II. Abdülhamid’in sadrazamlarından Said Paşa, kısa boyu ve yüksek zekasıyla Osmanlı tarihindeki 218 vezirâzam arasında müstesna bir yere sahiptir. Batı ve Doğu kültürlerine, yabancı birkaç dile hakim, devlet işlerinde usta, özel hayatında titiz ve mütevazı olan Küçük Said Paşa, tuttuğu defterlere işlediği inanılmaz ayrıntılı bilgilerle de özel bir portre çiziyor. 

 Çopur – Küçük Said Paşa’ya (Erzurum 1838- İstanbul 1914), Osman lı ricali arasında devletin törelerini ve hukukunu en doğru bilen sonuncu devlet adamı, resmî kitâbet sanatının son ustası denir. 

II. Abdülhamid’in vehmine ortaklığı da meşhurdur. Abdülhamid tahta geçeceği gün, yani henüz veliahd iken onu evinden getirtip mâbeyn başkâtibi yaptığı gibi, 33 yıl süren saltanatında da onsuz edememiş; Said Paşa’yı, ilk üçünde “başvekil”, izleyen dört atamada sadrazam unvanıyla yedi kez sadarette denemişti. Ama bu yedi sadaretin toplamı sadece yedi yıldır. Başı omuzlarına gömülmüş tonton ihtiyar sevimliliğiyle Sultan V. Mehmed Reşad’ın saltanatındaki 9,5 aylık iki sadareti de katılırsa, demek ki topu topu 8 yıl sadaret makamında oturmaya karşılık, 1879-1912 arasında 25 yıl mazul (azledilmiş) kalmış. Buna karşın Sultan Abdülhamid’in vazgeçemediği tek adam oluşu 1909’da tahttan indirilişine kadar aralıksız 33 yıl sürmüştür. 

Osmanlılığa 100 yıl simge olan fesinin altında ak pak ama karışık sakalı ve Avrupai redingotuyla 1890’lı yıllarda. Yine o yıllarda tuttuğu Ruznamesinin (günlüğünün) bir sayfası.

Bu cin gibi adamın 40 yaşından 75 yaşına değin, alây u vâlâ sadaret alayıyla saraydan Bâbıâlî’ye 9 kez gelişi bir rekor; ilki 18 Ekim 1879’da, sonuncusu 31 Aralık 1911’de gerçekleşen bu törenlerin zaman aralıkları dahi ayrı bir rekordur. 32 yıl önce-32 yıl sonra sarayda mühür alıp Bâbıâlî’de makama oturan bir başka “devletlû fehametlû-übbehetlü” vezir paşamız da yok (Görevdeki sadrazamlara ‘devletli fehâmetli’, azledilmişlerine ‘übbehetli’ yani görkemi gücü eskide kalmış, denirdi). 

Paşa’nın, Abdülhamid’e sunduğu layiha ve tezkireleri meşhurdur. Resmî yazı yaşamı, ölümüne kadar 60 yıldır. Tanıtılacak el defterindeki yazısı müsvedde görünüşünde ama imlâ ve ifade yönünden kusursuzdur. Çizip karaladığı satır ve sayfalar da vardır. 

Kitaplarından bilineni ve belgelerle işlenmiş olanı, Sa’id Paşa Hatıratı, 3 cilttir. Sadrazamlar arasında bu boyutta bir hatıratı olan başka bir devletli gösterilemez. Bu eser, görevde veya görevsizken kaleme aldığı layihalarını, eleştirilere yanıtlarını, yazılı görüşlerini, II. Abdülhamid’in sorularına cevaplarını içerir. Bir yönüyle eski münşeatları hatırlatır. Dolayısıyla pek çok ayrıntıyı içeren bir külliyattır. Ne eski ne son vezirler arasında da bu boyut ve içerikte kalem sahibi yoktur. 

21. yüzyıl başında, yazı-anlatı dünyamızın durumuna bakarak şunu da ilave etmeli: Said Paşa’nın kaleminden akıp Sabah Matbaasında basılan sözkonusu Hatırat, hem eski ifade ve imlâ zenginlik ve mükemmeliyetini, hem basımdaki titizliği örneklendirir (Hatırat, İstanbul’da Sabah Matbaasında 1912’de basılmıştır). 

II. Meşrutiyet’in ilanı günlerinde rical-i mühimme_i siyasiye denen Osmanlı Devletinin son deneyimli kadrosu denecekler bir arada. Önde oturanlardan 2. Hüseyin Hilmi, 3. Said, +. Gazi Ahmed Muhtar paşalar. Bunlar son sadrazamlardandı. 

İbnül Emin Mahmud Kemal, Son Sadrazamlar adlı eserinde, Âlî Paşa’dan sonuncu Tevfik Paşa’ya, biyografilerini yazdığı 41 sadrazam arasında en uzun bölümü (989-1263 sayfalar arası) Said Paşa’ya ayırmıştır. Daha ilk sayfalarda, koynunda Fransızca alfabe, “evâili halinde sabahları -entari hırka ile- Ayasofya camiine derse gidişini, II. Abdülhamid’e başkâtip olunca halk arasında “gayet denâet ve sui-siret olarak tanındığını, hatta Şapur Çelebi denerek tezyif edildiğini” vurgulayarak, biyografisinin başında övmek şöyle dursun, karşımıza huysuz, geçimsiz bir karakter koymaktan çekinmemiştir. 

31 Mart ayaklanması nedeniyle Yeşilköy’de toplanan Meclis-i Mebus’ana başkanlık eden Said Paşa (Ortada). Yat klubü önünde. 

Buna karşın İbnülemin’nin, anekdotlar, kişisel gözlemler katarak anlatışı, bir roman tadıyla okunur. Yazarın bu iltiması, Paşa’nın meziyetlerine ve İbnülemin’in onu yakından tanımasına bağlanabilir. Mehmet Zeki Pakalın’sa Son Sadrazamlar ve Başvekiller adlı eserinin 5. cildini Said Paşa’ya ayırmıştır ki 890 sayfalık bu cilt başlıbaşına bir eserdir (İstanbul Ahmet Sait Matbaası, 1948). Anıların, alıntıların, pek çok belgenin, anekdot ve şiirlerin yer aldığı bu ciltte, her biri başka bir değer, devlet adamı ve aydın olan II. Abdülhamid sadrazamları arasında -bir doğubilimcinin görüşüyle- daha meşhur ve daha zeki olan Midhat Paşa’dan sonra Osmanlı Devleti’nin en mühim bürokratı , devlet adamı Küçük Said Paşa anlatılır. Pakalın’ın eserinde, Yıldız Mahkemesine dair sayfaları okuyanlar, Sultan Abdülaziz’in intiharının niçin suikasta dönüştürüldüğünü, Midhat Paşa’nın da nâhak yere zindana atılıp öldürüldüğünü okuyanlar; son yılların Ergenekon ve Balyoz davalarının, yakın geçmişteki ibretlik bir benzerini öğreneceklerdir. 

Said Paşa’nın, maarif ve ders programları, yabancı dil okulları, yeni okullar açılması yüksek öğrenim alanlardaki çalışmaları, kuşkusuz övgüye değer. Ama onun bu hizmetlerine karşılık İstanbul’da, doğduğu Erzurum’da, asıl memleketi olan Ankara’da adını taşıyan bir okul var mıdır, Ankaralılar onu bir hemşehri olarak tanıyorlar mıdır?