Dünün ve bugünün gündemi e-postanıza gelsin.
0,00 ₺

Sepetinizde ürün bulunmuyor.

Mehmet Perinçek

‘Babacığım, selam ederim, 2. karnem hep pekiyi olacak’

Nâzım’ın Sovyetler Birliği’nde olduğu süre boyunca eşi Münevver Andaç ve oğlu Mehmet Hikmet hep gözetim altındaydı. 1951’den 1955’e kadar mektup almaları-yazmaları yasaktı. O sıralar uluslararası girişimlerle en azından kısmen de olsa bir mektup ve hediye trafiğine izin verildi. İşte 50’li yılların sonlarında, Mehmet’in özlem dolu satırları…

‘Kore’ye Giden Gemi’: Nazım Hikmet’in, tamamı ilk defa yayımlanan şiiri

1951’de tekrar ağır hapis cezalarına çarptırılan dünya şairi Nazım, çok sevdiği vatanından ayrılmak ve SSCB’ye gitmek zorunda kalmıştı. Tam o sıralar bütün şiddetiyle devam eden Kore Savaşı, şairin hem günlük hayatına hem de unutulmaz dizelerine yansıdı. O dönem yazdığı “Kore’ye Giden Gemi” şiiri, daha sonra Türkçede kısaltılarak yayımlanmıştı. Mehmet Perinçek, Moskova’da şiirin orjinalinden yapılan Rusça çevirisini buldu ve tekrar Türkçeye kazandırdı.

Oğlum Ajitprop, gel bakayım buraya!

Ekim Devrimi’nin ardından Sovyet iktidarının çocuklarla ilgili gerçekleştirdiği köklü değişimin bir izdüşümü de isim meselesinde yaşandı. Özellikle 1920’li ve 30’lu yıllarda “Granit” gibi jeolojik terimlerden “Anarşi” ve “Ütopya” gibi devrimi çağrıştıran adlara, üç bine yakın yeni çocuk ismi ortaya çıktı.

Nâzım Hikmet’te Türklük ve millîlik

Her tarihsel dönem, kendi anlamları-anlatımları doğrultusunda bir terminoloji oluşturur. Bugün özellikle ülkemizde, iyiden iyiye günlük siyasetin yörüngesine göre şekillenen bu kavramlar, ünlü şair Nâzım Hikmet’in döneminde de tartışma konusuydu. “Vatan haini” olarak damgalanan Nâzım’ı o dönemde destekleyenler ise, onu “Türk dünyasının, Türk milletinin müstesna bir kıymeti” olarak selamlamışlardı. Arşiv belgeleri konuşuyor...