Ünlü dünya şairi Nâzım Hikmet’e ait kimi şiir ve dizeler, Rus arşivlerinde ilk kez açığa çıkarıldı. 1920’lere tarihlenen bu eserler, şairin erken dönemine ve Rusya’daki devrimin ilk yıllarındaki heyecana tanıklık ediyor. Nâzım’ın Türkçede yayımlanan kimi şiirlerinde de, ilk yazıldığı versiyonlarına kıyasla farklılıklar izleniyor. Ünlü şairin peşinde bir arşiv yolculuğu…

Nâzım Hikmet, 19211928 yılları arasında ki 6-7 aylık bir dönemi saymazsak, SSCB’de yaşamıştı. Genç bir üniversite öğrencisi olan Türk şair, Rusça bile konuşamadığı o dönemlerden itibaren Sovyetler’de adından bahsettirmeye başlamıştı. Şiirleri Türkçe ya da Rusça, Sovyet dergilerinde yayımlanmış, kitapları çıkmış, basında ondan sözedilir olmuştu. Bu süreç 1930’ların başında da devam etti.
Bu yayınların ciddi bir kısmı o günden bugüne ulaşmadı ve basıldıkları sayfalarda kaldı. Hatta şiirlerinin birçoğu Türkiye baskılarında değişikliğe uğramış, azımsanmayacak sayıdaki dize şiirlerden çıkarılmıştı. Hatta şiirlerinden biri, hiçbir şekilde tekrar yayımlanmadı.

Bilinmeyen şiir

Nâzım’ın Sovyetler’deki ilk şiirleri, Moskova’da Arap harfleriyle Türkçe basılan Kızıl Şark dergisinde çıkmıştır. Bu popüler bilim, siyaset ve edebiyat dergisinin amacı Türk kökenli işçi ve köylülerine anlaşılır ve sade bir dille Marksizmi anlatmak, Doğu’da Komintern’in fikirlerini yaymak, millî ve sömürgeler sorununun teori ve pratiğini incelemek ve Doğu’daki millî bağımsızlık hareketlerine ve proleter devrimci güçlere dikkati çekmektir. Derginin Moskova, Petrograd, Bakû, Kazan, Ufa, Tiflis, Taşkent, Batum, Erivan, Petrovsk, Vladikafkaz, Simferopol, Gence, Aşkabat, Buhara, Nalçik, Batalpaşinsk, Türkiye ve İran’daki Rus ve Türk devrimci ve komünist basınının çalışanlarının katılımıyla çıktığı ifade edilmiştir.
Merkezî Şark Neşriyatı tarafından Moskova’da basılan derginin Ocak-Şubat 1923 tarihli 2-3 no’lu sayısında Nâzım’ın “2000 Senesinin Sanatkârlarına” başlıklı şiiri yer almıştır. Bu şiir, sağlığında Nâzım’ın herhangi bir kitabına girmemiştir. Ölümünden sonra yayınlanan eserlerinde ise eski yazıdan dolayı yanlış okumadan kaynaklı olabileceği düşünülen farklılıklar vardır. (Bu ve bundan sonraki karşılaştırmalarda esas alınan baskı Kaynakça’da gösterilmiştir.) Türkiye baskısındaki “Şarkın ‘Futurist abidesi’ yükselen meydanlarda” dizesindeki “Şark” ifadesi yanlış okunmuştur. Doğrusu “say” (emek, iş, çalışma) olmalıdır. “Yüzlerle içindeyiz” dizesi ise “Bu zelzele içindeyiz” olmalıdır. Ayrıca Türkiye’deki baskısından farklı olarak dergide şiirin sonuna Moskova’da yazıldığı notu düşülmüştür.
Derginin bir sonraki sayısında Nâzım’ın bir şiiri daha yayımlanır. “Kahrolsun ‘Anarko-Sendikalistler’!!” başlıklı şiir, ne Türkiye’deki basımlarda ne de Sofya’daki Türkçe baskısında bulunmaktadır. Tamamını burada sunduğumuz şiir, elimizdeki bilgilere göre Kızıl Şark dergisinden sonra ilk defa okuyucuyla buluşmaktadır.

Şiirinin çıktığı ilk kitap

Nâzım Hikmet’in SSCB’de diğer bir şiiri “Kreml” (Kremlin) isimli bir kitapçıkta yayımlanır. Bu kitapçık, 1923 yılında Merkezî Şark Neşriyatı tarafından Moskova’da eski Türkçe 3000 adet basılmıştır. Merkezî Şark Neşriyatı, Milliyetler Halk Komiserliği’ne bağlıdır ve kitapçık yayınevinin Azerbaycan seksiyonu tarafından çıkarılmıştır. (Azerbaycan seksiyonu, aynı sene Tevfik Fikret’in şiirlerini de yayımlamıştır.)
Kitapta üç şairin “Kremlin” temalı üç farklı şiiri vardır. Kitapçık, Nâzım’ın 1923’te kaleme aldığı “Kremlin’e Mukaddime” şiiriyle başlar. Ardından Nuşirevanzade’nin “İran Kesri ve Kremlin”, en sonda da Lahuti’nin “Kremlin” şiirleri yer alır. Bu üç ismin de yukarıda bahsi geçen Kızıl Şark dergisinde yazı ve şiirleri yayımlanmıştır. Kitabın kapağına ise “Kreml” başlığının dışında Lahuti’nin Farsça şiirinin birinci ve ikinci dörtlüklerinin ilk iki dizesi konulmuştur.
Nâzım Hikmet’in bu kitapçıktaki şiiri, Türkiye’de “Lahuti’nin ‘Kremlin’ine Mukaddeme” başlığıyla bilinmektedir. Şiirin Moskova ve Türkiye baskıları arasında bir fark bulunmamaktadır.

Lahuti ve Nuşirevanzade

Nâzım Hikmet, Vâlâ Nureddin ile Ankara yolunda, Kastamonu, 1921. (Samiye Yaltırım Albümü)

Abulkasem Lahuti (G. Lahuti-1887-1957), İranlı devrimci bir şairdir. 1917-1921 arasında İstanbul’da yaşamış ve Pars isimli Fransızca ve Farsça bir dergi çıkarmıştır. 1922’de Tebriz’de (İran) başlattıkları bir isyanın bastırılmasının ardından Sovyetler Birliği’ne kaçmış ve hayatının sonuna kadar da orada yaşamıştır. Nâzım, şiirinin yayımlandığı ilk kitapta birlikte yer aldıkları Lahuti ile aynı mezarlıkta (Novodeviçiy Mezarlığı) yatmaktadır.
Kitapta şiiri bulunan diğer bir isim Ziynetullah Nuşirevanzade (Nevşirvanov), Ufalı bir Tatardır. 1. Dünya Savaşı öncesinde Türkiye’ye gelip İstanbul Üniversitesi’nde okumuştur. Rusya’da Sâkin Türk Tatarlarının Haklarını Müdafaa Cemiyeti yöneticilerinden olan Nuşirevanzade’nin 191517’de Türk Yurdu dergisinde birçok makalesi yayımlanmıştır. Komünizmi 1919’da benimsemiş, 1920 Ağustos’unda Anadolu’ya geçerek Hafî Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyesi olmuştur. Sonradan merkez komitesi üyeliğine seçilmiştir. Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nın (THİF) kurucu ve yöneticileri arasında yer almış, parti programını hazırlamıştır. TBMM Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi’nde Rusça mütercimi olarak çalışmış, ayrıca Sovyet elçiliğinde de görev yapmıştır. THİF’in kuruluş Beyannamesi’ni imzalamakla elçilik kurallarını çiğnediği gerekçesiyle Sovyet elçiliğindeki görevine son verilerek ülkesine geri gönderilmesine karar verilmiştir. Bu arada 1921’deki THİF davasında 15 yıl hapis cezasına çarptırılmış, Eylül 1921’de çıkan özel afla özgürlüğüne kavuştuktan sonra eşiyle birlikte Nisan 1922’de Sovyet Rusya’ya geri dönmüştür.
Nâzım, Lahuti ve Nuşirevanzade’nin yolları bu kitapta bir kez daha kesişmiştir.

Rusça yayımlanan ilk şiir

Nâzım Hikmet’in 1923’te SSCB’de yayımlanan diğer bir şiiri ise “Meyerhold Tiyatrosu’na” olur. “Meyerhold’a” başlığıyla S. Tretyakov tarafından Türkçeden çevrilen ve altında “Doğu Halkları Komünist Üniversitesi: Nâzım” imzası bulunan şiir, haftalık Zrelişa (Gösteri) dergisinin 1 Mayıs 1923 tarihli sayısında basılmıştır. Bu, Nâzım’ın Rusça yayımlanmış ilk şiiridir. Sovyet gösteri sanatları dergisi, Meyerhold’un 25. sanat yılı dolayısıyla sayfalarında Lunaçarskiy’in, Troçki’nin, Sovyet devlet ve sanat kurumlarının mesajlarının yanında Nâzım Hikmet’in şiirine de yer vermiştir.
Nâzım, bu şiiri kısa bir süre önce 2 Nisan 1923 günü Bolşoy Tiyatrosu’nda düzenlenen Meyerhold’un 25. sanat yılı gecesinde Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi (KUTV) temsilcisi olarak sahneden coşkuyla Türkçe okumuş ve ardından S. M. Tretyakov, Rusça çevirisini sunmuştur.
Aynı şiir, o sene “Nâzım” imzasıyla ve “Yaşasın Meyerhold!” başlığıyla V. E. Meyerhold’un 20. yönetmenlik, 25. oyunculuk yılı dolayısıyla basılan bir derleme kitapta da yer almıştır. Kitapta KUTV’da hoca olan Ahmet Cevat (Emre)’ın da bir yazısı bulunmaktadır. “Meyerhold Tiyatrosu” başlıklı yazıda Ahmet Cevat, bu tiyatro anlayışının Türk ortaoyunuyla benzerliklerini ele almaktadır.

Lahuti, Nâzım’la aynı mezarlıkta yatıyor. (Novodeviçiy Mezarlığı, Moskova)

Hakkında çıkan ilk yorumlar

Aynı yıl sanat-edebiyat dergisi Gorn’da, Sovyet tiyatro adamı A. V. Fevralskiy’in (19011984), “B. Vasilyev” imzasıyla yazdığı bir yazıda Nâzım Hikmet’e değinilmiştir. “Batı’nın Devrimci Sanatı (Komintern Üyeleriyle Sohbetten)” isimli yazıda “Türkiye” başlığı altında şu satırlar yer almıştır:
“Şimdi Moskova’da Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi’nde öğrenci olarak bulunan yoldaş Nâzım, genç Türk şairleri arasında büyük bir ilgi çekiyor. Şiirleri, kavramsal bakımdan son derece özgün. Ses uyumundan (fonetik) özellikle de kendi yarattığı sözcüklerden geniş ölçüde yararlanıyor. Kısa, vurgulu cümleler.”
Diğer taraftan Nâzım’ın o yıllardaki tiyatro çalışmaları da Sovyet basınına yansımıştır. Pravda gazetesi dahi Nâzım’ın sahnelediği oyunun haberine sayfalarında yer vermiştir. Gazetenin 12 Mart 1924 tarihli sayısında çıkan “Türk ajitasyon gösterisi” başlıklı haber şu şekildedir:
“12 Şubat’ta Kalyayev Krasnopresnenskiy Bölge Tiyatrosu’nda Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi öğrencilerinin Türkiye’deki gericiliğin paralı askerleri tarafından haince öldürülen, başta Suphi yoldaş olmak üzere 16 Türk komünistinin anısına düzenledikleri bir gece gerçekleşti. Gecenin resmî bölümünden sonra, Türk tiyatro topluluğu, üyelerinden Nâzım yoldaşın, üzerinde tüm toplulukça çalışılmış ve V. Meyerhold Tiyatrosu çalışanı Ekk yoldaş tarafından sahnelenen bir piyesini sergiledi. Oyunun ilginç bir kurgusu var. İlk sahnede, komünist yoldaşların 28 Ocak 1921’de bir gemi sintinesinde katledilmeleri veriliyor. İkinci sahnede komünist bir yeraltı matbaası ve hafiyelerin buraya baskını ve üçüncü sahnede, (bir İstanbul sokağında), polisin 28 rakamını taşıyan her şeyi izlemesine bağlı olarak bir dizi inanılmaz ve kimi zaman gülünç olaylar. Dördüncü sahnede, şu ya da bu biçimde 28 rakamıyla ilişkili insanların yargılanmasını ve tüm mahkemeyi gerçek bir komünist gösterinin kaplamasını izliyoruz. Oyun, ulusal giysilerle sahnelenmiş. Sahneye konuş biçimi yalın. Pek çok başka milliyetlerin temsilcilerinden oluşan ve bu bakımdan büyük çoğunluğu Türkçe bilmeyen seyirciler, yine de büyük bir ilgiyle izlediler ve oyundan etkilendiler.”
Bu oyunun metni ne yazık ki günümüze kalmamıştır.
Herhangi bir kaynak göstermemekle birlikte Kemal Sülker’in anlatımına göre Nâzım’ın Azerbaycan’da, özellikle Bakû’de yayımlanan dergilerde (1927) Türkçe şiirleri de çıkmış, dört-beş dergide ve kitapta Türk şaire övgüler yazılmış, resimlerine de yer verilmiştir.
Aziz Nesin ise ölümünün ardından şair üzerine Alman Neues Deutschland gazetesi için kaleme aldığı “Büyük Şairimiz Nâzım Hikmet” başlıklı yazıda o döneme dair şunları belirtmiştir:
“Nâzım, Moskova’daki üniversite çevresinde pek çabuk tanındı, sevildi. Ünü, üniversite çevresinden sanatçılar çevresine taştı. Şiirleri beğeniliyor ve Nâzım Hikmet topluluklar önünde şiirlerini okuyor, alkışlanıyordu. Türkçe yazdığı şiirlerini Alimof adındaki Azerbaycanlı Rusçaya çeviriyor ve bu şiirler Moskova’daki dergilerde yayınlanıyordu.” (Yazının Türkçe daktilo metni için bkz. Rusya Edebiyat Sanat Devlet Arşivi (RGALİ) fond 2250, liste 1, dosya 454, yaprak 7)

Ziynetullah Nuşirevanzade, eşi Cemile Hanım ve çocuklarıyla. (TÜSTAV Arşivi Görsel-İşitsel Fonu)

Güneşi İçenlerin Türküsü

Ancak Nâzım’ın ilk kitabı 1928’de Azer Neşr tarafından Arap alfabesiyle Bakû’de basılacaktır: Güneşi İçenlerin Türküsü. 3000 tirajlı kitaptaki şiirler, daha sonradan biri (“Kom-Genç” Birliklerine) hariç şairin Türkiye’deki eserlerinde de yer bulmuştur. Fakat bunlar karşılaştırıldığında belirli bölümlerin Türkiye’deki basımlardaki şiirlerden çıkarıldığı veya bazı eklemeler yapıldığı veya bazı yerlerin değiştirildiği görülmektedir.
Bütün bu değişiklikler, Nâzım hayattayken çıkan Türkiye baskılarında yapılmıştır. Bunların da farklı gerekçeleri olduğu düşünülebilir. Bir kısmı beğenilmeyip, bazıları hukuki gerekçelerle (komünizm propagandası vs.), bazıları değişen fikirler sebebiyle (konstrüktivizm gibi) şair tarafından çıkarılmış olabilir. Belki bazılarının Türkiye’ye gelirken asıllarının kaybolmuş olması veya SSCB’den döner dönmez tutuklanması sırasında kaybetmesi de olasılıklar arasında sayılabilir.
Kitapta, bahsi geçenler dışında şu şiirler de yer almıştır: “Veda”, “Onbeşlerin Kitâbesi”, “Grev”, “Aydınlık”, “Aydınlıkçılar” ve “Komsomol”.

Türkiye’ye dönüş ve TKP muhalefeti

Nâzım bu kitabın çıkışını gördü mü bilemiyoruz. Çünkü dünya komünist hareketinde “sola doğru bir sıçrayış” oluşturan Komintern 6. Kongresi’ni izledikten sonra 1928 Temmuz’unda sınırı Laz İsmail (Marat, İ. Bilen) ile birlikte gizlice geçerek Türkiye’ye dönmüştür. Nâzım’ın daha Türkiye’ye yeni ısınmakta olduğu günlerde, 1929 ilkbaharında TKP, 1927 Tevkifatı’ndan sonra oluşmuş Muvakkat Merkez Komitesi üyelerinin de içinde yer aldığı yine büyük bir tevkifata uğramış ve zaten dağınık haldeki parti tümden başsız kalmıştır. İşte bu koşullarda, KUTV’da oluşmuş yoldaşlıkları, yakınlıkları çerçevesinde Nâzım da TKP’de Komintern 6. Kongresi’nin estirdiği yeni rüzgâra uygun olarak biçimlenen muhalefet örgütlenmesinin içinde yer alır. 1934’te Moskova’da yapılan TKP Merkez Komitesi Genişletilmiş Dış Büro Toplantısı’nda, “polisçi Troçkist muhalefete katıldığı gerekçesiyle” de partiden ihraç edilmiştir. (Nâzımlara karşı Troçkist suçlaması, Troçki’nin şahsına ya da örgütüne bağlı olmak ya da “Tek Ülkede Sosyalizm” siyasetini reddetmek anlamından ziyade gevşek anlamıyla bir kötüleme sözü, bir çeşit ajan provokatörlük olarak kullanılmıştır.) TKP Merkez Komitesi Politik Büro üyesi Marat Yoldaş’ın (İsmail Bilen) verdiği bilgiye göre, 1935 yılında TKP Politik Bürosu bu kararı feshetmiştir.
Ancak bu süreçte dahi Nâzım’ın kitapları ve şiirleri SSCB’de yayımlanmaya devam etmiştir. Sovyet basınında Nâzım’ın şiirini öven yazılar çıkmıştır.

İlk Rusça kitap

Nâzım’ın SSCB’de ilk Rusça kitabı ise 1932’de, şair artık Türkiye’deyken, Stihi (Şiirler) başlığıyla Moskova’da yayımlanacaktır. Kitapta şairin “Piyer Loti” (“Şark-Garp” başlığıyla), “Neftin Cevabı”, “Şair”, “Güneşi İçenlerin Türküsü”, “Seyahat Notları” (“Nefte Doğru” başlığıyla), “Yalnayak” (“Anadolu’nun Hasreti” başlığıyla) ve “Orkestra” (“Yeni Sanat” başlığıyla) şiirleri yer alır.
Nâzım’ın Şiirler kitabındaki şiirlerinin çoğunluğunu şairin yakın arkadaşları olan Eduard Bagritskiy (1895-1934) ve Nikolay Dementyev (19071935) birlikte çevirmiştir. Her iki isim de kitabın çıkmasından birkaç yıl sonra hayata veda edecektir. Kitaptaki iki şiirin çevirisi ise V. Bugayevskiy’e aittir. Çevirilerinde şiir lerin Bakû’de basılan Güneşi İçenlerin Türküsü’ndeki uzun halleri esas alınmıştır. Ancak kitapta, özellikle de “Seyahat Notları”nın çevirisinde Nâzım Hikmet’in önceki basımlarında yer almayan ve ona ait olmadığı anlaşılan bazı dizelere rastlanmaktadır. Çevirmenlerin tahminen anlamı daha iyi vermek adına, özgün metinde hiçbir şekilde bulunmayan, klasik bir çeviri sınırını aşan bazı dizeler, benzetmeler, ifadeler vs. ekledikleri görülmektedir.
Diğer yandan kitapta herhangi bir sunuş yazısı da bulunmamaktadır.

Nâzım Hikmet, Azerbaycanlı halk ozanı Süleyman Rüstem’le, Moskova, 1928. (Aziz Nesin Arşivi)

Lev Nikulin’in portresi. (Ressam: Y. P. Annekov, 1929)

Sovyet basınında Nâzım

Nâzım’ın bu kitabından alıntılar da Sovyet basınının sayfalarında yer bulmaya başlar. Türk edebiyatının Claude Farrère ve Pierre Loti’lerin oryantalizminden kurtuluşunu ele alan “Türk Edebiyatının Yıkılan Putları” başlıklı bir yazıda, Nâzım’ın bu kitabındaki “Piyer Loti” şiirinden dizeler aktarılarak örnek gösterilmektedir. 12 Mayıs 1932 tarihli Literaturnaya Gazeta’nın (Edebiyat Gazetesi) birinci sayfasında çıkan makalenin yazarı Y. Galperin, “genç Türk şair Nâzım Hikmet”in şiirinin ardından şu satırlarla sözlerine son vermiştir:
“Bu şekilde Türkiye’de siyasi ve kültürel devrim, Türk edebiyatında da değerlerin yeniden ele alınmasına yöneldi. Eski putlar, Loti ve Farrère putları da yıkıldı. Artık taklitçi olmayan, yeni, millî bir edebiyat doğdu ve gelişiyor ve bu yeni edebiyatta, yukarıdaki dizelerin gösterdiği gibi, bambaşka, taze ama kimi zaman da kuzey rüzgârı esiyor.”

Nâzım Hikmet’in 1932’de Moskova’da basılan “Stihi” (Şiirler) kitabının kapağı.


O dönemde Nâzım, Sovyetler’de artık adından yavaş yavaş bahsettirmeye başlamıştır.
Sovyet yazar, şair ve gazeteci Lev Nikulin (1891-1967), 1933’te İstanbul’a geldiğinde Darülbedayi’de Muhsin Ertuğrul’u da ziyaret eder. Muhsin Ertuğrul’un çalışma odasında Nâzım Hikmet’le de karşılaşır. Nikulin’in ifadesiyle Türk şairin geniş omuzları, parlak zekâsı, aydınlık kafası ve güçlü sesi odayı kaplamıştır. Sovyet yazar, bu sesi tüm gücüyle iki kez duymuştur, ancak şairin şiirlerinin özel gücünün ve tınısının farkına varmıştır. Nikulin, şiirlerinin ritmini ve içeriğini kendilerine yakın bulmakta ve Mayakovskiy’in devrimin başlarındaki dönemine benzetmektedir. Nikulin’e göre Nâzım’ın şiirlerini çevirmeye gerek yoktur, çünkü insanlığın yeni çağının savaşçı ruhuyla ortaya çıkan bu şiirlerin manası anlaşılmakta ve ritmi hissedilmektedir.
Nikulin, 1935 yılında basılan, sıcağı sıcağına kaleme aldığı Türkiye izlenimlerinde Nâzım’a dair sözlerini şöyle sonlandıracaktır:
“Belki de onun şiirleri bizi bir de Hazar’dan ve Hazar’ın dalgalarının kırılmasından bahsettiği için mutlu ediyordu ve bunu memleketten uzakta Boğaziçi kıyılarında dinlemek hoştu.”

Nâzım Hikmet ve Piraye Hanım, 1930’lar. (Radiy Fiş, Nazım Hikmet, “Molodaya Gvardiya”, Moskva, 1968)

Sovyet yazar, seneler sonra Nâzım’ın ölümünün ardından da Türk şairle 1933’teki bu ilk buluşmasını anımsayacaktır. Nikulin, onun boyuna, azametine, altın sarısı saçlarına, güçlü, genç sesine ve enerjik jestlerine dikkat çekmiştir. O zaman Rusçası daha iyi olmadığından Fransızca sohbet etmişlerdir. Daha sonra birlikte Kadıköy’e geçmişler ve bir İstanbul yayınevinde çalışan bir kadın edebiyatçıya gitmişler, Nâzım orada da şiirlerini okumaya devam etmiştir. Nikulin, küçük ve mütevazı bu dairedeki gecenin unutulmaz olduğunun altını çizer. Sovyet yazar, orada bulunan çok sayıdaki gencin, belki de daha sonra Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim romanının kahramanları olduğunu düşünür.
Diğer taraftan Nikulin’in İstanbul’da buluştuğu eski Osmanlı diplomatlarından 1850 doğumlu şair Rasin’den Nâzım’la ilgili güzel sözler duymak çok hoşuna gitmiştir. 80 yaşını aşmış olan Rasin, Nâzım’ı Türk şiirinin “umudu ve yıldızı” olarak nitelendirmiştir. Birçok farklı konulara değindikleri sohbetlerinin, Nikulin’e göre, en güzel tarafı yaşlı Türk şairin yeniyi reddetmemesi ve devrimci Nâzım Hikmet’in yeteneğine ve mizacına gereken değeri vermesidir. Sovyet yazarın ifadesiyle Rasin, gençlerin yeni fikir arayışlarına hak vermiş ve yeni dönemin şairini kabullenerek klasik şair, bilgeliğini ve zamanın ruhunu anladığını göstermiştir.
1933’ün Kasım ayında cumhuriyetin 10. yıldönümü dolayısıyla Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Halk Komiserliği’nin (Bakanlığı) Görsel Sanatlar Kurumları İdaresi’nin yayın organı Sovyetskoe İsskustvo (Sovyet Sanatı) gazetesinde çıkan “Yeniden Doğan Ülkenin Sanatı” başlıklı yazıda da Nâzım Hikmet’e şu sözlerle değinilmiştir:
“Türk edebiyatının ve sanatının en sol kanadında ise şair Nâzım Hikmet durmaktadır. O, Türk çevrelerinde Türk Mayakovskiy’si olarak anılıyor. Şiirinin kendine özgü şekli ve melodisi ve eserlerinin zengin içeriği onu Türkiye’nin öncü şairi yapmaktadır”.

Nâzım Hikmet, SSCB’den dönüşünde annesi ve kız kardeşiyle, 1924. (Fotoğraflarla Nâzım Hikmet, Cem Yayınevi, İstanbul, 1989)

Üç yeni şiir çevirisi

Nâzım’ın bu dönemde şiirlerinin çevirileri yayımlanmaya devam eder. Uluslararası Devrimci Yazarlar Birliği’nin yayın organı İnternatsionalnaya Literatura (Uluslararası Edebiyat) dergisi, 1934 senesindeki 2 no’lu sayısında Türk şairin üç şiirine sayfalarında yer verir: “Bu Yazı Uzun Seneler Dünya Emperyalizminin Şarkta Kanlı Bekçiliğini Yapan Çarlık Rusyasının Ne Suretle Öldüğüne Dairdir”, “Haber” ve “Portatif Karyola”.
Şiirleri Türkçeden D. Magazanik ve M. Mihaylov çevirmiş, Georgiy Şengel ise çevirilerin üstünde çalışmıştır. Dergide Nâzım ise şu şekilde tanıtılmıştır:
“Nâzım Hikmet, büyük Türk şairi. Kitleler tarafından anlaşılan diliyle, şiirinin müzikalliğiyle, parlak tarzıyla ve devrimci temalarıyla dikkat çekmektedir. Nâzım Hikmet, Türk edebiyatının bir nevi Mayakovskiy’sidir. Ülkede [Türkiye’de] oldukça popülerdir. Onun ekolüne V. Nail, İsmet Hüsnü vd. dâhil edilebilir”.
Burada bahsedilen ilk isim Nail V. (Vahdeti) Çakırhan’dır (1910-2008). Kemal Tahir ise Fatma İrfan’a gönderdiği farklı mektuplarda İsmet Hüsnü’nün Nâzım Hikmet’e ithaf ettiği Bir Yıldız Aktı isimli kitabının toplatıldığından ve onunla ortak bir kitap yazacaklarından bahsetmektedir.
Dergide hemen Nâzım’ın şiirlerinin ardından, Türkiye’de kadın hakları savunucularından edebiyatçı Şükûfe Nihal (Başar)’ın (1896-1973) da “Celaliye Köyü’nde İki Gün” başlıklı öyküsü yayımlanmıştır.
Nâzım’ın, tespit edebildiğimiz kadarıyla bundan sonra Sovyet basınında ismi, 17 Ocak 1938 günü tutuklandığında geçecektir. 26 Ocak 1938 tarihli İzvestiya gazetesi, Nâzım’ın tutuklanmasını birkaç satırla haber verecektir: “Ünlü Türk şair Nâzım Hikmet, komünizm suçlamasıyla İstanbul’da tutuklandı. Gazetelerin bildirdiğine göre Hikmet’le ilgili mahkeme Ankara’da görülecek”.
Artık bundan sonra Nâzım Hikmet’in adı ve eserleri, tutukluluğunun uzamasıyla da dünya çapında ve SSCB’de özgürlük ve barış mücadelesiyle birlikte daha sık anılacak ve hapishane duvarlarını aşarak yeryüzünün her köşesinde yankılanmaya başlayacaktır.
NOT: Eski Türkçe metinlerin okunmasındaki katkılarından dolayı Musa Sarıkaya’ya teşekkür ederim.

KAHROLSUN “ANARKOSENDİKALİSTLER”!!

Kısalıyor git gide merkezle muhit arasındaki boşluk!
Artık beş parmağı dağınık bir tokat değil düşman!
Demir muştasında sıkılmış bir yumruk inmek üzere beynimize!!.
Yoldaş gözet kendini düşman merkezileşiyor!!
Eğer sen merkezileşmesen bir kağıt külah gibi ezer kafatasını!.
Merkeze yoldaş zafer için merkeze!!
Kahrolsun “Anarko-Sendikalistler”!!
9 Mayıs – Moskova

“KOM-GENÇ” BİRLİKLERİNE!

Elimizde kırkikiliktir bizim:
Marksizm!
Ateş!..
“Kom-Genç” birlikleri!.
İleri!.
Kızıl bayraklar hazır!.
Duvarlara beyanname!. Şarkılar, türküler, matem marşı, Enternasyonal!.
Dar sokaklarda her kapıyı çal!.
Meydanlarda miting!.
Sendikalar kırmızı!.
Grevler arka-arkaya!.
Bomba, mavzer, gazete, resim, kitap!.
Fayrap!
Son sürati ver!..
Kızıştır!..
Kızıştır!..
Kardif kömürlerine Bakü petrollerini boşalt!
Alt, üst!.
Üst, alt!.
Dinamolar!.
100 milyar volt!.
Aşınıyor, aşınıyor!.
Kömür, duman, neft, kurum!.
Radyum!.
Alev!… He…..v!..
Grrrrrum!. Yı-kıl-dı!.
Yıkıldı!.
Hari, hari, Hurrra, hurrra, hurrrra!.
Geçti bize diktatura!…
1922, Moskova

KAYIP MISRALARIN PEŞİNDE

Türkiye baskılarında değişen-değiştirilen dizeler

Nazım’ın şiirleri, kimi zaman şairin bilgisi dahilinde kimi zaman ise siyasi gerekçelerle değişti, değiştirildi. İşte Güneşi İçenlerin Türküsü’nün Türkiye baskılarında ilk halinden farklılıklar taşıyan veya tamamen çıkarılan mısralar.

Nâzım Hikmet’in 1928 yılında Bakû’de yayımlanan Türküsü başlıklı kitabıyla Türkiye baskıları karşılaştırıldığında, Tür Güneşi İçenlerinkiye’de yayımlanmayan ve şiirlerden çıkarılan yerler şöyledir. Türkiye baskısında yapılan az sayıdaki eklemelere işaret edilmemiştir:

  • Bakû baskısında “Güneşi İçenlerin Türküsü” şiiri, Türkiye’deki baskılardan farklı olarak “Mukaddime: ‘Gayemin yolcularına'”, “Türkü” ve “Hitame” başlıklı bölümlere sahiptir.
  • Türkçe baskılarda “Bir Hintlinin Ağzından” başlıklı şiir, Bakû baskısında “SSSR ve Şarklı” başlığıyla geçmektedir. Şiirde “Haydi uzat kollarını,/beni kucaklasana!” dizelerinin ardından gelen aşağıdaki bölüm Türkiye’deki baskıda yer almamıştır:

“Ey!.
Gönülde onu, görmek arzusunu, sıla hasreti gibi derinlediğim!.
Ey!
Kıvrımları kalbi saran türkülerini anamın sesi gibi dinlediğim!.
Ey!.
Asya güneşleri gibi kırmızı sıcak bayrakların sıtmalı rüyama giren!.
Kahramanlarının adı kan içinde şaha kalkan elleri yada getiren, ey beni bir ihtilal gibi feryada getiren diyar!.
Gözümde bir pul etmez artık ne yer ne yar!.
Şimale akan rüzgârlarla aşmışım Asya’nın yollarını, ulaşmışım sana!.
Haydi uzat kollarını, beni kucaklasan a!..”
Aynı şiirde “Ben onların/dolu dizgin feryadıyım!..” dizelerinden sonra gelen şu bölüm de Türkiye’deki baskılarda bulunmamaktadır:
“Geldim senin eşiğine, ihtilalin beşiğine, gözlerime nur istiyorum, şuur istiyorum!..”
Şiirin son iki dizesi ve tarih ve yazılan yere dair düşülen not, Türkiye baskılarında mevcut değildir:
“Oraya tez dönmeliyim, orda kızıl gömleğimle görünmeliyim!.
1925 Türkiye”

  • “Açların Gözbebekleri” şiirinin Bakû baskısında “1921 açlığına” şeklinde bir alt başlık bulunmaktadır. Ayrıca şiirin sonuna Türkiye baskısından farklı olarak “Moskova” ibaresi de düşülmüştür.
  • Türkiye baskılarında “Sanatkâr Heyecanı” olarak bilinen şiir, Bakû baskısında “Heyecanımız!” başlığıyla geçmektedir. Aynı şiirde “Onu kuvvette tekamül gibi yükselttik!.” dizesinin ardından gelen şu dizeler Türkiye baskısında yoktur:
    “Şimdi o bizim, o bizim şuurumuzun oğlu!”
    Ayrıca şiirin sonuna Türkiye baskısından farklı olarak “Moskova” ibaresi de düşülmüştür.
  • Türkiye baskılarında “Gözlerimiz” ismiyle bilinen şiir, Bakû baskısında “Müşterek Zahmet” olarak adlandırılmıştır. Bu şiirde bazı dizelerin yerleri değişmekle birlikte, bazı kelimelerin yerine başkalarının tercih edildiği (kelek-kabak gibi), bazı fiillerin farklı çekildiği de görülmektedir. İşaret edilen değişiklikler dışında iki baskı arasındaki en büyük fark “Müşterek zahmetin şah eserini yakan,/onu bücür bırakan/istismar ateşini” dizelerinin Türkçe baskıda “Ve gözlerimizi yakan/gecenin ateşini” halini almasıdır.
    Bakû baskısında bu şiirin Moskova’da yazıldığı da sona not olarak düşülmüştür.
  • “1923 Almanya İnkılâbını Beklerken” şiirinde “yeniden can bulacak mı Karl Libkneht?…” dizesinin ardından gelen “Avrupa yüceliyor!.” dizesi Türkiye baskılarında yoktur.
    “Yayından Fırlayan Ok” şiirinin Bakû baskısındaki alt başlığı “Dünya hareketi tarihine” şeklindedir. Türkiye baskısında şiirin şu son dizeleri ve yazıldığı yer de bulunmamaktadır: “Dede tarih yayı veren, biziz geren, uçan ok ki, kavgamızdır, kuş misali!. Hedef kurtuluş misali!. Türkiye 1925”
  • “Berkley” şiirinde ise Bakû baskısındaki “Kalın etten vücuduyla senin dışında değil miydi” dizesi, Türkiye baskısında “Senin dışında değil miydi” şekline dönüşmüştür. Aynı şiirde “Dinle Berkley!./dinlemesen de olur,” dizelerinden sonra gelen “bizimkiler dinlesin,” dizesi Türkiye baskısında yoktur. Diğer yandan Türkiye baskısındaki “Toprakdaki saltanatın” dizesi, Bakû baskısında “Toprakdaki sınıf-ı saltanatın” şeklindedir.
    Bakû baskısında şiirin yazıldığı yer olarak “Moskova” notu da düşülmüştür.
  • Türkiye baskılarındaki “Mektup” şiiri, Bakû baskısında “‘Maksim Gorki’ye Açık Mektup” olarak geçmektedir ve şiirin hemen başındaki şu satırlar Türkiye baskısına konmamıştır:
    “Benim için Lenin…
    Büyük Petro, Lomonosof ve sairleri gibi Rus tarihinde her zaman ani bir surette doğan adi korkunç ve biraz efsanevi insanlardan biridir…
    Benim için Lenin bir efsane kahramandır…
    … Lenin haricen tıpkı balığın pullarla olduğu gibi kelimelerle muhattır…
    … Lenin bir akşam Moskova’da madam ‘Paşkova’nın’ evinde Bethoven’in sonatlarını dinlerken…
    … ‘Kapri’ balıkçıları Lenin’e bir ehemmiyet-i mahsusa atfetmişlerdi…’ (Maksim Gorki’nin Aydınlık mecmuasının 18 Şubat 925 tarihli 31 numorosunda Burhan Asaf tarafından nakledilen “Bir İnsan” isimli makalesinden…)”
  • Bu şiirde geçen “bogatır” kelimesine Bakû baskısında bir dipnot düşülmüş ve “Rus halk efsanelerinin kahramanlarına verilen isim” denilmiştir. Türkiye baskısında böyle bir dipnot yoktur.
  • Türkiye baskısındaki “Ustamızın Ölümü” şiirindeki “Ses”, “Yankı” ve “Yankının Yankısı” bölüm başlıkları, Bakû baskısında “Seda”, “Aksi Seda” ve “Aksi Sedanın Aksi Sedası”dır. Bakû baskısında geçen “Okuyun yüksek sesle!.” ve “Okuyun!.” dizelerine de Türkiye baskısında yer verilmemiştir.
  • Türkçe baskılardaki “Kalbim” şiirinin adı, Bakû baskısında “On Beş Yara: On beşlerimize”dir. Şiirdeki “kanlı bir yaprak gibi çarpıyor,” dizesi Bakû baskısında “kanlı kızıl bir yaprak gibi çarpıyor,” şeklindedir. Şiirin Türkiye’de yazıldığı da not olarak düşülmüştür.
  • Bakû baskısındaki “Anadolu: 1920 seyahat notlarından” başlıklı şiir, Türkiye baskılarında “Yalnayak” ismiyle yayımlanmıştır.
  • Türkiye baskılarında “Piyer Loti” başlığıyla yayımlanan şiir, Bakû baskısında “Şark – Garb: ‘Esir Şark’ın kurtuluş gününe” ismini taşımaktadır. Şiirin “Hatta sen!/sen/Piyer Loti!..” dizelerindeki ikinci “sen” Türkçe baskıdan çıkarılmıştır. Şiir 1925’te Türkiye’de yazılmıştır.
  • Nâzım’ın Bakû baskısındaki “‘Kom-Genç’ Birliklerine” başlıklı şiirine Türkiye’deki hiçbir baskıda yer verilmemiştir. Şiirin sadece son beş dizesi, “Komsomol” şiirinin altında “***” işaretiyle ayrılarak ve “Moskova 1922” notuyla birlikte Türkiye baskısında bulunmaktadır. Şiir, aynı şekilde Nâzım Hikmet’in Sofya’daki toplu eserlerinin 1. cildine de girmiş, daha sonra 2. cildin arkasında yer alan 1. cilde ilişkin Yanlış-Doğru Cetveli’nde bir önceki ciltte şiirin sadece birkaç dizesinin çıktığı belirtilerek tamamına yer verilmiştir. Ancak Bakû baskısındaki şiir ondan da uzundur. Şiirin tamamı, burada yayımladığımız gibidir.
  • Türkiye baskılarındaki “İzmir’den Akdeniz’e Dökülen ve Yakında Bombay’dan Hint Denizi’ne Dökülecek Olan Emperyalizmin Şarkı Saran Duvarı Hakkında Yazılmıştır.” başlıklı şiir, Bakû baskısında “O Duvar” ismiyle yayımlanmıştır ve “Maarif ve Medeniyet Mecmuası’ndan” notu düşülmüştür. Şiirde “Orda,/o duvarda,/o duvarın dibinde/ bizimkilerin bağlandı kolları.” dizelerinin hemen öncesinde gelen “Komünistlerin kurşunlandığı duvar” dizesi ve “ölüm şuaı satan kimyager,” dizesinden sonra gelen “kuru kemik kafası, kurşun ‘çelenkli’ meçhul asker,” dizesi Türkiye baskısında mevcut değildir.
  • “Cevap” şiirinde ise Bakû baskısındaki “Komünist demek:/Adımlarını tarihin akışına/uyduran/temelleri çöken bugüne vuran/yarını kuran/kahraman/demektir” dizeleri, Türkiye baskısında “Biz,/adımlarını tarihin akışına uyduran/temelleri çöken emperyalizmi vuran,/yarını kuranlarız.” halini almıştır.
  • Bakû baskısında “Yanardağ” şiirinin 1925’te Türkiye’de yazıldığı notu da düşülmüştür.
  • “Yangın” şiirinde ise “A….h!” dizesinden sonra gelen “Gece sallanıyor, yer sallanıyor,/fener sallanıyor,/fenerde hastaların gözleri yanıyor!.” dizeleri Türkiye baskısından çıkarılmıştır. Şiir, ayrıca 1925’te Türkiye’de yazılmıştır.
  • “Gövdemdeki Kurt” şiiri, Bakû baskısına göre 1922’de Moskova’da yazılmıştır. Türkiye baskısında ise farklı bir şekilde sadece “1924” ibaresi vardır.
  • “Şairin Bir Dakika Tembelliği” şiirindeki “Dumandan atlara binmiş dumandan süvariler:/Eridiler!.” dizeleri Türkiye baskısında “Dumandan süvariler eridiler..” şeklindedir. Ayrıca şiirin son dizeleri, Bakû baskısında “boş fıçılar gibi boş oturanları/kürenin derdini süpürenlerin/hizmetine.” şeklindeyken Türkiye baskısında “boş fıçılar gibi boş oturanları” ifadesi geçmemektedir.
  • Türkiye baskılarında “Rodos Heykeli” başlığını taşıyan şiirin Bakû baskısındaki ismi “Ölüm-Vazife: Hasta iken”dir. Bakû baskısında “Moskova 922” notu düşülmüşken Türkiye baskısında 1923 senesine işaret edilmektedir.
  • Türkiye baskısındaki “Orkestra” şiiri Bakû baskısında “Yeni Sanat” ismiyle üç bölümden oluşmaktadır: “Seda”, “Aksi Seda”, “Aksi Sedanın Aksi Sedası”. Şiirde “başladı orkestram” dizesinden sonra gelen “Ona/kommuna/maestro!.” dizleri Türkiye baskısında yoktur. Ayrıca Bakû baskısında şiirin 1922’de Moskova’da yazıldığı notu düşülmüşken, Türkiye baskısında 1921 olarak belirtilmiştir.
  • “Şair” başlıklı şiirde “Fakat asıl/şah eserime/ başlamak için” dizlerinin ardından Bakû baskısında “‘Konstruktivisto – Marksist’ romanıma başlamak için” dizesi gelirken, bu dize Türkiye baskısında çıkarılmıştır. Bakû baskısına göre şiir Moskova’da 1922’de yazılmıştır. Türkiye baskısı ise 1923’e işaret etmektedir.
  • Bakû baskısında Türkiye baskısından farklı olarak “Ayağa Kalkın Efendiler!..” şiirinin bir de altbaşlığı vardır: “Burjuva sanatkarlarına”. Şiirin İstanbul’da yazıldığı da sadece Bakû baskısında ifade edilmiştir.
    Türkiye baskılarındaki “Seyahat Notları” şiirinin Bakû baskısındaki adı “Nefte Doğru”dur ve “Yolculuk notlarından” alt başlığına sahiptir. Hemen altına şu not düşülmüştür:
    “Düşünen beyni Moskova ise ülkemizin Taze kan dağıtan kalbidir Bakû!..”
  • Bakû baskısında “Bir baş uzandı omuzumdan pencereye/genç bir kadın başı,” dizelerinin ardından “sarı saçlı, mavi gözlü bir komsomolka başı…” dizesi gelmektedir. Bu dize, Türkiye baskısından çıkarılmıştır.

Yine Bakû baskısında “gömleklerimiz reçine kokuyor/reçine…” dizelerinin ardından Türkiye baskısında olmayan şu dizeler vardır:
“Akıyor tarlalar iki yandan suları altın ışıklı bir nehir gibi, bu altın sularda yükseliyor zaman-zaman fabrikalar yekpare bir şehir gibi…
Beyaz duvarlı, saman damlı köyleri geçiyoruz.
Toprak çanaklarda kaynamış süt içiyoruz.
Köylü çocuklar bağrışarak düşüyor peşimize!
“Day Gazet!. [Gazete ver!]. Day Gazet! Day Gazet! Day!”
Bu ses yalvarmıyor, emr ediyor bize:
Day Gazet!. Day!…
Bu ses, İsa’nın köşesine Lenin’in resmini asan Rus köylüsünün sesi!.
Bu ses, kara toprağın üstünde nefes alan, dirilen sarı saçlı, mavi gözlü dev ölüsünün sesi!…
Bu gün ikinci günü yolculuğumuzun. Menzile bir gün daha yaklaştık.
Menzile yaklaştıkça bana günler uzun geliyor, yollar uzun…..”
Aynı şiirde “ölçmek istiyorlarmış gibi geçtiğimiz yolu…” dizesinin ardından Bakû baskısında Türkiye baskısında olmayan şu dizeler gelmektedir:
“Dışarda, uzaklarda, yükseliyor, dumanlı başı karlı “Kazbek”in!
Bol ağaçlı tarlalarda biçilmiş ekin.
İnce belli kısraklar, kokluyor çayırları.
Yeşil rengin envai ile işlenmiş ipekli bir halı gibi Kafkas kırları…”
Aynı şiirde “Oturmaktan uyuşan/vücudumla gerindim!…” dizelerinin ardından gelen şu dizeler Türkiye’deki baskılarda bulunmamaktadır:
“Gök yüzü renkli rüyalarla dolu bir uyku gibi, durgun ışıklı koyu mavi bir su gibi içimde bir ses diyor ki: Bak bu suya!.
Yıldızların altında yat uykuya!…
Yükseldikçe fakat kumların üzerinden yağlı bir neft kokusu, dağılıyor gözlerimden bu yorgun yaz uykusu!…”
Şiirin Türkiye baskısında 1929 yılında yazıldığı ifade edilirken, Bakû baskısında “1927 ‘Moskova-Bakû’ yolu” ifadesi geçmektedir. Zaten kitap da 1928 yılında basılmıştır.