Siyasi iktidar tutkusu, şüphesiz eski bir hastalık. Tabii daha ziyade bir erkek hastalığı. Belli bir cinsel ve cinssel iktidarsızlık halinin diğerlerine hükmetme kudretiyle, hatta zulmetme keyfiyetiyle dengelenmek istenmesi, herhalde Freud öncesi de vakiydi. Aynı şekilde, modern zaman kralları olan başkanların-diktatörlerin aldığı canlar, döktüğü kanlar, öncekilerle mukayese kabul etmez boyuttadır.

Yakın tarih günümüzde hem dünyada hem Türkiye’de siyasetin ve hakim ideolojilerin güdümünde şekillenmekte, öğretilmektedir. Bu durum muhtemelen daha eski zamanlardan beri böyleydi. Bu silsilenin dışına çıkabilmiş az sayıda tarihçi vardır ve bugün tarih onları hatırlamakta, yazmaktadır. Gelecekte de böyle olacak ve doğrulanmış, araştırılmış, test edilmiş olguların yazıldığı eserler referans teşkil edecek.

Gerçeğin birçok yönü var ve şüphesiz tarihçiler bütün vechelerini ortaya çıkaramaz. Ayrıca gerçeklik algısının, tanımların ve dilin zamanla değiştiğini düşünürsek, tarihçinin iğneyle kazdığı kuyuların devasa derinlikte ve çeşitlilikte olduğunu takdir edebiliriz. Günümüzde günümüzün değer yargılarının ötesine geçme kavrayışı-cesareti gösterebilen; gereken engin dil, arşiv ve arazi bilgisine sahip zaman yolcusu tarihçiler pek nadirdir.

Tarihteki linç hadiseleri birbirinden farklı saiklerle farklı şekillerde yaşanmış, büyük acılarla bezenmiş. Cana ve kimi zaman mala yönelik bu “çökme”ler, insan türünün hayvan diye tanımladığı türlerden gerçekten farklı olduğunu, yani daha “aşağıda” olduğunu gösteriyor. Belki de bu benzersiz özelliğimiz sayesinde diğer türlere galebe çalabildik ve dünyanın kontrolünü ele geçirdik. Bunu da “medeniyet” gibi kavramlarla rasyonel kılarak kendimizi sevdik, beğendik. Bugün de “ayıp olmasın” diye diğer türlere anlayış gösterip, onları koruyoruz; koruyor gibi yapıyoruz.

Geçen ay Kemal Kılıçdaroğlu ve yanındakilere yönelen linç girişimi, bu insanların siyasi ve önemli bir sosyal konumları olduğu için gündeme oturdu. Oysa ki daha “küçük çapta” ve popüler olmayan-bulunmayan linç vakaları gündelik hayatımızın her yerinde, her gününde. Gel de tarafların silahlı-teçhizatlı bir şekilde birbirlerine saldırdığı sıcak savaşları, aşağı yukarı eşit koşullarda meydana gelen muharebeleri özleme! Militarist savrulma eğer buysa (bu galiba); onun rüzgârın ehveni şerdir.