Tarih oğlunu öldüren hükümdarlarla doludur ama bu idamlardan pek azı Çoson (Kore) Krallığı’nın veliahtı Prens Sado’nun 1762 Temmuz’undaki ölümü kadar tuhaf ve korkunçtur. Shakespeare trajedilerine taş çıkaran bu gerçek öyküde, babası Kral Yongjo tarafından bir pirinç sandığına kilitlenen prens, sekiz gün sonra ölür. Veliahtın eşi Prenses Hyegyong, yıllar sonra olayın perde arkasını anlatacaktır. 

Kaygılar ve pişmanlıklar 

Sado’nun babası Kral Yongjo, yeni yayımlanan toplu yazılarında şunları söylüyor: “Tahta çıktıktan 51 yıl sonra bugün, kaygılarım 1 milyon, pişmanlıklarım 1 milyar.” 

Kral Yongjo, 4 Temmuz 1762’de oğlu ve veliahtı Sado’yu huzuruna çağırdı. Kılıcıyla yere vurdu ve veliaht prensin unvanını geri aldığını bildirdi. Sarayın avlularından birine bir pirinç sandığı getirildi. Sado sandığın içine sokuldu ve kapağı kapatıldı. Sado yaz güneşinin altında, avludaki bu dar hapishanede açlığa ve susuzluğa mahkum edildi. 

Kimilerine göre birisi sandığın üzerine su dökerek tahtaların arasından içeri su sızmasını sağladı (buna cüret ettiği için idam edildi), kimilerine göre yağmur yağdığından içeri su sızdı. Sekiz gün sonra, 12 Temmuz’da sandık açıldığında Sado’nun ölmüş olduğu anlaşıldı. 

Bu olaydan esinlenilerek yapılan “Taht” filminde, senaryo yazarı babayla oğul arasında bir kurmaca diyalog yazmıştı. Kral, veliahta kendini öldürmesini emrediyor, prens ise ona şöyle cevap veriyordu: “Hayır! Beni sen öldür!” Bu anlamlı bir diyalogdu. Çünkü Kore’de kendini öldürmek, Batı’daki tek tanrılı dinlerde olduğu gibi bir günah değildi. Oysa bir babanın oğlunu öldürmesi, bir oğulun babasını öldürmesi kadar olmasa bile, büyük bir günahtı. Dolayısıyla belki kral, kendini bu günahtan korumak için oğlunu intihara zorlamış; oğul ise nefret ettiği babasını büyük bir günahın yükü altında bırakmak amacıyla onu kendisini öldürsün diye kışkırtmıştı. 

Prens Sado’ya iade-i itibar 

Prens Sado’nun adı öldükten sonra kayıtlardan çıkarıldı. 14 yıl sonra oğlu tahta çıkış konuşmasına “Ben Prens Sado’nun oğluyum” diye başlayarak babasına itibarını iade etti. 

Prens Sado’nun (1735- 1762) ölümünü edebiyatçı ve sinemacıların gözde öyküsü haline getiren, dul eşi Prenses Hyegyong’un (1735-1815) yıllar sonra kaleme aldığı Hanjungnok (Acılı Günlerin Öyküsü) adlı anıları oldu. Çoson Krallığı’nda sarayda olup bitenler günü gününe Çoson Hanedanı Yıllığı’na ve Kraliyet Kalemi Günlüğü’ne kaydedilirdi, ancak Prens Sado’nun ölümü kritik bir konu olduğundan olayla ilgili resmî bilgi azdı. Prenses Hyegyong, anılarını yeni kuşağa ve tahttaki torununa geçmişi aktarmak üzere yazdığını söylüyordu: “Olayları olduğu gibi kayda geçirmezsem, kimse ne olup bittiğini anlayamaz”. 

Çoson Krallığı, bugün “yeni Konfüçyüsçülük” denilen dinî, siyasi, ahlaki düşünce sistemi üzerine kuruluydu. Yeni Konfüçyüsçülük bizi bu bağlamda ilgilendiren en önemli ilkelerinden biri, bir kuşağın önceki kuşaklara karşı ödevleriydi ki, bunu her toplumda rastlanan büyüklere saygı ilkesiyle açıklamak yeterli değildir. Çin’de olduğu gibi Kore’de de evlerde ata tapınaklarının kurulduğunu, ölmüş anne-baba, büyükbaba-büyükanne vb. gibi geçmiş kuşaklara tapınıldığını belirtirsek, büyüklere gösterilmesi gereken saygı ve itaatın derecesini de anlatmış oluruz. Büyüklerin de sonraki kuşağa karşı “çocukların alacağı” denilen bazı yükümlülükleri vardı. Bu hiyerarşik toplumda yasal eşin kocasına, ikinci, üçüncü eş ve cariyelerin yasal eşe, çocukların anne ve babalarına, uyrukların krala karşı ödevleri de aynı ilkeye dayanıyordu. 

Gelgelelim iktidardaki Çoson (aile adı Yi) Hanedanı’nın bu ilkelere uyduğu pek söylenemezdi. Diğer kraliyet aileleri gibi onlar da entrika ve iktidar kavgalarının esiriydi. Bir babanın oğlunu cezalandırması mümkünse de, durup dururken öldürmesi hoş karşılanmazdı. Ama kraliyet ailesinde bu tür olaylar hiç olmuyor değildi. Örneğin 17. yüzyılda Kral İnjo, oğlu veliaht Sohyeon’u kafasına mürekkep hokkası atarak öldürmüş, ancak olay prens kaza sonucu düştü de başını çarptı diye açıklanmıştı. Prens Sado’nun babası Kral Yongjo da (1694-1776) yeni Konfüçyüsçülük ideal bir örneği değildi. En alt sınıftan bir cariyeden doğmuştu; üstelik tahta çıkmak için ağabeyini zehirleyerek öldürdüğü söylentisi yaygındı. 

Sado’nun oğlu Kral Jeongjo, 1795’te babası için yaptırdığı Hvaseong Kalesi’ndeki görkemli mezarı 8 gün süren bir törenle ziyaret etmişti. Resim, bu ziyareti anlatan albümden… 

Prens Sado da kraliçenin değil, kralın cariyelerinden Sonhui’nin oğluydu. Babasının başka erkek evladı olmadığından veliaht yapılmış, Hanyang’daki (bugünkü Seul) saray kompleksinde (Çangyeongung) kendisine ayrılan köşkte harem ağaları ve öğretmenlerin gözetiminde yetişmişti. 1744’te kendisiyle aynı yaşta küçük bir kızla evlendirildi. Soylu Hong ailesinden gelen Hyegyong, çok sayıda aday arasından kral ve kraliçe tarafından özenle seçilmişti. Çiftin tek oğlu sonradan Jeongjo (1752-1800) adıyla kral olacaktı. 

Kral Yongjo, buluttan nem kapan bir adamdı. Sado ondan müthiş korkar, babasının huzurunda elini ayağını nereye koyacağını bilemezdi. Prensin en büyük kabusu Fırtına Tanrısı’ydı. “Gökgürültüsü” anlamına gelen kelimenin karakterlerinden bile korkuyordu. Babası da aklen çok sağlıklı değildi. O da “ölüm” ve “geri dönüş” kelimelerinden ürkerdi. Kral oğluyla bir-iki dakika bile konuşsa ardından hemen ağzını çalkalıyor, kulaklarını yıkıyor ve kılık değiştiriyordu. Bir gün Kral aniden oğlunu ziyaret etti. Sado öyle dehşete kapıldı ki, sorulara doğru dürüst cevap veremedi. Babası onun sarhoş olduğuna hükmetti, oysa sarayda içki içmek yasaktı. 

Prenses Hyegyong kocası için şöyle yazıyordu: “Hasta olmadığı zamanlar açık fikirli ve olgundu. Ama hastalık pençesine yapışmayagörsün, tamamen değişiyordu. Öyle farklılaşıyordu ki, ikisinin aynı insan olduğuna inanmak zordu”. Karısının anlattığına göre Sado ömrünün son yıllarında şiddet belirtileri göstermeye başladı. Harem ağalarını, hizmetçileri, cariyeleri öldürüyordu. Karısına “umutsuzluğa kapıldığımda insanları veya hayvanları öldürmek beni rahatlatıyor” diye itiraf etmişti. Dedikodular arasında, kızkardeşlerinden Prenses Huvavan’a tacizde bulunduğu iddiası da vardı. 

Sado’da zamanla bir giyim-kuşam saplantısı ortaya çıktı. Kıyafet seçmek için saatler harcıyor, saf ipekten giysileri ruhlara adakta bulunmak üzere yakıyordu. Bir yıl kraliyet mezarlarına yapılan resmî ziyarete veliahtın da katılmasına izin verildi ama yol boyunca o kadar yağmur yağdı ki, kral bunu gökyüzünün hoşnutsuzluğuna vererek oğlunu geri yolladı. Veliaht ise uğursuzluğu seçtiği kıyafete bağlayarak depresyona girdi. 

Prenses Hyegyong’un anlattığı bu olayların yanısıra siyasal çekişmeler de eksik değildi. Ülkede “Noron” ve “Soron” denilen iki siyasi hizip arasında mücadele yaşanıyordu. Bir bürokrat devleti olan Çoson’da iktidar, ülke çapında yapılan sınavlarda başarılı olarak devlet görevine atanan memurların elindeydi. Bu ulema arasında, ritüeller üzerine çıkan, bir yandan da reformlar (vergi sistemi, askerî örgütlenme vb.) konusundaki düşünce farklılıklarına dayalı ayrışmalar çok önce başlamıştı. Bu ortam Sado’nun düşüşünü hazırladı. Haziran 1762’de Na Gyongon adlı bir memur, veliahtın 10 hatasını içeren bir listeyi saray meclisine sundu. O sırada veliahtın annesi Sonhui’nin de Sado’nun artık delirmiş olduğuna karar vererek durumu krala bildirdiği yani oğlunun ipini çektiği öne sürüldü. 

Sandık hapishanesi Sado’nun kapatıldığına benzer, ancak küçük bir çocuğun sığabildiği bu pirinç sandığı bugün onun onuruna yapılmış. Hvaseong Kalesi Müzesi… 

Her ne olduysa, 4 Temmuz 1762’de Sado’nun o güne kadarki bütün hayali korkularını aşan trajik an geldi. Saraydaki Munjeongjeon köşkünün önündeki avluya bir pirinç sandığı getirilerek prens bunun içine hapsedildi. Veliahtın ölümü sonraki yıllarda Soron-Noron kavgasının ve Noron içindeki hiziplerin en önemli çekişme konusu oldu. Prenses Hyegyong şöyle diyordu: “İki görüş ortaya atıldı. Birine göre kralın kararı tarafsız ve adildi. Diğer görüşe göre ise Prens Sado büyük bir haksızlığa uğramıştı. Oysa iki görüş de eşit derecede yanlıştı (…) Merhum kralın ilk başlarda oğlunu gerektiği kadar sevmediği doğruydu ama sonunda yaptığını yapmaktan başka çaresi kalmamıştı. Prens Sado’ya gelince, son derece cömert ve iyi karakterine rağmen, umutsuzca hastaydı. Devletin bekası söz konusu olduğundan bu korkunç sona maruz kaldı”. 

Sado öldükten sonra babası, küçük torunu Jeongjo’yu veliaht olarak yetiştirdi ve tahtını ona bıraktı. Babasını küçük yaşta feci şekilde kaybetmesine, annesinden zorla ayrılmasına rağmen Kral Jeongjo, akıl sağlığı yerinde, reformcu bir hükümdar olarak tarihe geçti. İlk yaptığı işlerden biri, babası için bugün UNESCO dünya miras listesinde bulunan bir kaleyle çevrili bir mezar, planlı modern bir kent yaptırmak oldu. 

EDEBİYAT VE SİNEMA

Sandıkta geçen 8 günün hikayesi

Prenses Hyegyong’un 1795-1806 arasında yazdığı Hanjungnok (Sessizlik Kayıtları) adlı otobiyografi, modern Kore edebiyatının önemli bir eseri. Pek çok yabancı dile çevrilen anılar o kadar “modern” bir dille kaleme alınmıştı ki, Batılı tarihçileri şaşkınlığa sürüklemişti. Bu anılar, Güney Kore’de birçok film ve televizyon dizisine kaynaklık etti. En tanınmışı, 2015 tarihli Lee Joonik’in yönettiği “Sado” (veya “Taht”) adlı film oldu. O yıl Asya’daki tüm sinema ödüllerini toplayan, 45 milyon dolar gişe hasılatı yapan, Cannes Film Festivali’nde çok beğenilen film, Prens Sado’nun sandıkta geçen 8 gününü anlatıyor.