor.

Bu tarihsel sürecin parçası olan ve dedektiflik bürosunda çalışan kız arkadaşıyla katilin peşine takılan kahramanlarımızdan biri de Louis Armstrong (Romandaki adıyla Lewis). Yazar Ray Celestin, cazın bu efsane müzisyenini de romana dâhil ederek müthiş bir iş başarmış.

Louis Armstrong’un yaşam öyküsünden gerçeklikleri de yansıtan Celestin, 1920’lerin müzik akımlarını, caz gruplarını; müziğin, bu tekinsiz bölge sakinlerinin hayatlarının nasıl merkezinde yer aldığını polisiye kurgunun içine ustalıkla yerleştirmiş.

Romanın beni en etkileyen bölümlerinden biri şu oldu: Baltacı, gazetelere gönderdiği mektupta, o gece, o kasabada caz müziği dinlemeyen herkesi öldüreceğini söyler. Mektubun paylaşılmasından sonra kasabada başlayan hareket, bar işletmecilerinin o meşum geceyi büyük bir partiye çevirmek için yeni caz gruplarını ayarlaması, insanların korkusu, kara tenli oldukları için sadece otobüsün arka koltuklarına oturmak zorunda kalanlar, arka sokaklar, suç ve cümbüş… Ray Celestin, dönemin Amerika’sına tarihsel olarak hâkim olduğunu bize hissettiriyor.

Caz müziğini sevenler için de ayrı bir keyif veriyor roman. Müzisyenlerin gündelik hayatları, fakirlikleri, müziğe bakışları, amatör ruhları hüzünlendiriyor da ister istemez. Günümüzde efsane caz müzisyenlerin birçoğunun o topraklarda doğup büyümüş olması bu yüzden kimseyi şaşırtmamalı. Sanatsal üretimin ol- mazsa olmazı bütün unsurlar o coğrafyada var çünkü: İnsan, sokak, acı, acı, acı, acı…

YENİ ÇIKAN

İstanbul’u donduran iki kışın öyküsü

İstanbul’un yakın tarihine damga vurmuş, Haliç ve Boğaz sularının donduğu 1929 ve 1954 yıllarında yaşanan iki kış mevsimi Cengiz Kahraman’ın yeni kitabına konu oldu. Geçen ay bir hafta bile sürmeyen kar yağışının 2015 İstanbulu’nu ne hale getirdiği düşünülünce, Avrupa’nın neredeyse tamamını kasıp kavuran 1929 ve 1954 kışlarında nelerin yaşandığını düşünmek insanı ürpertiyor.

2 Ocak-14 Mart arası süren 1929 kışının sonuçları o kadar ağır ki, susuzluk, yakıt ve gıda yokluğu, fırtınanın getirdiği yangınlar, yanarak ya da donarak ölenler, yokluğu fırsat bilip zam yapan vurguncular günlük sıradan olaylar haline geliyor. Yıldız’daki Mülkiye Mektebi civarına gelen kurdun öğrenciler tarafından öldürülmesi, Maslak’ta rastlanan kurt sürüsüne jandarmanın operasyon yapması, Eyüp sırtlarında evlerinin çatıları uçunca soğukta mahsur kalan 100 mahallelinin kurtarılması da dönemin haberlerinden.

1929 kışı kadar korkunç olmasa da yine büyük sıkıntıların yaşandığı, 2 Ocak-8 Mart arasında şiddetini hissettiren 1954 kışı ise daha çok donmuş Boğaz’ın üzerinde poz veren insanların fotoğraflarıyla kazınmış hafızamıza.

Kahraman’ın kitabındaki enfes fotoğraflar sayesinde her iki kışa da tanıklık etmenin yanı sıra bugün yerlerinde yeller esen eski yapıların arasında da nostaljik bir yolculuk yapıyoruz.

1929 kışında Galata Köprüsü üzerinde işe gitmeye çalışan İstanbullular

Deneme

HERODOT’LA YOLCULUKLAR

Dünya, Polonyalı ünlü gazeteci ve yazar Ryszard Kapuscinski’yi (1932-2007) üçüncü dünya ülkelerinden geçtiği haberler ve bu ülkeler üzerine yazdığı kitaplarıyla tanıdı. Türk okuyucusunun da Futbol Savaşı, Afrika Aslanı, İmparatorluk ve Şahların Şahı adlı kitaplarına büyük ilgi gösterdiği Kapuscinski, ömrünün sonlarına doğru yazdığı Herodot’la Yolculuklar’da, uzun gezilere çıktığı gazetecilik yılları boyunca feyiz aldığı Herodot’a saygısını sunuyor.

Araştırma

MÜSLÜMANLARIN GÖZÜNDEN HAÇLI SEFERLERİ

Yüzyıllar boyunca Avrupa merkezli bir bakış açısıyla incelenen Haçlı Seferleri’ni Müslüman dünyanın bakış açısıyla inceleyen kitap, Haçlıların geçtiği bölgelerde yaşayanların gösterdiği tepkilere ışık tutuyor. Edinburgh Ünversitesi’nde İslam tarihi profesörü olan Carole Hillenbrand, Haçlıları ve Haçlı seferlerini ortaçağ müslüman kaynaklarına dayanarak incelediği kitabıyla Ortadoğu’nun yalnızca geçmişini değil bugününü de anlamaya yardımcı olan ufuk açıcı bir çalışma.

Araştırma

İDMANCI RUHLAR

Mehmet Yüce, Türk futbol tarihinin Cumhuriyet’in ilanına kadar olan dönemini anlattığı Osmanlı Melekleri’nin ardından 1923-1952 dönemine ayırdığı ikinci kitabıyla karşımızda. Hakkında pek fazla bilginin olmadığı bir dönemi anlatmaya girişen Yüce, ilk kitabında olduğu gibi bu kez de amacına ulaşmış. Kitap, dönemin futbolcularını, antrenörlerini, hakemlerini, kulüp yöneticilerini, taraftarlarını, spor yazarlarını ve hatta stadyumlarını keşfetmek isteyenler için bir rehber niteliğinde.