Bilindiği gibi son yıllarda gerek kitap-dergilerde gerekse sosyal medyada yazıların çoğunluğu fikir yazısı değil. Bilgisizliğin yaygınlaştığı ve bunun normal, yeterli hatta makbul sayıldığı zamanlara geldik. Hâl böyle olunca ülkemizdeki “sözlü kültür” geleneği, elektronik ortam üzerinden “yürüyerek” yepyeni bir model ortaya koydu.

“Laf oturtmak, laf koymak” diye tabir edebileceğimiz, kafiyeli ama özü olmayan bu sözler; şiirimsi formatlar eşliğinde, bir zamanki “âşıklar atışması”nı andıran ama çok daha hınçlı sloganlarla yayılıyor. Araştırma yok, bilgi yok, fikir yok, peki ne var? İşte bu kıymeti sosyal medyadan menkul, ahir zaman trolleri var. Üstelik sevimli-sempatik de değiler; daha ziyade “karşı” oldukları tarafa verdikleri reaksiyonun şiddetiyle, şakşakçıların “layk” dokunuşuyla heyecanlanıyorlar.

Bilginin peşine düşmek, araştırma yapmak, ilgili konu hakkında donanım sahibi olmak ise başka bir dil, hatta diller gerektirir. Türkçe dahi bilmeden; Eski Türkçe, İngilizce, Fransızca, Almanca ve diğer literatür dillerini (Latince, Grekçe, Çince, Arapça…) öğrenmeden, hatta bunlardan tek birini dahi yüksek seviyeye çıkarmadan, hangi alanda ne yenilik ortaya koyacaksınız? Eğitimsiz, öğretmensiz ve dolayısıyla ufuksuz bir ortamda; “laf koymak”la sağlanan irili-ufaklı tatminlerle; “pratik zeka” denilen Türk usulü canbazlıklarla hangi tarih öğrenilebilir, hangi gelecek kurulabilir?

Hiç.

Zira bu işler ancak çalışarak olur. Diğer türlü en iyi ihtimalle “ağzı laf yapan”, “becerikli”, “uyanık”, “zeki” ve “Türkiye’ye göre iyi” bir yapı ortaya çıkar ki günümüzdeki “avam güzellemeleri” ve aydın düşmanlığı da bu ideoloji ile beslenir. Bu ideoloji ise tarihimizin en basit ve en etkili ideolojisidir: Tembellik! Ancak konsantrasyon ve metot bilgisi adı verilen karma aşıyla bağışıklık kazanabileceğimiz bu hastalık, yine ancak tutkuyla geride bırakılabilir. Dergimizin son sayfasında yazan Prof. Dr. İsenbike Togan, doktora yaptığı Harvard Üniversitesi’ndeyken yıl 1968’di. Kendisine “Hocam o sırada Harvard, 68 olaylarının merkezindeydi; neler gördünüz, neler yaşadınız,” diye sorduğumda şöyle demişti: “Evet, dışardan bazı sesler geliyordu”.

Tüm okurlarımıza ve çocuklarına, yeni yılda İsen Hoca’nın yolundan yürümelerini; plastik ruhlu atıkların şimdiki zamanı sonsuzlaştırdığı bir evrede daha çok çalışmayı ve gelecek için umut yetiştirmeyi öneriyorum. Her şey daha güzel olacak!