Son dönem Osmanlı, erken cumhuriyet devrinin önde gelen mimarlarından Kemaleddin Bey (ünlü besteci-yazar İlhan Mimaroğlu’nun babası); 1925’te Ayasofya’yı bir uzmanlar kurulu eşliğinde incelemiş ve yapılması gereken tamirat-iyileşmeleri kayda geçirmişti. Ayasofya Camii Hakkında Rapordur başlıklı bu kısa eser, hiçbir katalogda yer almıyor.

Hıristiyan ve İslâm dünyasının en önemli merkezlerinden Ayasofya, İstanbul denince ilk akla gelen idollerden. Yapıldığı ilk yıllarda Büyük Kilise (Megale Ekklesia) olarak adlandırılmış olan Ayasofya, şüphesiz dünyadaki en büyük mimarî eserlerden biri. 5. yüzyıldan itibaren Sophia denilemeye başlanan bu mabet bir Hıristiyan azizeye değil, Theia Sophia’ya yani “kutsal hikmet”e adanmış.

Hagia Sophia olarak bilinen bu kiliseye İstanbul’un alınışından sonra Osmanlılar tarafından Ayasofya denilmiş ve bu isim günümüze kadar gelmiş. Ayasofya, Osmanlı döneminde de çok önemli bir ibadethane, medresesiyle Osmanlı eğitim hayatında varılabilecek en yüksek noktalardan biri. İstanbul’a gelen tüm seyyahların uğrak noktası, Osmanlı padişahlarının etrafına ilaveler yapmakta adeta yarıştıkları bir abide. 

1925’te bir uzmanlar heyeti eşliğinde incelenen Ayasofya’yla ilgili hazırlanan rapor (solda), 20 TL’lik banknotların üzerindeki portresinden tanıdığımız Mimar Kemaleddin Bey’in öncülüğünde düzenlenmişti (sağda).

Ayasofya, yapılış tarihinden itibaren pek çok kez mimari açıdan tehlikeler yaşamış, çökmeler, yıkımlar görmüş. Ayasofya binasının tarihi adeta bir yıkımlar, onarımlar, inşaatlar tarihidir. İlk inşaından itibaren kubbesi, binanın taşıyıcıları, çevresi, iç kısmı yıkımlar görmüş tekrar tekrar onarılmıştır. Bizans’tan Osmanlılara, cumhuriyete, Ayasofya tarihi gibi onu onaranlar ve onarımlar da ünlüdür. Osmanlı döneminde Mimar Sinan-ı Atik, Mimar Ayas, Mimar Hayrettin, Mimar Sinan gibi hassa mimarlarının emeği geçmiş, onarımına elleri değmiştir. Birçok yabancı mimar ve biliminsanı da Ayasofya’nın onarımı ilgilenmiştir. Ch. Texier, N. Efimov, W. Salzenberg, G. T. Fossati, H. Prost, Maranconi, E. J. Proupper, C. Gurlitt, Hoffman, Thomas Wittemore gibi mimar ve uzmanlar Ayasofya üzerinde hem çalışmışlar, hem de kimi ufak kimi büyük iz bırakmışlardır.

Evkaf Nezareti yani Vakıflar Bakanlığı, imparatorluğun son yılları ve cumhuriyetin ilk yıllarında Ayasofya müze olmadan önce bazı onarım girişimlerinde bulunmuştur. 1905’ten itibaren Evkaf Nezareti, kendisine bağlı bulunan İnşaat ve Tamirat Şubesi elemanlarıyla Ayasofya’nın onarım ve bakımına müdahil olmuştur. Bu sürecin başında en önde gelen isim kuşkusuz Mimar Kemaleddin Bey’dir. Uzun yıllar Ayasofya ile meşgul olan Mimar Kemaleddin Bey, son kez 29 Aralık 1925’te vakıflar mensubu olarak reisi bulunduğu bir heyetle birlikte Ayasofya’nın durumunu incelemiş ve 13 sayfalık bir rapor hazırlatmıştır. 28×16 cm. ölçüsündeki bu rapor Eski Türkçe rik’a harflerle yazılmış, Mühendis Mektebi Matbaası’nda belirli sayıda basılmış ve ilgililere sunulmuştur. Millî Kütüphane kayıtları dahil Eski Türkçe baskı kitapları inceleyen hiçbir kaynakta kaydı bulunmayan bu eserden, şimdiye kadar Ayasofya üzerine yazılmış kitaplarda da bilgi bulunmaz.

Cami hatırası 1934’te müzeye çevrilen Ayasofya, 1927’de hakkındaki raporun yayımlandığı tarihte henüz cami olarak kullanılıyordu.

Ayasofya Camii Hakkında Rapordur başlığını taşıyan eser 1 sayfalık bir giriş ve “Ma‘lumât-ı tarihiyye, Tarz-ı İnşaiyye, Binanın hâl-i hâzırı, Tağayyür şekilleri tevlid eden esbab, Temel zemini, Binadaki çatlaklar, Tağayyür-i şekl devam ediyor mu?, Binanın idame-i hayatı neye mütevakıftır?” başlıklı bölümlerden oluşur. “Vesâikin tab’ (basılması) ettirilmesi lüzumu” başlıklı, 12 Kanunsani 1927 tarihli kısa açıklamada belgenin basılmasının önemi vurgulanır. En son sayfada ise raporu hazırlayan kadronun imzası vardır. Bu imzalar “Sabık İskân Heyet-i Fenniyesi Reisi ve Mühendis Mektebi Muallimi Hasan Hâdi, Muallim-Mühendis Ali Ziya, Muallim-Mühendis Burhaneddin, Evkaf İnşaat ve Ta’mirât Müdir Muavini Muallim- Mühendis Mehmed Fikri, Evkaf İnşaat ve Ta’mirât Müdiri, Mimar-Muallim Kemâleddin” isimli kişilerindir.

1927 – AYASOFYA RAPORU

Binanın yaşaması nelere bağlıdır?

Mimar Kemaleddin öncülüğünde hazırlanan ve Ayasofya hakkında pek çok detayı barındıran raporun önemli noktalarından olan “Binanın idame-i hayatı neye mütevakkıftır?” başlıklı bölüm şöyle:

“Binanın hayatını ani bir surette tehdid eden bir sebeb mevcud değildir. Ma-hezâ ebnayı setr eden kurşunlarda hayli bir bozukluklar mevcud olup yağmur suları bir çok yerlerden bina içerisine aktığı müşahede edilmiştir.

Bu hâlin temadisi binayı tehlikeye koyabilir. Bu cihet nazar-ı itibare alınarak 29 Kanunevvel 341 (29 Aralık 1925) tarihli raporumuz ile kurşunların müstacilen ta’miri lüzumu arz edilmiş idi. 

Evkaf müdiriyet-i umumiyesince dört ay akdem kurşunların ta’miratına mübaşeret edilerek şimdiye kadar büyük kubbeye ait aksam ikmâl edilerek ta’mirâta devam edilmekte bulunmuştur.

Yukarıda büyük kubbeyi tutan dört esas ayaktan garb cihetindeki ayakta çatlaklar mevcud olduğu beyan edilmiş idi. Bu çatlak mahallerin takviyesi behemal lâzımdır. Bu takviye ameliyatı son zamanlarda taamüm etmeğe başlamış olan Almanya’da Mayns şehrinde vaki katedrallik tahkim ameliyatında muvaffakiyetle tatbik edilmiş bulunan yüksek mukavemetli çimento harcının tazyik-i hava ile çatlak içerisine delk edilmesi usuliyle icrası muvafıktır.

Bu ameliyatın icrası behemahal bu gibi hususatta sahib-i ihtisas bulunan bir şirkete ihale edilmelidir.

Ameliyat-ı mezkurenin icrası sırasında ayakta mevcut mermer kaplamaların kemâl-i dikkatle çıkarılması suretiyle ayağın elyevm gayrimeri aksamının da muayene edilmesi muvafık olur. Bu muayene lüzum gösterir ise ayak demir çenberler ianesiyle de takviye edilmelidir. 

Bunların haricinde şiddetli bir hareket-i arz gibi bir afet hariç tutulursa binanın hayatını tehdid eyleyen bir sebeb görülememiştir. Ma’heza hiç bir bina böyle bir afete mukavemet edecek surette inşa edilmemiştir. 

Bâlâda zikredilen takviye ameliyatından başka büyük kubbenin bir kaç demir çenber ianesiyle tahkimi meselesine masruf bir tedbir ihtiyati olur. Bu demir çenberlerin maktaları kubbenin husule getirdiği yanlız başına mukavemet edebilecek surette hesab edilmelidir.

Demir çenberlerin adedi ve suret-i inşaları hakkında evvel emirde bir proje ve keşifname tanzim edilmek muktezidir”.