Anadili Türkçe olan Hıristiyanlar, bir zamanlar Anadolu’da yaşamış Türk dilli Ortodokslar, Türk Ortodoks Kilisesi ve erken cumhuriyet devrinden bu yana Türk millliyetçiliği… “Egzantirik” değil, Türk milliyetçiliğin İslâm ile olan ilişkisini tekrar sorgulayan bir yakın tarih gerçeği. 

Y. DOĞAN ÇETİNKAYA 

Geçmişe bakarken, içinde yaşadığı toplumun kurum ve kavramlarından bağımsız bir bakışa sahip olmak, özellikle günümüz insanı için güçtür. Hatta tarihçilerin geneli için bile zor bir iştir bu. Genel eğilim, yüzyıllar öncesini de kendi toplumunun o günkü değer yargıları, kimlikleri ve toplumsal/siyasal düzeni çerçevesinde değerlendirmektir. 

Hâkim anlayış, bugünün kabullerini ve genel geçerliliklerini geçmişin insanları ve toplumlarına giydirmektir. Bu eğilim, sıradan insanın kendi dünyasının dışına çıkmasının zorluğu düşünüldüğünde, biraz anlaşılır bir tutumdur. Ancak meselenin masum olmayan boyutu, bu tutumun aynı zamanda hâkim tarih algısının ve eğitiminin de bir sonucu olduğudur. Müesses düzen, insanların geçmişe bugünün düzeninin merceklerinden ve mevcudu meşrulaştıracak bir biçimde bakmaları için didinir durur. 

Tarihin gizemli ve merak uyandıran tarafı sadece unutulanın ve kaybedilenin keşfinin bir sonucu değildir. Aynı zamanda bugünün düzeninden farklı başka bir dünyanın ve onun parçalarının insiyaki farkına varılışının da bir sonudur. Tarih bunun için kamuoyunda aynı zamanda “hayret etmek” için de bakılan bir alan, günün düzeni ve monotonluğundan kurtulmak için çıkılan bir yolculuktur birçokları için. “Popüler tarih”in ve efsanelerin çok satması ve alıcı bulmasının bir nedeni de budur. 

Türk Ortodoks Kilisesi kurucusu Papa Eftim (Pavlos Karahisaridis daha sonra Zeki Erenerol) 1968 tarihli Tarih Konuşuyor dergisinin kapağında 

İşte memleketimizde bu tür konulardan biri de Karamanlılar ve Karamanlıca’dır. Yani bir zamanlar Anadolu’da yaşamış Türk dilli Ortodoks inanca sahip insanlar ve cemaatleri. Anadili Türkçe olan Hıristiyan bir topluluğun varlığı ve onların geride bıraktığı, Yunan harfleri ile yazılmış Türkçe birikim, gerek Yunanistan gerekse de Türkiye’deki insanlar için “enterasan bir hoşluk”tur. Suyun iki yakasındaki insanlara bir tarafta alfabe dolayısıyla diğer tarafta ise dil nedeniyle uzak ve ulaşılmaz olan bir külliyat. İki taraf için de yabancı topraklar ya da terra incognita’dır. Yine bu çevre içinden çıkan Papa Eftim ve onun Kurtuluş Savaşı sırasında kurduğu Türk Ortodoks Kilisesi. Türkiye’yi kuran önemli kadrolarca Türk olduğu iddia edilmiş Ortodoks Hıristiyan bir cemaatin varlığı, bu ülkenin insanları için gerçekten bir “gariplik”tir. 

Konunun uzman isimlerinden olan Foti Benlisoy ve Stefo Benlisoy’un geçen ay İstos yayınları tarafından basılan kitapları Türk Milliyetçiliğinde Katedilmemiş bir Yol ‘Hıristiyan Türkler’ ve Papa Eftim, bu konu üzerine yazılmış önemli bir katkı. Benlisoy biraderler konuyu tam da girişte ifade etmeye çalıştığım “egzantirik” bir olgu kisvesinden çıkartıp meseleyi bağlamına oturtuyorlar. Aslında bir nevi “normalleştiriyorlar.” Bu gizem ve ilginçlik arayan okuyucu için kitabın sıkıcı olduğu anlamına gelmiyor elbette. Tam tersine gayet sürükleyici bir dille kaleme aldıkları kitap “Türk Ortodoks Kilisesi” girişiminin aslında istisnai bir örnek olmadığının altını çiziyor. 

Kayseri’nin Germir mahallesindeki Aziz Theodori Rum Kilisesinde, Nikolaos Bostanoğlu’nun düğünü (solda). 20. yüzyıl başlarında Nevşehir’de bir Türk Ortodoks düğünü (altta). 

Bu tarz bir girişim doğmakta olan bir ulus-devlet için dünyadaki diğer örneklerde olduğu gibi beklenilmesi gereken bir adımdı. Özellikle bugünden seküler ve laik niteliğiyle ve hatta kopuşuyla hatırlanan bir cumhuriyetin kuruluşu için. Balkanlar’da ve Anadolu’da dinî cemaat, konuşulan diller ve kullanılan alfabeler çok çeşitlilik arz ediyordu. Karamanlılar da bu konuda aslında hiçbir şekilde bir istisna değildi. 

Benlisoy biraderlerin konunun birçok yönünü tafsilatlı olarak analiz ettikleri kitaplarının günümüz tartışmaları içinde önemli bir veçhesi de aslında tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Türk ulus-devleti bu yolu neden katetmemişti? Acaba İslâm ve Müslümanlık modern Türk ulusal kimliği ve Türk milliyetçiliği için bastırılan ve törpülenen değil de asli bir unsur muydu? Türklük ve cumhuriyet -sokaktaki insanın anlayacağı şekilde formüle edersek- acaba o kadar da laik değil miydi? Türk dilli Ortodokslar üzerinde gerek Yunan milliyetçilerinin gerekse de erken dönem Türk milliyetçilerinin vermiş oldukları mücadele ve Papa Eftim’in üzerlerinde etkili olduğu kesimlerin kaygıları, Benlisoyların çalışmalarında tüm berraklığı ile ortaya konuluyor. 

Bu kitap bir süredir gündeme gelen Müslüman ve İslâm milliyetçiliği tartışmasına da önemli bir katkıda bulunuyor. Çünkü Türk milliyetçiliği çalışmalarının bugüne kadar yaptıkları etnisite, ırk ve sekülerlik vurgularının yeniden gözden geçirilmesine vesile olacak bir alan da, Türk milliyetçiliğinin Türk dilli Hıristiyanlara karşı aldığı dışlayıcı politikadır. Karamanlılar kadar sık verilen bir diğer örnek de daha geç tarihlerde Gagavuzlar’ın Türkiye Cumhuriyeti’ne kabul edilmeyişleridir. Bu anlamda cumhuriyetin kurucu kadroları ve liderliği için İslâm’ın nasıl bir kurucu unsur olduğu tekrar tartışılmaya açık hale gelmektedir. 

Keza kendisini Kemalizmin karşısında konumlandıran ve “Yeni Türkiye”yi inşa etmeye çalışanların Türk/ Müslüman milliyetçiliklerinin tarihselleştirilmesi açısından da bu çalışmayı önemli bir kilometre taşı olarak kabul edebiliriz. Okuyucu Papa Eftim üzerine bugüne kadar yapılan çalışmaların aksine, meselenin gazetecilik ve magazinsel boyutu yerine okuyucuya hem bu deneyimin tarihsel arka planını, hem ne anlama geldiğini, hem tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan farklı alternatif yolların olabileceğini hem de Türkiye’nin kuruluşu üzerine kanıksanmış kabullerin sorgulanması gerektiğini akıcı bir şekilde aktarıyor.