1950’li yılların en ünlü randevuevi sahibi ve fuhuş âleminin kraliçesiydi. Yasadışı bir iş yapmasına rağmen üst düzey ilişkileri sayesinde korunup kollanan Lüks Nermin’in saltanatı, diplomatik krize yol açan o büyük ‘hatayı’ yapınca başına yıkıldı.

Türkiye’de fuhuş yaptırma amacıyla “iş kurmak”, yani randevuevi açmak 19. yüzyılın son çeyreğinden 1930’a kadar belli kuralları yerine getirip kayıt altına girmek şartıyla serbestti. Fuhuş sektörünün merkezi Beyoğlu’ydu.

12 Nisan 1930‘dan itibaren randevuevi açılması yasaklandı. Elbette o tarihe kadar yasal olanlar dışında kaçak çalışan çok sayıda randevuevi de mevcuttu. Yasak kararının ardından bütün randevuevleri yasadışı çalışmaya başladı.

Büyük kentlere göçün yoğunlaştığı 1950’li yıllarda randevuevi sayısında önemli bir artış oldu. Toplumun en yoksulundan en zenginine kadar her tabakasına hitap eden irili ufaklı çok sayıda yeni randevuevi açılıyordu. 1956 basımı Türkiye Ansiklopedisi’nde, “Beyoğlu, bar, sinema, tiyatro, gazino gibi eğlence yerlerinden başka İstanbul’un fuhuşhanelerinin daha mutena tabakasını da ihtiva etmektedir. 19’uncu yüzyıl sonlarından itibaren kurulmaya başlayan bu tesisler gittikçe genişleyerek Beyoğlu’nu sefih, müsrif ve mirasyedi insanların ziyaretgâhı haline getirmiştir” yazıyordu.

O yılların ünlü randevucularından bazıları Ayşe Nimet, Çanakkaleli Melahat, Naciye, Mefkûre ve Zurnik’ti. Ama bir de Lüks Nermin adıyla tanınan Şaziye Zeren (Topçu) vardı ki, gücü ve ünü nedeniyle diğerlerinden ayrılıyordu. Giovanni Scognamillo, Beyoğlu’nda Fuhuş’un Tarihi adlı kitabında kendisini şöyle anlatıyor: “Zambak Sokağı’nın 21 nolu hanesi denildiğinde, eski kuşaktan olanların aklına tek bir isim yerleşir: Lüks Nermin. Lüks Nermin’inki az buçuk ‘Fransız tarzı’ geleneği sürdüren ülke çapında bir randevuevi. Meşin koltuklu, kırmızı kadifeli bir salon; kahve ve lokum ikramları; Fransızcayı İngilizceyi paralayan bir teşrifatçı kız. (…) Kızların sayısı pek kalabalık değildir, beş ya da altı. Fakat ‘servis’te yok yoktur. ”

Her duruşması ayrı olay Lüks Nermin’in duruşmalarda giydiği pahalı kıyafetleri, enteresan hâl ve tavırları da gazetelere haber olur. Bu sayede ününe ün katan Lüks Nermin’i görmek için adliyeye gelen kalabalığı polis zor zapteder.

Nefes Nefese Bir Ömür adıyla kitaplaştırdığı anılarında, “Beyoğlu Zambak Sokak’taki Lüks Nermin’in evi pek ünlüydü. Fevkalade güzel kızlar çalışıyordu orada. Hatta bazı ünlü dansözler, film yıldızları Nermin’in özel servisindeydiler” yazan dönemin ünlü gazetecisi Yılmaz Çetiner ise, bekârlık zamanlarında yoğun çalıştığı için kız arkadaşa ayıracak zaman bulamadığını, bu yüzden kendisinin de Lüks Nermin’in müşterilerinden olduğunu şaşırtıcı bir açıksözlülükle anlattıktan sonra, polisin bu evi basmadığını çünkü Lüks Nermin’in üst düzey müşterileri sayesinde korunduğunu yazar.

Gerçekten de Lüks Nermin’in 1944‘te faaliyete başladığı Zambak Sokak’taki randevuevi, 15 yılda yalnızca iki kez basılır. 1951 ve 1958‘deki iki baskın Nermin’in işlerini bozmadığı gibi dönem dönem İstanbul’un başka semtlerinde şubeler açmasına da engel olmamıştır. Hatta ikinci baskının ardından randevuevini baştan aşağı yeniden dekore ettirmiş, tavanları aynalarla kaplatıp duvarları siyaha boyatmış ve ışık düzeneği kurdurmuştur.

Lüks Nermin’in saltanatı, 1959’da büyük bir sarsıntı geçirir. 18 Mayıs 1959’da polis Zambak Sokak’taki meşhur eve büyük bir baskın yapar. Aynı gece Nermin’in Bahçelievler’deki evi de basılır. Lüks Nermin, operasyon karşısında büyük şaşkınlık geçirmiş ve polislere “Siz kim oluyorsunuz da benim evimi basıyorsunuz?” diye sormuştur.

Evlerde bulunan 1435 dolar ve yurda kaçak sokulduğu iddia edilen bir kamyon dolusu eşyaya da el konur. Lüks Nermin, fuhuş yaptırma, gümrük kaçakçılığı ve döviz kaçakçılığı suçlarından tutuklanır (Türkiye’de dövizle alışveriş yapmak ve döviz bulundurmak 1983’e kadar suçtu).

Fuhuş sektörünün diplomasiye katkısı 1959’un Nisan ayında Türkiye’yi ziyaret eden Endonezya Devlet Başkanı Ahmed Sukarno’nun geceyi birlikte geçireceği bir kadın istemesi üzerine Türk Dışişleri çareyi Lüks Nermin’e başvurmakta bulmuştu.

6 Ağustos’ta, evinde yakalanan 1435 dolar nedeniyle bir yıl hapse mahkum edilir. Ayrıca kendisine 3 milyon lira vergi cezası çıkarılır ve bütün mallarına el konur. Gümrük kaçakçılığından beraat ederken fuhuş yaptırma suçundan da 15 gün hapis cezasına çarptırılır.

Lüks Nermin’in duruşmalarda giydiği pahalı kıyafetleri, enteresan hâl ve tavırları da gazetelere haber konusu olur. Aleyhinde ifade veren hizmetçisini tekmeleyen, tahliye kararı çıkartamayan avukatını çimdikleyen Lüks Nermin, hemen her duruşmadan sonra avukatını azleder. Bu haberler Lüks Nermin’in ününün katlanmasına yol açar. Duruşmaları izlemeye gelen kalabalığı polis zor zapteder. Lüks Nermin Sultanahmet Cezaevi’nden birkaç gün sonra tahliye edilmeyi beklerken 27 Mayıs 1960’ta darbe olur. Darbeyle devrilen Demokrat Parti iktidarı mensupları ve iktidara yakın devlet görevlileri görevden alınmaya başlanmıştır; birçoğu tutuklanır. Darbeyi izleyen günlerde, “sâbıklar”, “düşükler” gibi adlar takılan Demokrat Partililer aleyhinde basında büyük bir kampanya başlatılır. Lüks Nermin için de intikam saati gelmiştir.

31 Mayıs’ta serbest kalır kalmaz bir basın toplantısı yapar ve kendi deyişiyle “Sâbıkların devlet adamına yakışmayan çirkinlikteki hususi hayatını” ifşa eder. Bildiği her şeyi mahkemelerde anlatmak istediğini söyleyen Lüks Nermin, “Devlet ve hükümet erkânı ile İstanbul’da idare mekanizmasının başında olan şahıslara yıllarca hizmet ettim. Bu arada yabancı devlet reislerini de ağırlama vazifesi yaptım” diyecektir. İddiasına göre örtülü ödenekten yabancı devlet adamlarının “ağırlanması” için bir bütçe ayrılmıştır ama bu para kendisine ulaşmamıştır. Lüks Nermin, hangi yabancı devlet adamlarını ağırladığı sorusuna “Son olarak Ürdün Kralı Hüseyin ve Endonezya Devlet Başkanı Ahmed Sukarno” yanıtını verecektir.

Lüks Nermin, bu maceralardan sonra da işini yapmayı sürdürür. Ama bir daha asla eskisi gibi olamayacaktır. 1966’da Boğaz’daki “Lüks Pansiyon”u, 1967 ve 1968’de Zambak Sokak’taki evi basılır. Evlerine son baskın 1981’de yapılır ve gazetelere “70 yaşındaki randevucuya baskın” başlıklarıyla haber olur. Bu olaydan sonra adı duyulmaz.

Peki, Lüks Nermin’in 1959‘da çöküşünü başlatan o beklenmedik polis baskınının sebebi nedir? Devlet erkânıyla, bürokrasiyle ve polisle arası bu kadar iyi bir randevuevi işletmecisi nasıl bir hata yapmıştır ki düne kadar yakın ilişkide olduğu bütün üst düzey görevliler kendisine sırtını dönmüştür?

Bunun yanıtını 1959‘daki baskını polis muhabiri olarak izleyen Doğan Katırcıoğlu’nun 1990‘da çıkan Olur Böyle Vakalar adlı anı kitabından öğreniyoruz. Katırcıoğlu, çıktığı dünya turu kapsamında 1959’un Nisan ayında Türkiye’yi ziyaret eden ve kendi ifadesiyle “çapkınlığıyla tanınan” 58 yaşındaki Endonezya Devlet Başkanı Ahmed Sukarno’nun İstanbul’a geldiğinde Dışişleri aracılığıyla kadın istediği ve bu isteğinin Lüks Nermin aracılığıyla karşılandığını anlatır. Sukarno, 28 Mayıs 1959’un gecesini Yıldız Şale Köşkü’nde Lüks Nermin’in kadrosundan Nil adlı bir kadınla geçirmiştir. Ancak Türkiye’den ayrıldıktan birkaç gün sonra belsoğukluğuna yakalandığını anlayınca çok sinirlenmiştir. Katırcıoğlu, bu tatsız olay nedeniyle diplomatik kriz çıktığını ve kabağın Lüks Nermin’in başına patladığını anlatır.

Devlet erkânı ile ilişkiler “Devlet ve hükümet erkânı ile İstanbul’da idare mekanizmasının başında olan şahıslara yıllarca hizmet ettim. Bu sayede korundum” diyen Lüks Nermin, cezaevinden çıktıktan sonra mesleğini sürdürdü ama bir daha asla eskisi gibi olamadı.

1959 yılının gazetelerine baktığımızda Sukarno’nun 24 Nisan’da Ankara’ya geldiğini, 26 Nisan’da Anıtkabir’e çelenk koyup, aynı gün İstanbul’a gittiğini görüyoruz. Yeni Sabah, 28 Nisan’da Türkiye’den ayrılması planlanan Sukarno’nun ziyaretini bir gün uzattığını yazarken, Zafer gazetesinin haberinde “Konuk Sukarno müze ziyaretlerinden sonra ikametine tahsis edilen Yıldız Şale Köşkü’nde dinlenmeye çekildi” ibaresi de var. Sukarno 29 Nisan’da Türkiye’den ayrılıp Polonya’ya gidiyor.

Asıl ilginci, Cumhuriyet’in 3 Mayıs 1959 tarihli Varşova mahreçli kısa haberi. Haberde dünya turunu sürdüren Sukarno’nun Varşova’da aniden hastalandığı bilgisi veriliyor, ama hastalığın ne olduğundan söz edilmiyor. Ertesi gün ise Sukarno’nun hastalığının dünya turunu engellemeyecek bir hastalık olduğunu okuyoruz, elbette hastalığın adı yine geçmiyor.