Assassin’s Creed video oyunu, uzun uğraşlar sonucu beyazperdeye taşındı. 15. yüzyıl İspanya’sında bir tarafta Müslüman emirlikler, diğer tarafta Katolik engizisyonu, Kristof Kolomb ve Tapınak Şövalyeleri, bizi günümüze bağlanan aksiyon dolu bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. 

ERKİN PEHLİVAN 

Assassin’s Creed, 2007’de ilk oyunu çıktığı andan itibaren kendine geniş ve sadık bir hayran kitlesi edinmiş, dünyaca ünlü bir video oyunu serisi. Bizi 12. yüzyıldan alıp, son oyunuyla Victoria dönemi Londra’sına taşıyan; her oyunu birbirinden başarılı bu seri, uzun uğraşlar sonucunda beyazperdeye aktarıldı. 

Serinin hayran kitlesinin büyük çoğunlukla hemfikir olacağı üzere, en başarılı ve ilgi çeken oyunlar Rönesans Avrupasında geçen bölümlerdi. Karaktere hissedilen bağlılık, senaryo ve oynanabilirliğin bundaki etkisi yadsınamaz olsa da; en büyük etken hikayenin geçtiği zaman ve coğrafyanın, oyunun atmosferiyle olan inanılmaz uyumuydu. 

Filmde ise yolumuz 15. yüzyıl İspanya’sına düşüyor. Başkarakterimiz Callum Lynch, günümüzde idam mahkumu bir suçlu. İdamının ardından, Animus yardımıyla, suikastçıların ezeli düşmanı olan Tapınak Şövalyelerinin arka planında yer aldığı Abstergo şirketi tarafından diriltiliyor. Abstergo’nun Callum’u diriltme amacı ise, atalarından olan Aguilar de Nerha isimli suikastçının anılarına DNA hafızası yöntemiyle erişmek. Callum, zaman yolculuğu yaparak geçmişe dönüyor ve Aguliar’ın anılarında kazandığı yetenekler sayesinde günümüzün tapınakçılarıyla mücadeleye hazırlanıyor. 

Filmin yönetmeni Justin Kurzel ve başrolleri Michael Fassbender ile Marion Cotillard, 2015 yapımı “Macbeth” filminde de birlikte çalışmışlardı. Uyarlama büyük yankı uyandırsa da eleştirmenler tarafından çok beğenilmemiş ve başarısız görülmüştü. Bir Shakespeare uyarlaması yapmakta başarısız olsa da, yönetmen tarihî atmosferi yansıtmada başarılı bir iş çıkarmıştı. Justin Kurzel’in bu tecrübesi, oyun uyarlamalarının neredeyse hepsinin başarısız olmasını da göz önünde bulundurarak endişe uyandırsa da, serinin hayranları için umut vaadediyor. 

Serinin yapımcısı Ubisoft, hikayenin tarihî gerçekliğe mümkün olduğunca uygun olması konusunda titiz bir firma. Film ile ilgili yaptıkları açıklamalarda da bu konuya önem verdiklerini duyurdular. Hikayenin geçtiği İspanya, bir tarafta Müslüman emirliklerin son döneminde diğer tarafta ise Katolik engizisyonun otoritesinin doruğunda olduğu, tarihinin en kozmopolit ve gergin dönemlerinden birini yaşıyor. Başkarakterimiz Aguilar, “Cennet’in Elması”nın peşinde, Tapınakçılarla kıyasıya bir mücadeleye giriyor. Bu mücadele sırasında Endülüs Müslümanlarının baskıya karşı dik duruşuna ve Katolik Kilisesinin herkesi engizisyon aracılığıyla sindirmesine de tanık olan Aguilar’ın yolu, Hindistan’a ulaşmak için alternatif bir deniz yolu bulmak amacıyla yolculuğa hazırlanan Kristof Kolomb ile de kesişiyor. 

Film, eleştirmenler ve serinin hayranları tarafından fazla beğenilmediyse de seyirciler filmi oldukça sevdi. Oyun uyarlamaları, hiçbir zaman hayranları tatmin edemiyor ve filmin serinin ruhuna sadık kalma çabası, zaman zaman bir sinema filminin gerektirdiği derinliği sağlayamamasına yol açabiliyor. Fakat tarihî atmosferi, başarılı dövüş koreografileri ve aksiyonuyla film eğlenceli bir deneyim vadediyor. “Assassin’s Creed”, oyun serisinin hayranları için o etkileyici atmosfere geri dönüş, oyunlarla ilgisi olmayan seyirciler için ise başarılı bir tarihî aksiyon.