Ülkemizin uzun tarihinde, baştakilerle aşağıdakiler arasındaki ilişkiler diğer milletlerden oldukça farklı olmuş. Bugün iktidar dediğimiz güç odakları, geçmişte de esas olarak “isim/kişi”yi önde tutan bir nizam-ı alem esasında insanları idareye çalışmış. Hâl böyle olunca, kurum-kuruluş-metot-devamlılık-kural-yasa-hukuk diye devam eden “organize işler” de, daha ziyade başımızın tacı olan baştaki liderlerin kafasına göre şekillenmiş, uygulanmış. 

Tabii bu “seçilmiş” kişileri Allah başımızdan eksik etmesin. Zira bugün “halk” veya “millet” diyerek belirsiz bir soyutlamayla ifade ettiğimiz bu “aşağıdakiler”; herkesin bildiği gibi zaman zaman şakşakçı-eyyamcı, zaman zaman ise en korkunç despota bile rahmet okutacak bir acımasızlık içinde olur. Bizdeki en temel yönetim esası ise -defalarca belirttiğimiz gibi-tarihten ders almamak üzerine kuruludur ve bu durum sanıldığı-söylendiği gibi olumsuz bir durum değildir. Türkler hem yöneten hem yönetilen olarak heyecanlı-duygusal insanlardır. Her yeni liderin her yeni dönemin bu anlamda “öngörülemez” oluşu, coğrafyamıza başka yerlerde pek görülmeyen bir dinamizm katar. Bugün ülkemizde, başka ülkelerde akıldışı hatta “şizoid” denebilecek uygulamaların adeta gündelik rutin olması da, ancak bizim tarihten gelen “bilgeliğimiz”le izah edilebilir. 

Batılı kodlarla şekillenen “güçler ayrılığı” ilkesinin, bizim ruhumuza da etimize de iyi gelmediği; her zaman “tek bir baş”ın bizim çaremize bakması gerektiği ortada. Hatta Batı ülkeleri bile son zamanlarda bu vücut şeklinin, bu yönetim tarzının kıymetini takdir ediyor; kendi toplumlarında bunu tesis etmeye çabalıyor. Yasa, hak-hukuk, adalet vs. tamam da; baş baş olmayınca başka taraflar oynaklaşabiliyor. Özellikle erken cumhuriyet döneminde, vücudun diğer kısımları için sanki “güçler ayrılığı” var-mış gibi bir imaj oluşturulduğu için; sonradan toparlanmakta güçlük çekilmiş. “Demokrasi girişimleri” yanlış anlamalara yolaçmış. Bugün ise şüphesiz durum güllük-gülistanlık değil ama hiç değilse bir “samimiyet” var. 

Yukarda görüldüğü gibi, özellikle pandemi döneminde tarihten “ciddi” dersler çıkarmak daha da zorlaşıyor. Bizden -Aziz Nesin hariç- uluslararası bir mizah yazarı çıkmaması da, herhalde gündelik hayattaki gelişmelerin değme komedi ve traji-komedilerin ulaşamayacağı bir nitelikte olmasından. 

Özellikle son 20 yıldır hayatımızda yaygınlaşan “eğitim falan önemli değil kardeşim, önce adam ol adam” şeklindeki tuhaf “ahlak” anlayışı; artık yavaş yavaş da olsa “o kadar da demedik” hâline geliyor. Zira sağlam kafa ancak ve ancak sağlam vücutta bulunur.