MAHMUT MAKAL’DAN GÜNÜMÜZE

Modernleşme ya da Batılılaşma adı verilen imparatorluğun son dönemi ile cumhuriyet döneminde de İstanbul edebiyatın merkezinde kaldı. Mahmut Makal’ın Bizim Köy adlı eseri ilk kez Anadolu gerçeğine “içeriden” eğilen yapıt olma özelliğini taşımış, peşisıra, Köy Enstitüsü çıkışlı yazarlarla “köy edebiyatı”nın gerçekçi kanadı boy atmıştı. 

Mahmut Makal, Bizim Köy’ün parçalarını Varlık dergisine 1948’de göndermiş; kitabın ilk basımını 1950’de gerçekleştirmiş Yaşar Nabi Nayır. Bizim Köy’ün yarattığı etkiyi bugünden bakarak ölçmek de yerine koymak da kolay değil: Öylesine güçlü bir parça tesirli bomba etkisi doğurmuş ki, dönemin cumhurbaşkanı Celâl Bayar genç yazarı Çankaya köşküne davet etmiş; peşpeşe dünya dillerine çevrilme serüveni gelmiş arkadan; Fransa’da örneğin Plon yayınevinin şanlı dizisi Terre Humaine’den çıkmış. 

Fotoğraf, çok genç Mahmut Makal ile babası, Köy Enstitüsü’nde okumak üzere doğduğu köyden ayrılmak üzereyken çekilmiş. 2. Dünya Savaşı’nın bittiği yıl, savaşa katılmamış olsa da dönemi büzüşmek zorunda kalarak geçirmiş bir ülkenin en yoksul köylerinden birinden, onu tam nereye götüreceğini kestirmesinin olanaksız olduğu belirsiz geleceğe ilk adımını atmaya hazır bu çocuk-genç, çok geçmeden kâğıda kaleme sarılarak benzersiz yapıtını verecek. 

Bizim Köy ve Un Village Anatolien Mahmut Makal’ın ilk baskısı 1950’de Varlık Yayınları’ndan çıkan kitabı ve aynı eserin Plon Yayınevi’nce basılan Fransızcası. 

Bizim Köy’ün benzersizliği bir ölçüde Makal’ın yaklaşımının ve yazınsal üslûbunun özgünlüğüne bağlanabilir; ondan çok öncülük konumuna bağlı olarak değerlendirilirse daha bir yerinde olur. Şüphesiz Osmanlı döneminde güçlü bir halk edebiyatı damarı vardı; gene de, özellikle yazılı edebiyat payitaht çıkışlıydı. 

Modernleşme ya da Batılılaşma adı verilen imparatorluğun son dönemi ile cumhuriyet döneminde de İstanbul edebiyatın merkezinde kaldı. Yakup Kadri’sinden Reşat Nuri’sine, Refik Halit’ine Anadolu’ya bakış İstanbul pencerelerindendi. Bizim Köy ilk kez Anadolu gerçeğine içeriden eğilen yapıt olma özelliğini taşımış, peşisıra, Köy Enstitüsü çıkışlı yazarlarla “köy edebiyatı”nın gerçekçi kanadı boy atmıştı: Fakir Baykurt’un, Başaran’ın, Talip Apaydın’ın, daha nicesinin ürünlerinin doğuşunda Makal’ın yarattığı dalganın payı büyüktü. Onları, olağanüstü bir modern epope yaratmayı başaran Yaşar Kemal, Marquez’in büyülü gerçekliğine yakın bir çizgiyi görkemli Ötegeçe hikâyeleriyle işleyen Tahsin Yücel, Ferit Edgü’nün Güney Doğu Anadolu yaşantısından süzdüğü etkileyici ikiz romanları Kimse ve O (Hakkâri’de Bir Mevsim), İkinci Yeni şiir hareketinin Anadolu çıkışlı şairleriyle Cahit Külebi-Gülten Akın odaklı bir serüvenin güçlü örnekleri izlemiştir: Metropol sultasını kıran bir Anadolu yenidendoğuşu. 

Bizim Köy’den yarım yüzyıl sonra Azad Ziya Eren ile yollarımız kesişti. Güneydoğu Anadolu’nun bugün olduğu gibi o gün de kırılamamış “makus talihi”nin tekrarlandığı uç noktalarından birinde köy öğretmenliği yapıyordu. Bölgenin insanıydı ama Mahmut Makal gibi çok yoksul bir kesimden, eğitimden yoksun bir aileden gelmiyordu Azad: Hem ciddi bir kültürel-sanatsal donanımı vardı hem de yazdığı şiirlerden ve denemelerden hemen farkedildiği gibi, üslûbu ve gustosuyla yüksek bir modernist hizayı hedef seçmişti. 

Köyden ayrılırken… Mahmut Makal ile babası İsmail Makal. Mahmut Makal’ın Köy Enstitüsü’nde okumak üzere doğduğu köyden ayrılmak üzereyken çekilen veda fotoğrafı: 23 Mart 1943. İ. H. Tonguç Belgeliği. 

Sır sayılmaz: Azad Ziya Eren’i Sakızköy Güncesi’ne doğru kışkırttım o dönemde. Bizim Köy’den onca yıl sonra “bizim köy”ün bir türlü değiştirilemeyen yazgısını gene içeriden, Anadolu’nun en yoksul köylerinden birinden, sıradışı bir dille, seslendirmeyi başardı: “Örtmen”i olduğu çocukların fotoğrafları, Makal’ın babasıyla çekilmiş fotoğrafının yanına iliştiler: Mahzun, acılı albüm. 

Sakızköy Güncesi, içeriden ama dışarıdan, sımsıkı bir belgesel metin, canyakıcı bir tanıklık getirdi. Kendi payıma, duraksamadan Yaşar Kemal’in güçlü röportajlarının hizasına koyuyorum o kitabı. Terimin varolduğunu sanmıyorum, bir “smart camera” gibi dolaşıyor köyün ortasında, diplerinde Azad’ın kalemi, çektiği filmin herbir karesi gözü yakıyor. Çocukların yüzünden Mahler’in şarkılarını dinliyoruz. 

Ama unutmamak gerekir: Azad Ziya Eren’i bu kitaba sıkıştırmak doğru olmaz. Tam tersine, gücü ve önemi ne olursa olsun Sakızköy Güncesi, yazarının güzergâhında ayrıksı bir sapak olmuş, öyle kalmıştır. Merkezindeyse, şiirlerinin asal çizgiyi temsil ettiği söylenmeli: Çok katmanlı, yer yer ezoterik boyutlar arzeden, oldukça yoğun, koyu bir yazı. Denemelerinde de benzer özellikler göze çarpıyor Azad’ın: Edebiyat, sanat, felsefe üzerine kurduğu her parça kurmakta olduğu bütünlüğü doğruluyor: Sanki büyük bir puzzle kutusunu dolduruyor yıldan yıla, usul usul tablo beliriyor önümüzde, bir kitabından ötekine. Azad, bir kültürel coğrafyanın sınırlarına hapsetmedi kendini: Kozmopolit bir yazı adamı. 

Geçmişten, soykütük ağacının anakişilerini seçti. Bugünden soyutlanmadı. 

Ama asıl: Ucu açık bir yarın için hazırlandı. Orası bir sürgün beldesi değil, sınır tanımaz vatanı.