Roma hukukunda dikkati çeken kanunlardan bir tanesi de yine Jüstinyen’in çıkardığı karantina kanunu. Ancak ne yazık ki çok geç gelen bir kanun ve bu yüzden Roma İmparatorluğu’nun görkemli günlerinin sona ermesine engel olunamıyor. Özellikle veba yüzünden yüzbinlerce insan öldüğü için ekonomi çöküyor; vergi verecek adam da kalmadığından hazine göçüyor.

Karantina, kavram olarak tahmin edebileceğiniz gibi İtalya’dan geliyor; dolayısıyla bu günlerde nasıl da bunun bir İtalyan icadı olduğuyla, efendim veba salgını sırasında gemiler kıyıda 40 gün bekletildiği için Venedik dilinde 40 gün anlamına gelen karantina tabirinin ortaya çıktığını falan okumuşsunuzdur. Ama aslında bu, uygulamanın kendisinin değil de, tabirin tarihçesi.

Zira aklımda kaldığı kadarıyla Eski Ahit’te bile karantina var. Var da adı karantina değil. İnsanların zaten sürekli ortada olan şeylere, kimi zaman ancak binlerce yıl sonra isim koyması her zaman ilginç gelmiştir. Henüz karantina kelimesi olmadığı için Eski Ahit’in başlarında bir yerlerde uzun uzun anlatılan -şimdi ben de aklımda kaldığı kadarıyla yazıyorum- şöyle bir şey olması lazım: “İsrailoğullarına de ki, kimin cildinde bozukluk varsa ya da kim cildinde bozukluk olan bir ölünün cenazesini kaldırdıysa hepsini şehir dışına çıkarsınlar, erkek-kadın hepsini şehir dışında tutun…”gibilerinden bir şey. Tabii cilt hastalığı derken cüzzamdan bahsediyor; yoksa “Vay sen egzama olmuşsun, hadi yallah” veya “Vay senin çok kepeğin var, tak sepeti koluna” dersen dükkanda adam kalmaz. Gerçi anladığım kadarıyla saçların sürekli yağlandığı bir dönemde geçiyor olaylar; çok fazla kepek sorunu olduğunu da sanmıyorum.

Eski ve Yeni Ahit’ten aklımda kalan genel olarak insanların sürekli mayasız ekmek yediği ve saçına başına zeytinyağı sürdüğü. Başka bir yerde de yine muhtemelen cüzzama yakalanan bir kraldan bahsediyordu: “Allah onu cüzzamla cezalandırdı, o yüzden hayat boyu yalnız başına ayrı bir yerde izole yaşadı, ülkeyi oğlu yönetti”. Kitapta, hastalığından şüphelenilen adam sürekli olarak 7 gün bir yere kapattırılıyor; düzelmezse bir 7 gün daha. Zaten karantina da ilk önce trentina, yani 30 gün sürüyormuş. 14. yüzyıla gelene kadar 7 gün 30, sonra da 40 güne çıkmış, olmuş bize karantina.

Eski Ahit’te uzun uzun başlarda bir yerlerde şöyle bir şey olması lazım: “İsrailoğullarına de ki, kimin cildinde bozukluk varsa ya da kim cildinde bozukluk olan bir ölünün cenazesini kaldırdıysa hepsini şehir dışına çıkarsınlar, erkek-kadın hepsini şehir dışında tutun…” Tabii cilt hastalığı derken cüzzamdan bahsediyor; yoksa “vay sen egzama olmuşsun, hadi yallah” veya “vay senin çok kepeğin var, tak sepeti koluna” dersen dükkanda adam kalmaz.

Tabii Eski Ahit bir yana, geçen ay bahsettiğim Roma’ya modern tıbbın tohumlarını atan Yunan hekimler de bulaşıcı hastalıklarla mücadelenin öncelikle hastalığı bulaştırmamak olduğunu biliyorlar. Eğer yanlış hatırlamıyorsam, bizim Bergamalı Galen de vebalı, veremli, cüzzamlı hastaları izole etmek gerektiğinin farkında. Ancak bunların kağıda geçirilmesi için 6. yüzyıla kadar beklememiz lazım.

Kimilerine göre Roma’nın en büyük imparatorlarından, bana göre de İstanbul’un en büyük belediye başkanlarından olan Üsküp göçmeni Jüstinyen, bir yandan Nika İsyanlarıyla diğer yandan Sasanilerle, Vandallarla, Gotlarla savaşıyor; üçüncü bir yandan da vebayla boğuşuyor. Üsküp’ün çocuğu, İstanbul şehremini Jüstinyen bunların üstesinden gelmekle kalmıyor, aklımda kaldığı kadarıyla neredeyse bugünkü İtalya’yı tamamen Roma’ya tekrar kazandırıyor. Bildiğimiz haliyle Ayasofya’yı, Yerebatan sarnıcını falan inşa ettiriyor. İstanbul’u İstanbul yapan şeylerin yarısı Jüstinyen’den kalma yani. Üstelik hani “dış güçler, mış güçler” diye konuşmaya hakkı olan ender insanlardan. Ha, ama abiyi biz bunların hiçbiriyle değil de en çok hukukçuluğuyla tanıyoruz; zira Roma Hukuku hakkında bildiklerimizin hemen hepsini kendisinin yazıya geçirdiği kanun külliyatına borçluyuz.

İşte bu kanunlar arasında dikkati çeken bir tanesi de yine Jüstinyen’in çıkardığı karantina kanunu. Ancak ne yazık ki çok geç gelen bir kanun ve bu yüzden Roma İmparatorluğu’nun görkemli günlerinin sona ermesine engel olunamıyor. Özellikle veba yüzünden yüzbinlerce insan öldüğü için ekonomi çöküyor; vergi verecek adam da kalmadığından hazine göçüyor. Jüstinyen’in aklına bir karantina kanunu çıkarmak maalesef veba salgının tepe noktasından sonra geliyor. E, bir yandan savaş da var; bilhassa Suriye’de Araplarla ve Sasanilere didişmelere can yetmiyor tabii. Adamcağız neredeyse Roma İmparatorluğu’nu tekrar dünya lideri yapacakken, son büyük imparator olarak tarihe geçmekle yetiniyor.