#Tarih Dergi 37. Sayı « Kafa Dükkan

Ülkemiz gündemini neredeyse tekeline alan günlük siyaset, diğer tüm insani durumları, acıları, sevinçleri, felaketleri veya mut­lulukları da kendi aktüel yargılarına göre biçimlendiriyor. Poli­tikacılar ve devlet adamları sadece bunu yapmakla kalmıyor; tarihten alıntıladıkları çeşitli olayları, görüşleri veya insanları da, kendi işlerine geldiği hallerde kullanıyor.

Bu durum belki öteden beri böyleydi ama, tarihî şahsiyetler ve ha­diseler üzerinden politikacılık hiç bu denli ayağa düşmemişti. Aslında politikacıları da fazla suçlamamak lazım. Zira bu insan grubu için tarih, zaten şimdiki zaman için malzeme sağlayacak, gereğinde tahrif edile­cek veya abartılacak bir alan. Üniversiteler, hocalar, uzmanlar, akade­mik araştırmalar; kısacası tarihle ilgilenen, işi bu olan kurumlar ve on­ların çalışmaları, ülkemizde öteden beri zayıf. Hocaların ve tarih eği­timinin zayıf-orta seviyesinde bulunduğu bir ülke, tarih konusunda da elbette politikacının, üçkağıtçı ve emireri gazetecinin, yalancının veya ikbal avcısının, vurguncunun at oynattığı bir alana dönüşüyor.

Bir konuyu, bir dönemi, bir insanı anlamak, bununla ilgili ayrıntılı bilgiye sahip olmak bile ancak yıllar süren bir çaba gerektirirken; böyle bir vakti, niyeti, tarih saygısı, zaman duygusu olmayan zamaneler, on­yılları hatta yüzyılları bile bir-iki cümlede yorumlayıveriyor.

Bu anlamda son dönemin moda ve revaçta faaliyeti Mustafa Ke­mal’e saldırmak. Bu açıktan yapılamadığı için de, Atatürk’ü itibarsızlaş­tırmak, kişisel-özel hayatında gedikler bulmak veya onun aleyhine ko­nuşanları öne çıkartmak gibi işleri sıklıkla görür olduk.

Atatürk’ü beğenirsiniz, beğenmezsiniz; ama onun başardığı işleri görmezden gelemezsiniz. Görmezden gelenleri veya kasaba kurnazlık­ları, ucuz numaralar ve tahrifatlarla onu değersizleştirmeye çalışanları da, bana kalırsa sahici Atatürk düşmanları bile ciddiye almıyor; sadece bu kişileri kullanıyorlar.

Sahici Mustafa Kemal düşmanları için ise söyleyecek tek şey var: Boşuna uğraşmayın, silemezsiniz!