Sibiryalı cahil bir köylü olan Grigori Rasputin, 20. yüzyıl başlarında gezgin vaizlik ve şifacılıktan, Rusya’yı fiilen yöneten bir adam mertebesine yükselmişti. Çariçe’nin güvenini kazanıp Rus sarayına sızdıktan sonra ipleri eline alan Rasputin’in dinî istismarlar, seks skandalları, siyasi entrikalarla dolu hayatı, 1916’da yine hanedan üyesi bir prensin tabancasından çıkan kurşunlarla sonlanmıştı. Çarlık Rusyası da bir yıl sonra aynı kaderi paylaşacaktı.

RRusya’yı sarsan ilk devrim 1905’te patlak verdiğinde, çar ailesinin en önemli sorunu Ağustos 1904’te doğan tek erkek çocukları Veliaht Alexis’in hemofili hastalığından muzdarip olmasıydı. Çariçe hekimlerin yanısıra “geleneksel” tedavi yöntemlerini de önemsiyordu. Çar hatıra defterine devrimin en kritik günlerinde şunları yazıyordu: “Tobolsk’tan Grigoriy adlı bir Tanrı adamıyla tanıştık”. Sözü edilen adam Çarlık Rusyasının yönetici çevrelerini yıllarca uğraştıracak olan Rasputin’den başkası değildi. 

1869 doğumlu Grigori Yefimoviç Rasputin, çarlığın son yıllarında bu “sağaltıcı” gücünden istifade ederek ilkin çariçenin güvenini ve desteğini kazanmış ve sonra da başkentin idari ve siyasi çevrelerinde nüfuz sahibi biri ve hatta neredeyse bir devlet kurumu haline gelmiştir. “Staretz” (ihtiyar ermiş) olarak da adlandırılan Rasputin, aşırı renkli özel hayatıyla siyasi rolünden çok daha fazla ilgi çekmiştir. 

Alman asıllı çariçe ve hasta veliaht 

Rasputin tarihe aristokratik bir aşk hikayesinin beklenmedik misafiri olarak atlamıştır. Kraliçe Victoria’nın torunu (kızının kızı) Alice’le Windsor Sarayında tanışan çarlığın varisi Nikolay, birbirlerine aşık olmuşlardı. Çar II. Aleksandr, Hesse ailesinde bir çeşit kan hastalığı olan hemofilinin ırsi olduğunu bildiğinden buna bir süre karşı çıksa da sonunda razı oldu. Onun ölümünden sonra Nikolay tahta çıktı ve çariçe dört kız çocuğu doğurdu. Ancak tahta bir varis gerektiğinden bir erkek çocuğu doğurmak için doktorların yanısıra şarlatanlara, üfürükçülere, büyücülere, yani “geleneksel” yöntemlere de bel bağlıyordu. Nihayet 1904’te Aleksis doğdu ve beklendiği gibi hemofili hastasıydı. 

Kadınların sevgilisiydi Sibirya’nın bir köşesinden gelip imparatorluğun merkezine yerleşen Rasputin, gizemli duruşu ve etkileyici karakteriyle kadınları etrafına toplamakta oldukça yetenekliydi. Kısa zamanda hem konumunu güçlendiriyor hem de bütün saray kadınlarıyla çeşitli biçimlerde ilişki kuruyordu. 

İşte tam da bu sırada Çariçe Aleksandra Fiyodorovna, çaresizlik içinde zaten eğilimli olduğu mistik arayışlarına denk düşen ve ölümüne kadar gölgesi gibi yaşayacak olan Rasputin’e rastladı, daha doğrusu tosladı. Uygun zamanda uygun yerde bulunan bu “Tanrı adamı”, kısa zamanda yüksek yerlerde kendine yardımcılar bulacak, daha doğrusu onlar kendisini bulacaklar ve böylece çariçeyi ve onun aracılığıyla da çarı sıkı sıkıya avucuna alan yeni bir yönetici odak oluşacaktı. 

Zamanla arşivlerin önemli bir kısmı harap olduğu için hakkında kendi anlattıklarından fazla birşey bilinmese de, Rasputin’in Pokrovskoye’de 1869’de doğduğu, 19 yaşında evlenip beş çocuk sahibi olduğu bilinmekte. Külhanbeyliği, sarhoşluğu ve çapkınlığı ile bilinen Rasputin, aslında cahil bir köylüydü. Bir papazın etkisiyle nedamet getirmiş ve evini barkını terkedip manastır manastır dolaşarak Rusya’da çok rastlanan gezginci vaizlerden biri olmuştu. Günahı günahla arıtmayı savunan (“Tanrı’ya yakınlaşmak, erişmek için çok günah işlemek gerekir”), uyuşturucu ve dansı, dinle erotizmi kaynaştıran bir mezhebe, Khlyst’lere yakınlaştı. Dinsel takıntılarına ölçüsüz seks maceralarını da katarak tüm ülkede ün saldı. 

Hipnoz becerisi 

Hipnoz becerisi de olan ve Sibirya’daki geleneksel tedavi yöntemlerini de bir miktar bilen Rasputin, çarlık ailesinin yakınlarıyla evli olan Karadağ kralının kızlarından, Kiev’de rastladığı Büyük Düşes Maritze tarafından 1904 ilkbaharında impatorluğun başkentine davet edilmişti. Başkent Petersburg’a geldiğinde kadınlardan oluşan geniş bir çevre edindi. Çar ve çariçe ile tanışma imkanı buldu. Artık sarayda hem tabiat üstü güçleri olan bir hekim hem de bir aziz muamelesi görüyordu. 

Çariçe, Rusya hakkında hemen hiçbir şey bilmiyordu. Rasputin onun için siyasal olarak da sanki köylü Rusya’nın temsilcisi, Tanrı tarafından gönderilen ve tahtla köylülerin birliğinin timsali olan bir insandı. Ahlaki düşüklüğüne ilişkin söylenenleri ise bir iftira olarak görüyordu. 

Rasputin’in imparatorluk sarayında geleneksel köylü, mujik kıyafetiyle arzı endam etmesi ona ayrı bir hava veriyordu. Kolsuz kaput, kuşaklı gömlek, koca ayakkabılar, taranmamış bir sakalla gerçek bir Rus köylüsüydü! Rasputin, çarın Tanrı tarafından gönderildiğine ve Rus halkını temsil ettiğine inanıyordu. Duma yani meclis, işe yaramaz soyluların oyun alanıydı. 

Rasputin, saraydaki ilk yıllarından sonra yavaş yavaş siyasete dahil olarak büyük meselelerde de çariçe aracılığıyla ağırlığını koymaya başladı. Örneğin Balkan Harbi’nde, 1905 Japon Savaşı yenilgisinden zayıflayarak çıkan imparatorluğun yeni bir çatışmaya hazırlıklı olmadığından hareketle barıştan yana oldu. Rasputin’in kabine üzerindeki ağırlığı 1905 Devrimi’nin sularının çekilmesinden, başbakan Stolipin’in genç bir anarşist tarafından öldürülmesinden sonra daha da arttı. 

Polis teşkilâtının hafiyeleri her gün saat saat Rasputin’i izliyor ve raporlarında Pok-rovskoye’deki köyüne sarhoş bir hâlde ailesini ziyarete gittiğini, bu sırada babasıyla kanlı bıçaklı bir kavgaya tutuştuğunu bildiriyorlardı. 

Bu raporlar, destansı bir üslûpla onun delişmenliklerini anlatıyordu: “Bugün sabahın beşinde tümüyle sarhoş bir şekilde evine döndü… 25’i 26’ya bağlayan geceyi aktrist V. Rasputin’le geçirdi… Prenses D. ile birlikte Astoria Oteli’ne geldi… Gece onbire doğru Çarskoye Selo’dan evine döndü… Rasputin Prenses Ş. ile birlikte eve geldi; çok sarhoştu; beraberce hemen çıktılar… Sabah beşte oldukça sarhoş vaziyette evine döndü. Bu notlar, istihbaratçı jandarma generali Globaçev tarafından derlenip imzalanmıştı. 

‘Din büyüğü’ Rasputin Rasputin’in kariyeri, gezici vaizlikle başlamıştı. Kendisini bir “din büyüğü” olarak konumluyor, Çarlık Rusyasındaki taassubu da kendi çıkarları için kullanıyordu. Saraydaki nüfuzu arttıkça, dinî çevrelerdeki etkisi de artacaktı. 

Rasputin’in kirli çamaşırları raporlarda 

Hafiyelerin bir kez daha şişelerin ve kadınların sayısını kaydettiği bir gün, çariçe çara mektubunda acılarından bahsediyordu: “Rasputin’i kadınları öpmekle suçluyorlar. ‘Havariler’i oku, onlar da hoşgeldiniz manasına her erkek ve kadını öpüyorlardı”. Havarilere yapılan bu atıfın, hafiyeleri ikna ettiği pek söylenemez. Bir başka mektupta çariçe daha da ileri gidiyordu: “Akşam İncil’i okurken, uzun uzun dostumuzu düşündüm: Yahudi vaizleri ve Farisiler de kendilerinin mükemmel oldukları inancıyla nasıl da İsa’ya işkence etmişlerdi… Gerçek şu ki, hiç kimse kendi ülkesinde peygamber olamaz”. 

Çar II. Nikolay’ın Rasputin hakkındaki söylenenlerden ve istihbarat raporlarından haberdar olmaması imkansızdı. Ancak eşi Aleksandra Fiyodorovna’ya, veliahtın hastalığı nedeniyle ancak uzman hekimlere güvenilmesi gerektiğini anlatamıyordu. Çariçe için ise Rasputin’in iyleştirici gücü herşeyden önemliydi. 

Çariçe yalnızca oğlunun sağlığı için değil, Rusya’nın geleceği, yani çarlığın istikbali için de Rasputin’in öğütlerini tanrısal bir buyruk addediyordu. Ona göre bakanlar bile Rasputin’in sözlerini dikkate almalıydı. Hatıralarında şunları yazmıştı: “… Savaş Bakanının seçtiği adamı beğenmiyorum. Kendisi dostumuzun düşmanıdır ve bize uğrsuzluk getirir”. “Dostumuz” dediği Rasputin’in, stratejik meselelerde bile “değerli fikirler”i vardı. 

Çariçe çarı etkisi altına almıştı, Rasputin de çariçeyi. Herhangi bir anlaşmazlık olduğunda Rasputin, çariçeyi köyüne dönmekle tehdit ediyordu. Stolipin’in öldürülmesinden sonra onun yerine başbakanlığa getirilen Vladimir Nikolayeviç Kokovtsov, başlarda arkadan yönetilebilecek biri olarak görüldüğünden çariçe tarafından çok tutuluyordu. Ancak Rasputin’in saraydaki nüfuzuna dayanamadı. 

1912 Şubat’ında ana çariçe bile şöyle yazıyordu: “Zavalı gelinim kendisini ve hanedanı nasıl bir felakete sürüklemekte olduğunu anlayamaz. Kendisi bir kere bu kötü adamın kutsallığına inanmış, bizler bu felaketi önleyemiyoruz”. 

Petrograd Metropoliti Pitirim ve okumasını zar zor beceren Başpiskopos Varnava, mevkilerini Rasputin’e borçlulardı. Rasputin, diğer bir çokları arasında Stürmer’i başbakan, Protopopov’u içişleri bakanı, Rayev’i yeni baş vekilharç olarak atadı. 

Polis tarafından kumarbaz ve tefeci olarak fişlenen “ihtiyar ermiş”in mali danışmanı Yahudi Simanoviç, son derece namussuz bir adam olan Dobrovolskiy’i de adalet bakanı olarak atamıştı! 

1 Ağustos 1914’te Almanya ile Rusya arasında savaş ilan edildi. İlk askerî başarılardan hemen sonra, kışa doğru teçhizat noksanlığı ve ordunun başındaki Nikolay Nikolayeviç’in yetersizliğinden ötürü durum tersine döndü. II. Nikolay komutayı bizzat ele alarak cepheye gitti ve hükümdarlık naipliğini eşi çariçeye, yani Rasputin’e bıraktı. 

Rasputin oturuyor, generaller ayakta Çar II. Nikola’nın iki generaliyle olan bu fotoğrafı, askerlerin Rasputin’le aralarındaki hiyerarşiyi ortaya koyuyor. Rasputin, ordu içindeki tayinleri dahi kontrol ediyordu. 

Savaş ve Rasputin’in değişen kaderi 

Birbirinden uzak kaldıklarında çariçe sık sık eşine yazıyordu: “… Benim kendi düşüncem böyle, ama dostumuzun bu konuda ne düşündüğünü de öğrenmeye çalışacağım”. Bir başka mektupta “… Ben güçlüyüm, dostumuza ve bana her konuda güven… Dostumuzun duaları ve yardımıyla her şey yolunda gidecek… Eğer o yanımızda olmasaydı, her şey çoktan bitmiş olurdu, buna tümüyle inanıyorum…” 

Rasputin’in nüfuzu artmıştı ama, başta hüsnü kabul gördüğü dinî çevreler de dahil olmak üzere askerî ve siyasal yönetici kesimle ilişkileri giderek bozulmaya başlamıştı. 

Duma’da 1915 yazında liberal ve ılımlı muhafazakârlardan oluşan bir çoğunluk belirmiş ve “ilerici grup” adını almıştı. Bu gruptakiler ülkedeki krize bir çözüm aramak için çarla konuşmak istemiş, ama çar onları reddetmişti. İlerde başbakan olacak olan Kerenski, böylesine bir kriz döneminde Rasputin’in (Grişka) başbakan olma ihtimaline karşı şu notu düşüyordu: “…Grişka tam bir ‘çarıklı enkanıharp’. Petrograd’da başbakan olup sorumluluk almaktansa, sarayda ve iktidarda kalmayı tercih eder”.

Rusya’da Şubat Devriminden çok önce çarlık yalnızca halk katında değil, ordu ve toplumun üst kesimlerinde de itibar kaybetmişti; yalnızca Rasputin’in elinde oyuncak olan sağcı gericiler ve bir takım bürokratlarca destekleniyordu. Orduda ve aristokraside çarın üzerindeki etkisinin silinmesi için, çariçeyi bir şekilde uzaklaştırmanın yolları aranıyordu. Şubat Devrimi arefesinde, her tarafı bir saray darbesi kokusu sarmıştı. Güneybatı cephesi komutanı ünlü general Krimov, Ocak ayı başlarında başkente gelerek bir takım görüşmeler yaptı. 1916 Mart’ının ortasında gerçekleştirilmesi tasarlanan bir darbenin hazırlığına girişilmişti bile. Çarın varlığında savaşın kazanılmasının imkansız olduğunu düşünüyorlardı. 

Soyluların yanısıra Romanov hanedanı da Rasputin’den kurtulmanın yollarını arıyordu. 16 Aralık 1916 gecesi, çarın yeğeni Büyük Düşes İrina ile evli olan Prens Feliks Yussupov’un evindeki bir davete Rasputin de çağrılmıştı. Diğer davetliler arasında bir başka çar yeğeni Grandük Dimitriy Pavloviç, aşırı sağcı milletvekili Vladimir Purişkeviç, subay Sukhoten ve başhekim Stanislas Lazovert de vardı. 

Soyluların intikamı

Prens Yussupov, yakın mesafeden Rasputin’i vurdu ve ceset birkaç gün sonra Neva nehri üzerindeki Petrovski köprüsü civarında bulundu. Suratı hurdahaş ve vücudunda üç kurşun yarası bulunan Rasputin’in ciğerlerindeki su, nehre atıldığında henüz nefes aldığını göstermekteydi. 

Rasputin saraya yakın inşa halindeki bir kiliseye çar, çariçe, kızları ve nedimelerinin katıldığı bir törenle gömüldü. Cinayeti işleyenlerden grandük, sarayında göz hapsine alındı. Sempati ziyaretlerinin ardı arkası kesilmedi. Çariçenin öz kızkardeşi cinayeti işleyenler için dua ettiğini ve onların bu yurtsever hareketini kutsadığını belirten bir telgraf çekti. Yussupov, ehine tiyatrolarda gösteriler yapıldı, gazetelerde makaleler yayımlandı. Toplumun her katında adeta bir rahatlama hissi belirdi. 

Manipülasyon ustası Çariçeyi kontrolü altına alarak çarı da yönetmeye başlayan Rasputin, binlerce kitaba, afişe, filme konu oldu (üstte). Saraydaki yükselişi çok hızlı ve bir o kadar da mantığa aykırı gerçekleşen Rasputin’in öldürülüşü de yaşamı gibi hileli ve tuzaklı oldu.

Rasputin’in mirası 

Rasputin artık yoktu, ama gölgesi hüküm sürmeye devam etti. Komplocuların tüm beklentilerinin aksine, imparatorluk çifti inatla Rasputincilerin en nefret edilen şahsiyetlerini üst düzey görevlere atamayı sürdürdü. Cinayet iktidar denkleminde önemli bir rol oynamıştı ama, krizi dindirmek bir yana daha da ağırlaştırdı. Şair A. Blok, Rasputin’in öldürülmesi konusunda şöyle yazacaktı: “Onu haklayan kurşun, hanedanı da tam kalbinden vurdu”.

Rasputin’in öldürülmesinden sonra monarşi son günlerini yaşadı. On hafta sonra Şubat Devrimi kapıyı çalıyordu. Troçki ünlü Rus Devriminin Tarihi kitabında olayı şöyle özetleyecekti: “Eski rejimin bir temsilcisi senatör Tagantsev, ‘Rasputin varolmasaydı onu yaratmak gerekecekti’ demişti. Bu sözün onu söyleyenin düşündüğünden daha fazla anlamı var. ‘Serserilik’ten toplumun alt katmanlarındaki anti-sosyal parazitizmin uç bir ifadesini anlıyorsak eğer, Rasputin’in serüveninin öncelikle taçlanmış bir serserilik olduğunu söyleyebiliriz”.

Rasputin, 1917 Devriminden sonra çarlık rejiminin çürümüşlüğünü ifade eden bir imaj olarak yaşadı. Rasputin adı 20. yüzyıl boyunca devlet ve din işlerinde entrikacılık, imparatorlukların çöküşü, manipülasyon, seksüel fanteziler gibi birçok alanda kullanılan bir sembol haline geldi. Hakkında sayısız kitap yazılan, filmler- diziler- müzikler yapılan Rasputin, bir popüler kültür ikonu olarak hâlâ yaşıyor.