Osmanlı Devleti’nin Hıristiyan tebası miladi takvime göre Aralığın 24’ünü 25’ine bağlayan gece İsa’nın doğumunu kutlardı. 31 Aralık ise şakayla karışık İsa’nın sünnet günü olarak anılır, bu bahaneyle Noel benzeri kutlamalar yapılırdı.

Müslümanlar, Hazreti Muhammed’in Mekke’den Medine’ye 622 yılındaki hicretini ikinci halife Hazreti Ömer devrinden itibaren takvim başı olarak kabul etmiştir. Hicri takvime göre Müslümanlar için yılbaşı “muhterem kılınmış” anlamına gelen Muharrem ayının birinci günüdür. Fakat, Osmanlı döneminde Muharrem ayı Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da şehit edildiği ay olduğundan abartılı şenliklerle karşılanmazdı. Bu “hicri yılbaşı” resmen kutlanmaz, halk yeni bir yıla girmiş olduğunu ancak Muharrem ayının onuncu gününde konu komşu aşure dağıtmaya başlayınca idrak ederdi.

1936 yılından itibaren resmî tatil ilan edilen yılbaşları, yeni yıl kutlama adetinin halk arasında yaygınlaşmasını sağladı. Yılbaşı balosunda hatıra pozu verenler, 1946

Bununla birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nda hicri yeni yılın devlet katında tam bir kayıtsızlıkla karşılandığı da söylenemez. Şairler Muharrem ayının girişi vesilesiyle şiirler yazar, padişaha takdim ederdi. Bu manzumelerde hem zat-ı şahanelerinin yeni yılları tebrik edilir, hem de Muharrem ayının hayırlar getirmesi
için dualar dillendirilirdi. Yüksek devlet görevlileri huzura çıkar, padişahı yeni yıl nedeniyle kutlardı. Osmanlı sultanı da ziyaretçilere ‘muharremiye’ adı altında para ve armağanlar takdim ederdi. Devlet erkanının kendilerine bağlı memurlara ve hizmetkarlara armağanlar vermesi de köklü bir Osmanlı âdetiydi.

Osmanlı ülkesinde kullanılan ikinci takvim, Batı dünyası ile aradaki 13 günlük farkı ortadan kaldırmak için 15 Şubat 1332 gününün 1 Mart 1917 olarak kabul edilmesiyle yürürlüğe giren Rumi takvimdi. Mali yılın başlangıcı kabul edilen bu tarihte Düyunu Umumiye’ye bağlı birtakım müesseselerde yapılan resmî törenlerin zorunlu katılımcıları bir yana bırakılırsa, ‘mali yılbaşı’ maaşına zam alan memurlardan başkasınca kutlanmazdı.

Cumhuriyet’in ilk gayriresmi yılbaşı kutlaması bayram havasında, fakat evlerde yapıldı. İstanbul Elektrik İdaresi saat 00:00’da bir dakika süreyle elektrikleri kesti, 1925.

1934 yılından fotoğraflı bir yılbaşı tebriği.

İmparatorluğun Hıristiyan tebası ise miladi takvime göre Aralığın 24’ünü 25’ine bağlayan gece İsa’nın doğumunu kutlardı. Noel sabahı kilise ayinine gidilir, dini şarkılar söylenir, çam ağaçları süslenirdi. Miladi takvimin son gecesi olan fakat dini açıdan bir ehemmiyet taşımayan 31 Aralıkta yeni yılın gelişini kutlamak için ise bir tür mahalli ‘şehir efsanesi’ uydurulmuştu. Eski yılın son gününü yeni yılın ilk gününe bağlayan gece şakayla karışık İsa’nın sünnet günü olarak anılır, bu bahaneyle eğlenceler düzenlenir,
yenir içilir, Noel benzeri kutlamalar yapılırdı.

Resmî olarak kutlanmamakla birlikte Osmanlı İmparatorluğu bürokrasisi Hıristiyan yılbaşı kutlamalarına karşı tamamen ilgisiz değildi. Örneğin, 1829 yılında İstanbul’daki İngiliz elçisi, yılbaşını kendi geleneklerine göre kutlamak üzere Haliç’e aldırdığı bir İngiliz gemisinde tertip ettiği büyük ziyafet ve baloya, ilk defa olarak Osmanlı vekillerini de davet etmişti. O zamana kadar Batı usulü ziyafet ve balo görmemiş olan vekiller, yatsı namazını Kasımpaşa’daki Tersane Divanhanesi’nde kıldıktan sonra sandallarla İngiliz gemisine giderek sabaha kadar eğlenmişti. Bu arada bazılarının evsahiplerinin ısrarlarına dayanamayarak viski içtikleri görülmüştü. Eğlenceye katılan Serasker Hüsrev Paşa’nın, Kazasker Yahya Bey’e balonun kafir işi olduğunu ancak devletçe katılmanın icap ettiğini söylerken, Padişah II. Mahmud’a baloyu süsleyerek anlattığı da rivayetler arasındadır.

Yeni yıl kartpostalları Yılbaşında tebrik kartpostalı gönderme adeti 1925’ten sonra Müslümanlar arasında da yaygınlaşmaya başladı. Hristiyanlar için üzerine arzu ettikleri dini bayramın adını yazabilecekleri şekilde hazırlanmış Fransızca tebrik kartının boş alanına eski yazıyla “Sene-i cedîdi tebrik ve gözlerinden öper, afiyet ve saadetini dileriz. Babamın, annemin, halamın, büyük validemin ellerinden öperiz. Vildan ve Nigâr’a keza” notu düşülmüş (sol üstte).

II. Meşrutiyet’i (1908) izleyen yıllarda yılbaşı adeti, Müslüman- Türk aydınları arasında yayılmaya başladı. Refik Halit Karay’a göre halkın miladi yılbaşıyla tanışması 1917 Bolşevik Devrimi’nden sonra İstanbul’a kaçan Beyaz Ruslar (Haraşolar) sayesinde olmuştu: “Mütareke yılbaşılarına kadar bizler, saat 12’yi çalarken ışıkların söndürülmesi düzenbazlığını bilmezdik; limandaki vapurların da bu merasime düdük çalarak katılmalarını işgal senelerinde öğrenmiştik. Esasını ararsanız, Müslüman halkı Beyoğlu tarafına alıştıran da Haraşolar oldu… Arkasından gelen garblılaşma hareketi, kaç göçün kalkması, balolara rağbet, bize yılbaşı geceleri sabahlama adetini de kabul ettirdi…”

Miladi takvim Cumhuriyet’in ilanından sonra 1925 yılının Aralık ayının 26’ıncı günü yayınlanan kanunla Türkiye’de resmen kabul edildi. Aynı kanun gereğince eski hicri kameri takvim, gayriresmî olarak ve sadece dinî kutlama günleri için kullanılacaktı.

Ünlü piyangocu Nimet Abla (solda), tüm şıklığıyla bir yılbaşı toplantısında, 1941

Yeni takvimle beraber Cumhuriyet döneminin ilk yılbaşı gecesi 1926 yılına girerken bir bayram havasında, ancak evlerde kutlandı. 31 Aralık 1925 gecesi İstanbul Elektrik İdaresi’nce yapılan bir uygulamayla saat 00.00’da şehrin bütün ışıkları bir dakika süreyle söndürüldü. 1925’te İzmir’de dar katılımlı küçük bir eğlence toplantısı biçiminde düzenlenen yılbaşı balosunda ise, Mustafa Kemal’in isteğiyle sadece Müslüman erkek ve kadınlar bulunmuştu. Atatürk’ün 1929’da, devletin üst kademesine verdiği büyük yılbaşı balosu, yeni yılın artık resmî olarak kutlanacağının habercisiydi. Yılbaşı balosu düzenleme ve sabahlara kadar dostlarla oturup eğlenme şeklindeki yılbaşı kutlamaları halk arasında 1930’larda yaygınlaşmaya başladı.

Bu yıllarda yeni yılın ilk günü resmî tatil ilan edilmemiş olduğu için, yılbaşı ertesi herkes işine gücüne giderdi. Yılın ilk günü devlet daireleri, çarşı pazar ve dükkanlar da açık olurdu. 1935 yılında çıkarılan bayram ve tatilleri düzenleyen 2739 sayılı kanunla resmî tatil günü olarak kabul edilince, yılbaşı toplumun geniş kesimlerince benimsenen ve coşkuyla kutlanan bir bayrama dönüştü.

PİYANGO ÇEKİLİŞLERİ

Zat-ı âlinize de
isabet edebilir!

1939’dan itibaren kâr ya da hayır amacıyla düzenlenen nakit veya eşya ikramiyeli piyangoların modası hiç geçmedi, 1931’den sonra yılbaşı özel çekilişleri büyük ilgi gördü.

Osmanlı İmparatorluğu’nda piyangolar Batı kökenli hemen herşey gibi önce levantenler ve gayr-i müslimler arasında başlar. İlk piyango “Ermeni Katolik Milleti Batrikhanesi” tarafından bir eşyapara karma piyangosu şeklinde tertip edilir. Bu tarihten itibaren gerek gerek kâr, gerekse hayır maksatlı, nakit ya da eşya ödüllü birçok piyango düzenlenir. 1855’te yabancı piyango biletlerinin yurda sokulmasının yasaklanmasıyla başlayan kısıtlamalar Sultan Abdülmecid döneminde her türlü piyangonun “külliyen men’i” ile sonuçlanır. Ancak yasak uzun sürmez, 1861’de tahta çıkan Sultan Abdülaziz’in saltanat yıllarında piyangolar yeniden başlar. 1880’li yıllara gelindiğinde, piyangoların kişisel çıkar amaçlı olanları yasaklanır, genel hayır amaçlıları ise izne bağlanır.

Sonraki yıllarda Macar, Alman, Avusturya, Bulgar piyangoları gibi izinli yabancı piyangolar, İzmir Osmanlı Piyangosu gibi mahalli piyangolar, Ziraat Bankası ve Donanma Cemiyeti piyangoları gibi kurumsal piyangolar, Türk Ocağı Piyangosu gibi karşılığı nakit olmayan piyangolar tertip edilir. Bankalar ise 1930’ların başlarından itibaren keşide sahiplerinin katılabildiği nakit (altın ve para) ve eşya (ev-apartman dairesi, otomobil vs.) gibi “tasarrufu teşvik ikramiyeli” piyangolar düzenlemeye başlar, bu rüzgar 1975’deki yasaklamaya kadar sürer.

Cumhuriyetin ilk piyangosu Türk Tayyare Cemiyeti’ni desteklemek amacıyla düzenlenir; 1 Temmuz, 15 Eylül, 15 Aralık 1925 tarihlerinde yapılan çekilişlerin büyük ikramiyesi beş bin liradır. 9 Ocak 1926’da çıkartılan kanunla piyango düzenleme yetkisi Türk Tayyare Cemiyeti’ne verilir “Tayyare Piyangosu” adı altındaki ilk çekiliş ise 9 Nisan 1926 tarihinde gerçekleştirilir. İlk çekilişte 10 bin lira olan ödül, altıncı çekilişte 100 bin liraya kadar yükselir. 1929 bunalımının etkisiyle piyango gelirleri düşünce, 1931’de tek-özel çekiliş usulü getirilir. 31 Aralık 1931’de Tayyare Piyangosunun ilk özel yılbaşı çekilişi düzenlenir, çok zengin ikramiyeler dağıtılır. Bu tarihten itibaren bu özel çekilişler Yılbaşı Piyangosu olarak anılacaktır.

5 Temmuz 1939’da kurulan Milli Piyango İdaresi piyango düzenleme yetkisini devralır, ilk çekilişini 11 Kasım 1939 tarihinde yapar. Aynı yıl İstanbul’da 193, Ankara’da 27 bayi bulunmaktadır. İstanbul’ daki bayiler arasında en ünlüleri Nimet Abla, Tek Kollu Cemal, Uzun Ömer ve Cüce Simon’ dur. Milli Piyango halk arasında çok uzun yıllar Tayyare Piyangosu, olarak anılmaya devam edecektir.