‘Gün ağarıyor lâkin kan yağıyor kan…’

Safiyyüddin Efendi’nin 1. Dünya Savaşı hatıratı, dönem literatüründe örneği az görülen bir samimiyetle, dolaysız şekilde kaleme alınmış. Anlattığı olaylar, verdiği subay isimleri, bazı emir ve raporları birebir yansıtması açısından kıymetli bir eser.

SÜVARİ TEĞMEN SAFIYYÜDDIN EFENDİ’NİN ÇANAKKALE VE KAFKAS CEPHESİ HARP HATIRATI, HAZIRLAYAN: EREN ERGÜL; YEDİTEPE YAYINEVİ; 208 SAYFA, 18 TL.

Cephede muharebelere dair yaşananlar, harp raporlarında resmî anlatımların dışına çıkmaz. Yaşananları en iyi şekilde yansıtan metinler şüphesiz ki harbe katılan askerlerin kaleme aldıkları günlük ya da hatıratlardır. Tarihimizin en önemli harplerinden biri ve günümüz Türkiye’sinin şekillenmesinde önemi yadsınamaz olan Çanakkale muharebelerine dair yazılmış birçok hatırattan biri Süvari Teğmen Safiyyüddin Efendi’nin hatıratıdır.

Yeditepe Yayınevi’nden çıkan, Eren Ergül’ün hazırladığı Süvari Teğmen Safiyyüddin Efendi’nin Çanakkale ve Kafkas Cephesi Harp Hatıratı ismi ile yayınlanan hatıraları önemli kılan bir diğer husus ise muharebelerde süvariler ve süvarilerin rolü üzerine önemli bilgiler vermesidir.

Safiyyüddin Efendi, Çanakkale ve Kafkas cephesi hatıralarını, 1. Dünya Savaşı daha devam ederken, Kafkas cephesinden tebdil-i hava için döndüğü Bursa’daki evinde “Askerlik Hatıralarımdan Bir Yaprak” adıyla yazmaya başlamıştır. Tuttuğu notlar ihtiyat zabit namzedi olarak askerlik vazifesine başladığı 31 Temmuz 1914’den 1 Şubat 1918 tarihine kadar olan süreyi kapsamaktadır.  

Hatırat iki bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde gönüllü olarak askere yazılışı, eğitimi ve Çanakkale muharebelerinde yaşadıkları yer almaktadır. İkinci bölümde Kafkas Cephesi’nde, Bitlis ve Muş’un Ruslardan geri alınması sırasında yaşananları anlatmaktadır. Hatıratını anlamlı kılan bir diğer husus da kendisi ile ilgili rapor ve belgelere yer vermesidir.

31 Temmuz 1914’den 1 Şubat 1918’e yaşanan hadiseleri akratan hatıratın orijinal sayfaları.

Teğmen Safiyyüddin Efendi, 7 Mayıs 1915’te Çanakkale cephesine gelmiş, Esat Paşa’nın emriyle 3. Kolordu karargah muhafız süvari takımında göreve başlamıştır. Kolordu emrinde olan Safiyyüddin Efendi her geçen gün artan subay zayiatı nedeni ile karargahtan cephe hattına atanacak; 11 Haziran 1915’te 45. Alay 3. Tabur yaverliğine, daha sonra Süvari Takımı’na, son olarak da 20 Eylül 1915’te 47. Alay 1. Tabur yaverliğine getirilecektir. Bu son görev yeri Arıburnu cephesinde en şiddetli muharebelerin yaşandığı Kanlısırt siperlerindeydi. Bu ismiyle müsemma kanlı siperlerde taarruzlara katılmış, yaşadıklarını “Dökülen kırmızı kanlar sanki semaya aksetmiş, gökyüzü kızıllaşmış…”ifadeleriyle hatıratına kaydetmiştir. Bu ifadelerin devamında da bu savaşın hasım taraflar için ifade ettiği anlamı şu şekilde açıklar:

“… Vatanın selameti uğruna secde-i Rahman’a yatanlarla, Haç’ın kirli ve paslı süngülerine sinesini açan gazilerin ‘Allah! Allah!’ nidaları ayyuka çıkıyor idi. Gece oldu, ateş kesilmiyor. Efrâdım ayak üzerinde gözyaşları döküyordu. Garip bir hâldir ki bu gece bütün atlar sürekli kişniyorlar idi. Ey ulu Tanrı, çıkan can, dökülen kan, sönen yuvalar, kalan yetimlerin yakınmalarına bir nihayet ver. Allah’ın azametinden, Peygamber’in ruhaniyetinden istimdâd. Mehtab dinlenmeye çekiliyor, gökyüzü matem örtüsünü sıyırtmak istiyor. Gün ağarıyor lâkin kan yağıyor kan”.

Bir başka betimlemesinde ise Büyükanafarta köyü içinde top mermileri ile şehit olan iki askerin vücudundan ayrılmış iki baş ve kırık iki bacağı, kılıçları ile çeşme önünde bir mezar kazarak defnettiğini yazar. Safiyyüddin Efendi’nin hatıratı, savaşın sosyal yönlerini açıklaması açısından da önemlidir. “Çanakkale Cephesi’nde açlık var mıydı, yok muydu?” meselesi onun anlatımlarında da karşılığını bulmaktadır. Paylaştığı yemek mönüleri, askerin cephede sıkıntı çekmediğine bir örnektir. Öğle yemeğinde et, kabak, patlıcan, domates salatası, karpuz; ya da köfte, bamya ve salata onun saydığı mönülerden birkaçıdır.

Safiyyüddin Efendi, 18 Ocak 1916’da cepheden ayrılır. Çataldere’de bulunan anıt ve şehitliğin önünde döktüğü gözyaşları ile yaptıkları tören, derin bir duygusallık içerir: “Sabah saat 10’da Karayörük Deresi’nde alay içtima etti. Şühedanın ruhlarına Fatihalar ithâf edildi ve abide civarında hatm-i şerif okunarak son gözyaşlarımızı muhterem şehidlerimizin kabirleri üzerine dökerek yine başta Birinci Tabur olmak üzere hareket edildi”.

Safiyyüddin Efendi savaş sonrası 1922’de, Ayasofya’da polis merkezinde görev yapmıştı.

Hatırat Çanakkale ve Kafkas cephelerinde askerin yaşantısı ve muharebe atmosferi kolaylıkla anlaşılabilecek şekilde, yalın ve samimi bir üslupla kaleme alınmıştır. Anlattığı olaylar, verdiği subay isimleri, bazı emir ve raporları birebir vermesi açısından kıymetli bir eser olup, harpte yaşayıp gördüklerini dolaysız bir şekilde okuyucuya aktarmıştır. Safiyyüddin Efendi savaş sonrası nahiye müdürlüğü, İstanbul’da polis merkez memurluğu, Trabzon ve Mudanya’da tapu müdürlüğü görevlerinde bulundu. 1 Nisan 1948 tarihinde Mudanya’da vefat etti.